Sponsorlu Bağlantılar
   

Manevi değerlerin insan hayatındaki önemi

Seviyeli-Ciddi Konular icinde Manevi değerlerin insan hayatındaki önemi konusu , Manevi Değerler Sosyal Vicdanı Dinç Tutar Bir insan kalabalığını, millet ve toplum yapan temel değerler vardır. Belli bir toplumun fertleri, belli bir inanç etrafında birleşmişlerse; bu inançlar, toplum fertlerinin benzer ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 29-12-2010   #1 (permalink)
Standart Manevi değerlerin insan hayatındaki önemi

Sponsorlu Bağlantılar


Manevi Değerler Sosyal Vicdanı Dinç Tutar
Bir insan kalabalığını, millet ve toplum yapan temel değerler vardır. Belli bir toplumun fertleri, belli bir inanç etrafında birleşmişlerse; bu inançlar, toplum fertlerinin benzer hareket ve davranışlarına yol açarak, toplumun belli bir bütünlük içerisinde yaşamasına imkân hazırlayacaktır.

Din, bir taraftan insanları ortak davranışlara ve hareketlere yöneltirken; öte yandan da insanların birbirlerini sevmeleri gerektiği konusunda ortaya koyduğu ilke ve kurallarla, etkinliği ölçüsünde, sosyal vicdanın her zaman canlı tutulmasına zemin hazırlar.

Dini ve manevi değerler, uyulması gereken prensipleri ortaya koyarak, fert ve toplum hayatında bütünleşme, sosyal istikrar ve sistemin sürekliliğini sağlar. Dinin, ahlaki ve manevi değerleri canlı tutmada ciddi bir rol ve gücü vardır. Dinler söz konusu olduğunda temel mesaj; barış, birlikte yaşama, insanların vakarı, sosyal adalet ve ahlaki toplum çevresinde yoğunlaşır. Dinin manevi hayata aktarılması noktasında tasavvuf önemli bir yer tutar.

Manevi değerler, fertlerin ait ve teslim olma yönleriyle ilgilenir, insan ve toplum ilişkilerini güçlendirir. Mesela, sevgi bir değerdir ve insanların birbirleriyle ilişkilerini şekillendirir. Hakkaniyet, toplumdaki adalet ve güven duygusunu pekiştiren bir değerdir. Saygınlık, insanların birbirlerine saygı duymasını sağlar, yol gösterir, pusula görevini üstlenen değerlerdendir.

Değerler Erozyonu ve Yozlaşma
Günümüzde manevi değerler erozyona uğramaktadır. Aile içi iletişim bozulmakta, toplumda güvensizlik yaygınlaşmakta, insanlar kalabalıklar içinde yalnızlaşmaktadır. Dış görünüşler ve maddiyat, insanlığın ölçülebileceği gerçek değerler olmamasına rağmen, öncelikli hale gelebilmektedir. Asıl değerler, Allah’ın da değer verdiği manevi değerlerdir. Zengini fakirle, güçlüyü güçsüzle, genci yaşlıyla, sağlamı sakatla mukayese dünyevidir. Asıl değer iman, ihlâs ve takvadadır.

Dindışı yaşantıların hâkim olduğu bir toplumda cinayetler, gasp ve rüşvetler hırsızlıklar, her çeşit kötülük ve günah yaygınlaşır. Her şeyi madde ile değerlendiren, materyalist bir açıdan bakan kişilerde insanı insan yapan manevi değerlerin, ahlâkî güzelliklerin hayat bulması düşünülemez. Böyle bir ortamda hoşgörü, karşılıklı sevgi, saygı, insanî ilişkiler ve kardeşlik duygularının serpilip gelişmesi hayal bile edilemez.

Maddiliğin öne çıktığı ortamlarda kalp ve gönül kaybolur. Acıma hissi yok olur, sadizm başlar. Manevi değerlerden mahrum kişilerin münasebetleri, daha çok çıkar sağlamaya matuf ilişkilerdir. Maddeperest beşeri sistem mensupları inandıklarını söyleseler bile, Allah inancının gereği olan dini ve manevi değerlere uyma noktasında zaafa düşerler.

Temel Manevi Değerlerimiz
İman, ihlâs, takva, tevekkül, hayâ gibi manevi değerlerimizin temelini dinimiz İslam oluşturur. İslâm Dini, iman, ahlâk ve ibadetle insanın toplum içindeki yerini ve görevlerini tayin etmiştir.(1) Allah’a güven ve ahirete iman, insanın büyük hedefler ve amaçlar gütmesini sağlar. Peşin olan dünya başarısı ve ahirette erişilecek güzellikleri ümit etme, çalışmanın ve yorgunluğun ödülü olarak daima mü’mini canlı tutar. Büyük işler, sadece güç kullanarak değil aynı zamanda sabır ve sebatla başarılır. İbadet ve davranışa dönüşmeyen iman, pratikte kişiye fazla bir şey kazandırmaz.

Müslümanlığın güzelliği; ihsân, ihlâs ve takva kavramlarının hayata aksettirildiği nispette ortaya çıkmaktadır. Güzel davranış, ibadet ve itaatin sahih ve kabul olması da ihlâsa bağlıdır. Uzun vadeli düşünmek, proje üretmek ve salih amel işlemek, ihlâs sahibi müminin vazgeçemediği bir davranış biçimi olmalıdır.

Tevekkül, insanın gerçekleştirmek istediği bir iş için gereken her şeyi yapıp, sonucu Allah’tan beklemesi halidir. “Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir.” (2) Kanaat, insanın içinde bulunduğu durumun, sahip olduğu nimet ve imkânların kadrini bilmesidir. Bu anlayış, insanı gücü yettiğince çalışmaya, helâlinden kazanmaya sevk eden sonunda da elde edilenle yetinilmesini ve başkalarının malına, mevkiine göz dikilmemesini sağlayan dinî/ahlâkî bir değerdir. Bu değerden yoksun olunduğunda, hırs ve ihtiraslar şahlanır ve insan sonunu tahmin bile edemeyeceği günahlara sürüklenir.

Haya, insandaki ahlâk duygusunun kaynağı durumundadır ve onu ahlâkî bir varlık kılan, utanma duygusudur. Allah’a karşı duyulan utanma duygusu, insanlardan utanmanın da temeli durumundadır.(3) Haya duygusu, insanları kötülüklerden alı koyar ve iyiliklere yöneltir. “Haya dinin tamamıdır. Şüphesiz haya, haramdan kaçınmak, diline sahip olmak ve iffet imandandır.”(4)

Namus kavramı, insanın doğasında var olan, temiz karakterin dışa yansımasıdır.(5) Namus, daha çok cinsel ahlâkla ilgilidir. Cinsel ahlâk, Müslüman-Türk toplumunun en fazla önem verdiği ve en çok düzenlemeye ihtiyaç gördüğü bir sahadır. Namus kavramının yanında bir de iffet kavramı vardır. İffetlilik, daha çok duygusal tarafı ağır basan bir tutumdur, bilhassa çocuklardaki utangaçlık ve çekingenlik, onlardaki bozulmamış fıtrattan kaynaklanan iffet duygusunun eseridir. Yaptıkları davranışa göre insanlar, iffetli veya iffetsiz sıfatını alırlar.

Medineli Müslümanların, bütün varlıklarını, ailelerini, çocuklarını, Mekke’de bırakarak Allah yolunda hicret eden Mekkeli muhacir kardeşlerine karşı yaptıkları fedakârlıklar, müslim, gayri müslim tüm insanlık âleminin ibret alacağı, alması gerektiği çok büyük âbidevî bir ibret levhasıdır. Bindörtyüz yıl sonra bugün bizler mü’minler olarak yaşıyor isek, o gün o zor şartlarda sıdkın, mertliğin, ahde vefanın, sorumluluk duygusunun, ihlasın zirvesini bulmuş o güzel insanların tartışmasız bir hissesi var. Peki ya bizler, bu ‘teğet geçen,’ ‘iki tarafı da idare eden,’ ‘risk almayan’, ahde vefasız hayatlarımızla, bu söylem-eylem tutarsızlığımızla nereye varacağımızı sanıyoruz?

İslâm ahlâkının güzel olarak gördüğü her şey, Kur’an’ın insanlardan yapmalarını istediği eylemlerdir. Yine İslâm ahlâkının kötü gördüğü her şey, Kur’an’ın insanlardan kaçınmasını istediği eylemlerdir.

İslâm’ın insanlara yüklediği görevlerin başında gelen ‘iyilikleri sunmak ve teşvik etmek, kötülüklerden sakındırmak’ prensibi, İslâm’ın ahlâka verdiği önemi gözler önüne sermektedir. “İçinizden (insanları) hayra çağıran, iyiliği buyurup kötülükten sakındıran bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Âl-i İmrân, 3/104).

Toplumun Islahı ve Değerlere Dönüş
Prensiplerde ciddi, insanî münasebetlerde olabildiğince yumuşaklık verimliliğin ve olumlu etkinin sırrıdır. Sözünde duran, tutarlı davranan, hatalarını kabul eden ve herkese adil davranan bir insan er veya geç her yerde ve her zaman başarılı olur. Manevi değerlerdeki yozlaşma ve toplumsal dokudaki çözülüş, insanların hatalı tutumlar geliştirmesine yol açacak, dine ve ahlaka karşı soğuk ve uzun mesafede olmasına sebep olacaktır.

Devlet, halka hizmet aracı olarak vazife görmelidir. Vatandaş haklarını bilmeli ve bunun takipçisi olmalıdır. Oyun kurallarına göre oynanmazsa kazanılmaz. Hukuk sistemi bütün inanç, düşünce ve ideolojilere söz hakkı ve hürriyeti tanıyabilir, tanımalıdır da. Ancak devlet eğitim, medya ve başka yollarla yurttaşlarına milli ve manevi değerlere bağlılık duygularını aşılamak durumundadır.

Şiddet ve terörün arkasında birçok sosyal, ekonomik, etnik ve politik etkinin bulunduğu açıktır. Refahın dağılımındaki haksızlık, işsizlik, eğitimsizlik, politik baskı, demokrasinin ve ifade özgürlüğünün olmaması, ayrımcılık, milleti yıldırma ve tehdit, gelecekle ilgili karamsarlık, umutsuzluk, yabancılaşma duygusu, şiddet ve terörün gerçek nedenleridir. Manevi ve ahlaki değerlerin kaybı, şiddet ve teröre sebebiyet verir.

Tarihi mirasın, kültürel değerlerin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının güvence altına alınması için toplumsal bilinç geliştirilmelidir. Manevi değerlere saygı, güzel bir haslet olup kişinin ruhî özelliklerinin dejenere olmadığını gösterir. Eğer kişi Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahipse; onun davranışlarında nefsinin değil kalbinin işaretlerini görmek mümkündür.

Dayanışma ve tesanüt, bir bütünü meydana getiren öğelerin birbirini kollayıp gözetmeleri, toplumun mükemmel yapıya kavuşmasının vazgeçilmez unsurlarıdır. Aile dayanışması, meslek dayanışması, içtimaî dayanışma ve toplumsal bağlılık özelliklerine sahip olan cemiyetler dış güçlere yem olmazlar.

Bozulma fertten başladığı gibi düzelme de fertten başlar. Herkes kendisini ve sorumluluğu altındakilere örnek olur ve eğitirse mesele çözülür. Manevi değerlerin hızla erozyona uğradığı toplumlarda aile, eğitim, toplum ve devlete birçok görev düşmektedir.

 

Mavi_Sema isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dinin insan hayatındaki yeri ve önemi ile ilgili masal nasıl yazılır? Kayıtsız Üye Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 0 12-10-2012 17:18
Bitkilerin insan hayatındaki yeri ve önemi nedir? Kayıtsız Üye Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 1 28-09-2011 15:40
Hayvanların insan hayatındaki yeri ve önemi nedir? Kayıtsız Üye Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 1 15-03-2011 17:08
Rüzgar'ın insan hayatındaki yeri ve önemi nedir? Sorucu Üye Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 1 27-02-2011 14:33
Bitkisel yağların insan hayatındaki yeri ve önemi nedir? herhangi_biri Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 1 08-02-2011 01:54


Saat: 12:58.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014