Sponsorlu Bağlantılar
   

Ahilik ve Kültür Tarihimizde ki Yeri

Tarihi Bilgiler icinde Ahilik ve Kültür Tarihimizde ki Yeri konusu , Ahilik, ister aslı Arapça olan “ahi”den, ister Türkçe “akı”dan alınmış olsun, her ikisinin de anlamı birbirine yakındır. Bir başka ifade ile bu iki kelime anlamdaştır. Birincisi kardeş anlamındadır. Bu anlamda ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 25-11-2008   #1 (permalink)
Standart Ahilik ve Kültür Tarihimizde ki Yeri

Sponsorlu Bağlantılar


Ahilik, ister aslı Arapça olan “ahi”den, ister Türkçe “akı”dan alınmış olsun, her ikisinin de anlamı birbirine yakındır. Bir başka ifade ile bu iki kelime anlamdaştır. Birincisi kardeş anlamındadır. Bu anlamda birbirini gözeten, kardeşinin her türlü ihtiyaç ve durumunu göz önüne alan kişi; ister aynı ana babadan dünyaya gelen kimseler olsun, ister bu anlayışı benimsemiş, kendisine kardeş olarak seçmiş olduğu kimselerin bir arada yaşamaları şeklinde ortaya çıkmış olsun kardeşi için her türlü fedakârlığı göze aldığından birinci anlamıyla kardeştir. İkinci anlamda da; “akı” kelimesi, “eli açık, cömert, yiğit” anlamındadır. Anadolu’da tıpkı Türkçedeki “dakı”nın “dahi”ye dönüşmesi gibi, “akı”nın da “ahi”ye dönüşmüş olması muhtemeldir. Bunun için hem anlam yakınlığı, hemde anlayış ve yaşayış bakımlarından eski Türklerdeki “akılı”. Müslüman Türklerde Anadolu’da XIII. Yüzyıldan itibaren de “ahilik” tarzında devam etmiştir.


Ahiliğe mensup olanlara “ahi” dendiği gibi fütüvvet sahibi demek olan “feta” dendiğinide biliyoruz. Ahilerin tüzüğü olarak kabul edileb “Fütüvvetname”lerde; “ahi” ve “feta” hiç tereddüt edilmeden aynı anlamda kullanılmıştır. Onun için açıkça ifade etmek gerekirse, ahilik, Anadolu’da, Müslüman Türkler tarafından teşkilatlandırılarak yaşatılan bir müessesedir.Bu müessesenin ticari, ekonomik ve kültürel özellikleri yanında, toplumu ayakta tutan ve Anadolu’nun her yanına yayılan bir organizasyon olduğu görülmektedir. Nitekim, XIV. Yüzyılın ilk yarısında Anadolu’yu dolaşmış olan Kuzey Afrikalı Müslüman seyyah İbn Batuta, hemen her gittiği şehir ve köyde ahileri aramış, rahatlıkla söyleyebiliriz ki notlarında belirttiği yerlerin yüzde doksanında bulmuştur.1Bu kurumun asıl teşkilat olarak, şehrin esnaf ve sanatkârları arasında yaygın olması yanında halkın diğer kesimini de içine alan bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Zira, ahiliğe mensup olanların bir araya geldikleri “Tekke” ve “Zaviye”ler, hem mensuplarının her gün bir araya geldikleri kültür ocakları, hem de o şehre ve köye dışarıdan gelmiş misafir ve yabancıların sığınaklarıdır.

Bu kültür ocakları aynı zamanda, genç üyelerinin eğitimlerini de üstlenmiş bir eğitim merkezidirler. Bu ocaklarda yetişen gençlere, her şeyden önce, kendisinden önce başkasını düşünme terbiyesi verilirdi. Daha da ileri gidilerek, İnsan sevgisi aşılanılırdı. Ahi zâviyelerinde işçi ve çırak konumundaki gençlerden başka, öğretmenler, müderrisler, kâdılar, hatipler, vâizlerle usta ve yöneticiler gibi şehrin ileri gelen olgun ve faziletli kimseleri de bulunurdu. Ya da zaman zaman buralara konuk olurlardı. Bunlar hem sohbetleri, hem de davranışları ile yetiştirici ve eğitici oldukları gibi, tekkenin mensubu olan gençler aynı zaman da kendi meslekleri ile ilgili bilgiler de öğrenirlerdi. Bu arada dolaylı olarak da, iş hayatını ilgilendiren, insanlarla münasebetlerini düzenlemede rol oynayan ve daha açıkçası hayat görüşünü etkileyip belirleyen bilgileri, bizzat görerek öğrenmeleri mümkündü.2

Zâviyelerde verilen bu teorik bilgiler arasında en önemli yeer, şüphesiz, zâviyenin şeyhinin bağlı bulunduğu tarikatın disiplinleri alırdı. Bunlar da zâten Fütüvvet-nâmelerde belirlenmiş kurallardı. Bu Fütüvvet-nâmeler, ahilerin günlük hayatını ve yaşayışlarını şekillendiren görüş ve düşüncelerini ihtiva eden eserlerdir. Bu eserleri okuyarak, onlar inanç esaslarına dair olan bilgileri alırlardı. Ahi zâviyelerine kabul olunanlar, ahi terbiyesini, ahilik meşrebinin gerektirdiği esasları, okuyarak, dinleyerek ve kardeş erlerle, öğretmen ahilerle birlikte yaşayarak, görerek alıyorlardı. Ve bu eğitim öğretim bütün hayatı kucaklıyordu.3

Refik Soykut: “Ahiler ve Ahilik; halinden memnun geleceğinden emin, inanmış ve yaralı işle yönelmiş mutlu kişilerin oluşturduğu bir esnaf kitlesi, güçlü ve yaygın bir orta sınıf yaratmış. Çağımızın, hasreti çekilen sanat, ticaret ve iş ahlakı yanında kooperatifçilik-sendikacılık-sosyal güvenlik-standart üretim-kalite ve fiyat kontrolü gibi başlıca sorunları asırlar boyu rahatlıkla ve başarı ile çözümlemiştir.”4 diyerek, Ahiliğin tarih içinde yerine getirdiği faaliyet anlamlarına karşılık günümüzdeki fonksiyonlarını bir cümle halinde ifade etmiştir. İş ahlakı her devirde ve her toplumda aranır. Peki, güvenirliliği, işini mükemmel yapmayı, işi ehline vermeyi ve kolaya kaçmadan, her şeyi kendi gücüyle, kendi alın teriyle, kendi bileğinin hakkıyla yapmayı gerektiren bu iş ahlâkı nasıl tesis ediliyordu?

İşinde hile yapan, mesleğini kötüye kullanan esnafın ahi teşkilatlarının Osmanlılardaki devamı olan loncadan çıkarılması, “kethüda” ve “ihtiyar heyeti” kararıyla olurdu. Loncadan çıkarılan bir kişi bir daha bu mesleğe dönemezdi. Esnaf yaptığı hile veya sattığı maldan hakkından fazla aldığı ücret oranında, ya meslekten çıkarılma ya da falakaya yatırılma cezasına çarptırılırdı.

Sağlıksız mal üretenlerin, kalitesine uyulmayan malların toplatıldığı esnaf aynı zamanda kendisi “yolsuz” ilân edilirdi. Yolsuz olanlarla, diğer esnaf ve müşteriler alışverişte bulunmazlar, böylece de ona uygulanan bu ambargo sonucunda da o kişi mesleğinde barınamazdı, tutunamazdı. Nitekim vesikalardan anlaşıldığına göre, bu türlü uygunsuz yola sapan esnafların hak ettikleri cezaları aldıkları görülmektedir. XVIII. Yüzyılda İstanbul’da bir esnaf, kılıç kabzasını abanoz ağacına benzeterek boyadığı ve abanoz ağacından yapılmış gibi gösterdiği için derhal meslekten çıkarılmış ve yolsuz ilan edilmiştir. Sattığı süte su kattığı için sütçünün birinin kuyuya sarkıtıldığını; bozuk kantar kullanan oduncunun altmış okkalık kantarı omzuna yükletilerek çarşı-pazar dolaştırıldığını; kötü pekmez sattığı için pekmez küpünün başına geçirildiğini tarihi belgelerde görmekteyiz.5

Ahiliğin kurucusu olarak kabul edilen Ahi Evran (1172-1262), esnaf ve sanatkarları bir birlik altında toplayarak, sanat ve ticaret ahlâkını, üretici ve tüketici çıkarlarını güven altına almak suretiyle, toplumda var olan politik ve ekonomik çalkantılar içinde onların yaşama ve direnme gücüne sahip olmaları sağlanmıştır. Burada, göz önünde bulundurulan çok önemli bir özellik vardır. Bu özellik, ahiliğe bağlı olanların, mensup oldukları medeniyetin unsurlarını ve özelliklerini kendi hayatlarında temsil etmiş olmalarıdır. Bu medeniyet de İslam medeniyetidir. İslam medeniyetinin insana verdiği değeri kavrayan ahilik müntesipleri, sadece dış görünüşteki temizliği değil, aynı zamanda, ruh zenginliğinin kazandırdığı iç temizlik ve ruhî enginlik gibi yüce insani değerleri de hem kendi hayatlarında uygulamış, hem de bu konuda başkalarına örneklik etmişlerdir.

I. AHİ KÜLTÜRÜNÜN TEORİK KAYNAKLARI
Ahi zaviyelerinde verilen teorik bilgiler arasında en önemli yeri şüphesiz, zâviyenin şeyhinin mensup olduğu tarikat zümresinin uyguladığı ve öğrettiği tarikat disiplinleri alırdı. Bunlar da, yukarıda da belirttiğimiz gibi, zaten “Fütüvvet-nâme”lerde yer alan daha çok ahlâki kurallar ve psikolojik öğretilerdi. Bu kurallar, İbn Batuta’nın Seyahatnâme’sinde de haber verdiği gibi, tekke ve zaviyelerde okunan kitaplarda yazılı kurallardır.

Nitekim, Çobanoğlu’nun Fütüvvet-nâmesi’ndeahi zaviyelerinde “Türkçe Fütüvvet-nâme”lerin okunduğunun açıkça ifade edildiğini6 görmekteyiz. Onun için ahilerin aldıkları kültürlerinin hangi temel esaslara dayandığını anlamak için öncelikle, zâviyelerde okunan ve dinlenen Fütüvvet-nâmelerin muhtevaları hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Biz burada bir iki örnekle yetineceğiz:

a) Fütüvvet-nâmelerin Muhtevası:
Harputlu Nakkaş İlyasoğlu Ahmet’in “Tuhfetü’l- Vasâya” adlı fütüvvet-nâmesinde, fütüvvet şartlarının neler olduğunu özetle şöylece ifade edilmiş bulunmaktadır.

“Fütüvvet’in şartlarından biri; namazı bırakmamaktır. Hayâ da fütüvvetin şartlarındandır. Dünyayı, insanı kendisine bağlayan şeyleriyle birlikte terk etmek de bunlardandır. Dünyayı, insanı kendisine bağlayan şeyleriyle birlikte terk etmek de bunlardandır. Tanrı’nın nehyettiği şeylerde nefis dileğine aykırı harekette bulunmak ve Tanrı’nın taatine (tanrı’ya itaatte) rağbet göstermek de fütüvvet şartlarındandır. Helâl kazanç da fütüvvet şartlarındandır. Fütüvvet şartlarından biri de; ihvandan (kardeşlerden) muhtaç olanlara malını bağışlamak, onlara yumuşaklıkla davranmak, onlar güzel sözle bile olsa ihsân (iyilik) ve kerem etmektir. İyiliğ buyurmak, kötülükten sakındırmak da fütüvvet şartlarındandır.7
Fütüvvet ile mürüvvet ahiliğin ilkelerindendir. Bu ilkeleri bir arada ele alan fütüvvet-nâmeler, okuyanları eğittikleri gibi, o toplumun kültürel hayatının oluşmasında da rol oynarlar. Bunun için kaleme alınan fütüvvet-nâmelerin bir kısmı aynı anlama gelen “mürüvvet” kelimesi ile de isimlendirilmiştir.

Nitekim bir başka fütüvvet-nâmenin sadece konu başlıklarını gözden geçirsek, bu türden olan bir fütüvvet-nâmenin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip oluruz. Biz burada, kırk bir bâbtan ibaret olan Aliyyü İbnü’l-Hasan İbn Ca’deveyh’in “Kitabü Mirâti’l-Mürüvve” adlı fütüvvet-nâmesinin konu başlıklarını sıralamakla yetineceğiz.


“1. Mürüvvetin lafzı anılmaksızın Kur’ân’da zikredilişi,
2. Mürüvvet hakkında ve fütüvvet manalarına ait söylenen sözler,
3. Mürüvvet hakkında padişahların sözleri,
4. Vezirlerin sözleri,
5. Akıl ve akılı kişinin mürüvveti,
6. Güler yüzlü tatlı söz,
7. huy güzelliği ve bu hususa ait şeyler,
8. cömertlik, bağış ve bu husustaki mürüvvet,
9. “Evet” demenin öğülüşü, “hayır” demenin yerilişi,
10. Cömertliği öğüş, “nekesliği” (pintilik) yeriş, kınayış,
11. İyilik ve bu husustaki mürüvvet,
12. İstemeden bağışlama ve mümini sevindirme,
13. İyiliği sevme ve bu husustaki mürüvvet,
14. Va’de vefa ve iyi söz söylemek,
15. .ehline (ailesine ve yakınları ile emrinde olanlara) ve müstahak olanlara iyilikte bulunmak,
16. İyiliği hemencecik yapmak ve bu hususta mürüvvet,
17. Kullarla ve hizmetçilerle iyi geçinmek,
18. İyiliğe karşılıkta bulunmak ve şükretmek,
19. İnsanlarla iyi geçinmek, onlara yumuşak davranmak, suç işlerlerse özürlerini kabul etmek,
20. Affetmek, suçtan geçmek ve bu husustaki mürüvvet,
21. Güzel koku sürünmek ve bu husustaki mürüvvet,
22. Elbise ve buna ait mürüvvet,
23. Yemek, içmek mürüvveti,
24. Nikah ve kadınları evermek,
25. Kadınların mehri,
26. Büyüklerle, ulularla sohbet,
27. Ağır kişilerle ve aşağılık adamlarla sohbetten kaçınmak,
28. İhvâna (dost ve kardeşlere) bağış,
29. Halkın geçip gidişi; nerede o gidenler?
30. İçki ve içki müptelalarını kınayış, içmemekteki mürüvvet,
31. Kerem ve cömertlik, 32. Kanatın yüceliği ve tamahı terk ediş,
33. Nâmahreme bakış ve onlardan göz yumuş hakkında söylenen sözlerle bu husustaki mürüvvet,
34. Ziyafet, ziyafetin fazileti ve ziyafet verene ait ziyafet mürüvveti,
35. Büyükler, yüceler ve mürüvvetleri,
36. Hediye ve bu husustaki mürüvvet ve mertebeleri,
37. Latife, latife ederken kötü söz söylememek,
38. Anılması kötü, söylenmesi çirkin sözlerin fenalığı,
39. İnsanların sınıfları ve mertebeleri,
40. Fütüvvet ve fütüvvete ait sorulara verilen cevaplar,
41. Dua ve güzel dualarda söylenen sözler.”8


İnsanların terbiyelerinden tutunuz da insanların birbirlerine karşı davranış biçimlerine kadar, yerine göre toplumda sevgiyi, hoş görüyü ve uzlaşmayı sağlayacak tutum ve davranışları öğreten, telkinde bulunan bu tür eserler, ahiliğin ilkelerini ortaya koydukları gibi, toplumları da şekillendirip, yoğurmaktır. Bu durum da, okunan ve okutulan bu tür eserlerin, ahi zaviyelerinin, bu kültür ocaklarının Türk toplum hayatındaki önemini ortaya koymaları bakımından son derece önemli bir yeri olduğunu göstermektedir.

b) Fütüvvet-nâmelerde Toplum hayatına yönelik kurallar
Fütüvvet-nâmelerde sadece insanların birey olarak, fert olarak ruhi hayatlarını, manevi dünyalarını zenginleştirici, olgunlaştırıcı bilgiler bulunmamaktadır. Zira, fetâsahibi bir kişinin olgun ve kâmil bir kimse olabilmesi için içinde yaşadığı toplumla barışık olması gerekir. İşte fütüvvet-nâmelerde, bir kimsenin toplum hayatında dikkat edeceği birtakım kurallarada yer verildiğini görmekteyiz. Hattâ, bu kimselerin giyim kuşamlarından, gerek fert olarak, gerek toplum içinde bulunduğu zamanlardaki davranışlarına kadar, yeme içme gibi tabiî ihtiyaçlarına kadar bütün hayatı kucaklayıcı hususlarda da bazı bilgilere ve kurallara rastlanmaktadır.9

II.AHİLİĞiN PRATİĞE YÖNELİK KÜLTÜREL FAALİYETLERİ
Ahiler zaviyelerin toplu olarak çeşitli faaliyetlerde bulundukları gibi, günlük hayatın gereği olarak da iş hayatını da çok zaman bir arada yürütmektedirler. Bu bakımdan gerek ibadet eğitimi ile ilgili, gerekse mesleki hayatları ile ilgili bilgi ve kültürlerini de bu ocaklarda edinmektedirler diyebiliriz. Nitekim, ahiliğin günlük hayata yansımalarını bize çok belirgin bir biçimde aksettiren kaynaklardan biri olan İbn Batuta’nın Seyahatnâmesi, bu konuda, önemli bir kaynak durumundadır.

a) İbadet Eğitimi
Kuzey Afrikalı Müslüman gezgin İbn Batuta’nın eserinden öğrendiğimize göre, ahi zâviyelerinde günlük ibadetler müştereken yapılmaktadır. Meselâ namaz vakitlerinde eğer zâviyede bulunuluyorsa, vakit namazı cemaatle kılınıyor, Gerek namaz sonrasında gerekse başka vesilelerle Kur’ân okunduğunu belirten İbn Batuta, aynı zamanda okunan Kur’ân’ın dinlenildiğini ve okuyucu olarak hâfızların da mevcut olduğunu kaydetmektedir.

Fütüvvet-nâmelerden öğrendiğimize göre zâviyelerde Kur’ân öğreniminede önem verilmektedir. Zirâ, zâviyede bulunanlara dini hayata için gerekli Kur’an bilgileri daha başlangıçtan itibaren öğretilmektedir. Bizzat kendileri okudukları gibi, dinleyerek uygulamada yapmış oluyorlardı. Nitekim, İbn Batuta’nın verdiği bilgilerden, hemen her zâviyede namazdan sonra Kur’an okuma geleneğinin var olduğu anlaşılmaktadır.10

Ayrıca zâviyelerde mensup olunan tarikatın gerektirdiği zikir ve ibadetin de yapıldığını gösteren bilgileri, yine hem seyahatnâmede, hem de Fütüvvet-nâmelerde bulmaktayız. Bu durumda bize, ahilik kültüründe, dini-tasavvufi hayatla, toplumun iktisadi yapısı arasında çok sıkı bir bağlılık olduğu görülmektedir. Nitekim, fütüvvet-nâmelerde iş ahlakına dair çok yönlü öğüt ve tavsiyelerle doğrudan insanların iş hayatına yönelik bilgi ve kurallarada yer verildiği görülmektedir.11
Bu öğüt ve tavsiyeler arasında, insanların haklarını gözetmek, yaptığı işi sağlam yapmak gerektiği, yaptığı işlerde iş ahlâkına uygun davranmak, müşteriye iyi muamelede bulunmak, onun her türlü hakkını gözetmek, ev ve iş komşuları ile de iyi geçinerek, onların da haklarına riâyet etmek gibi toplum hayatının birçok kuralları aynı zamanda bir ibâdet kabul edilerek uyulması isteniyordu. Bu kurallar ibâdet aşkıyla dikkat edilmesi tavsiye olunuyordu.

b) Günlük Hayatın Diğer Yönleri İle İlgili Eğitim ve Faaliyetler
Ahi zaviyelerinde okunan fütüvvet-nâmelerden öğrendiğimize göre, buralarda yemek pişirme gibi mutfak kültürü ile ilgili bilgilerin de öğretildiğini görmekteyiz. Özellikle de gelen yerli ve yabancı misafirlerin ağırlanmaları için sofra adabına dair bilgiler de bulunmaktadır. Bu kuralların başında temizliğe önem verilmesi gerektiği belirtilen Necm-i Zerkûb’un “Fütüvvet-nâme”sinde, sofra kurmakla ilgili ayrıntılı bilgiler arsında bu hizmeti yerine getirecekleri bilmeleri gereken kuralların da açıklandığı görülmektedir. Bu arada yemek yiyenlerin de uymaları ve bilmeleri gereken kurallardan da söz edilmiş olması, toplum hayatındaki görgü kurallarının nasıl öğrenildiğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir.12

Zâviyelerde, ahiler ve diğer mensuplarının oyun oynama, çalgı çalma ve türkü söyleme gibi gerek mûsiki kültürü, gerekse eğlence hayatlarına dair bilgiler aldıklarını yine fütüvvet-nâmelerde verilen bilgiler arsında görmekteyiz.13

Bu ve benzeri konularda, ahilikle ilgili kaynak eserler incelendiğinde daha birçok kültür unsurunun, bu kültür ocaklarında var olduğu görülecektir. Bu alanda verilen veya edinilen bilgiler ve kurallar, hayatın içinde, insanlar için gerekli bilgilerdir. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bu bilgilerin tamamı kitabî, yani yazıya, öğretime dayalı bilgiler değildir, aynı zamanda uygulamaya yönelik, hayat tarzı ve tavrının gereği olarak görgüye dayalı bilgilerdir.

SONUÇ
Bu durumda bize, ahi ocaklarının her yaş ve her sınıftaki insanların eğitildikleri birer kültür ocakları olduklarını ortaya koymaktadır. Bu kültür ocakları, Anadolu Türk toplumunun hem dini ve ahlaki kurallara bağlılıklarının ruhlarını beslerken, hem de toplum hayatını düzenleyen kurallara bu insanların nasıl uyacaklarını da hem öğretmiş, hem de göstermiş oluyorlardı. Böylece, toplum halinde yaşayan insanların birbiri aralarındaki uyumu nasıl sağlayacaklarını, huzur ve sükun içinde nasıl yaşayacaklarını da görmüş oluyorlardı.

İslam medeniyetinde insanî değerlerin Anadolu’daki temsilcileri olarak tarih sahnesinde üzerlerine düşen rolü başarı ile sürdürüp, hem çağdaşlarına, hem de daha sonraki asırlarda gelen insanlara örneklik etmiş olan ahilerin oluşturdukları sosyal ve kültürel yapılanma ile ortaya çıkan bu teşkilatların, tarihdeki önemli rolünü tekrarlayıp durmak bizim için bir övünme vesilesi olmalıdır. Geri kalmışlığımızın sebebini nasıl, geçmiş tarihimize yüklemek doğru değilse, geçmişimizdeki mükemmel örneklerle sadece övünmekle yetinmek de ilerleyebilmemiz ve başarılı olabilmemiz için yeterli değildir. Tarihimizde vardı diyerek, bugün iş ahlâkımızı sorgulayamıyorsak, tarihimizdeki değerlerin kıymetini bilmiyoruz demektir. Tarihimizi öğrenmek ve gelecek nesillere de öğretmek bunun için gereklidir.

Günümüzde, geçmişle gelecek arasında kurulacak köprüler, hem geçmişteki üstün ve yüksek medeniyetimizi daha iyi tanımamıza yardımcı olacak, hem de bu medeniyetimizde var olan birçok kurumun çağın gereklerine uygun olarak aktarılması yolunda gençlere yeni çığırlar açacaktır. İşte bu bakış açısından ahiliğe ve onun yazılı kaynaklarındaki Fütüvvet-nâmelere daha ciddiyetle eğilmek gerektiğine inanan kuşakların yetişebilmesi için, her şeyden önce bu ve benzeri kurumların kültür hayatımızdaki yerleri ve önemleri ciddiyetle ortaya konmalıdır. Bu durum, öncellikle, insanlarımızı ve gençlerimizi, bilmediğinin düşmanları olmaktan kurtaracak, daha sonra da, toplumumuzun önemli kültür taşlarından biri olarak tanıyacakları bu ocakların yapılanmasından yararlanarak gelecekte daha iyilerini yapabilme azim ve irâdesini ortaya koyacaktır

 

NeslisH isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Etiketler
ahilik, ki, kultur, kültür, tarihimizde, ve, yeri

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ahilik haftasıyla ilgili sözler - Ahilik haftası sözleri Mavi_Sema Güzel Sözler-Mesajlar 3 10-12-2013 15:54
Ahilik kültür haftasıyla ilgili yazı Mavi_Sema Özel Gün ve Geceler 1 19-06-2012 13:54
Ahilik kültür haftasıyla ilgili şiirler - Ahilik kültür haftası şiir Mavi_Sema Şiirler 0 10-04-2011 20:55
Ahilik Nedir - Ahilik Teşkilatı Hakkında Bilgi Mavi_inci Tarihi Bilgiler 0 21-02-2011 02:25
Sarı - Kırmızı -Yeşil Renklerin Türk Kültür ve Tarihinde Yeri NeslisH Tarihi Bilgiler 0 23-03-2009 21:15


Saat: 13:02.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014