Sponsorlu Bağlantılar
   

Ahmet Haşimin Şiirleri

Şairlerimiz Ve Şiirleri icinde Ahmet Haşimin Şiirleri konusu , Ahmet Haşim Şiirleri Ahmet Haşim'in Şiirleri GECE Titreyen ellerimle penceremi Açtım afaki leyle karşı... Yine Gecenin gölgeden manazırına İmtizac eylemiş nücumü bahar... Sihri eb`at içinde şimdi gümüş Bir sehap andıran ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 07-01-2012   #1 (permalink)
Standart Ahmet Haşimin Şiirleri

Sponsorlu Bağlantılar


Ahmet Haşim Şiirleri
Ahmet Haşim'in Şiirleri


GECE

Titreyen ellerimle penceremi

Açtım afaki leyle karşı... Yine

Gecenin gölgeden manazırına

İmtizac eylemiş nücumü bahar...

Sihri eb`at içinde şimdi gümüş

Bir sehap andıran miyah uyumuş..

Kalbi seydayı leyl olan rüzgar

Esiyor gölgelerde velvelekar...

Ah o bir aşkı bi-tenahi mi

Geceden, tudei manazırdan

Yükselen rasei humarü buhar?



Sanki hulyayı vasla müstağrak

Sebi bir itri hisle doldurarak

Dolaşan, titreşen kadınlardı...



Sanki bir savti gaibü mühtez

Kalbe bir aşkı bi-vefa yetmez

'Seviniz, muttasıl sevin! ' derdi

GELDİM

Bir gün

Akşamın ölgün

Duran o namütenahi ziya denizlerine

Gark olan eşcar,

Gark olan ovalar

Oluyorken sükut ü hüzne makar

Geldin alam-ı kalbi teskine


GELMEDEN EVVEL

Kalbim

Benim bir ormandı,

İsimsiz, asude,

Bir büyük orman;

Ve gölgelerinde revan

Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi

Dağıtırken sükutu bihude,

Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman,

Ne zaman

Girecektin o kalb-i mes'ude?

Etmeden zehr-bad-ı fasl-ı elem

Reng-i eşcar ü abı fersude,

Dolacak mıydı seslerin, bilmem

O tehi saye zar-ı mesdude?

Sanki hicrana bir teselliydi

Şeceristan-ı kalb içinde revan

Olan hafi suların musiki-i nevmidi.

Ey şebabın hayal-ı cavidi,

O melul akşamın havası kadar

Gelişin bir sükun-ı saridi...

GELDİN


Bir gün

Akşamın ölgün

Duran o namütenahi ziya denizlerine

Gark olan eşcar,

Gark olan ovalar

Oluyorken sükut ü hüzne makar

Geldin alam-ı kalbi teskine

Ey şebabın hayal-ı cavidi,

O melul akşamın havası kadar

Gelişin bir sükun-ı saridi...

KARANLIK

Aşkın bu karanlık gecesinde

Bülbül yine vahşi müterennim

Mecnûn'u terk etti mi Leylâ?

Vahşî sesi firkat sesi sandım.

Aşkın bu karanlık gecesinde,

Hicrânımı duydum, seni andım,

Firkatzede bülbül gibi yandım

O ESKİ HÜCREYE BENZER Kİ

Ziya-yı şemse kapanmış bütün deriçeleri

Bir öyle hücreye benzer ki ömrümün kederi.

Gubar-ı ye's ü fena sinmiş orda elvana

Emel, heves bırakılmış sükut u nisyana.

Bütün hadayık-ı histen o toplanan ezhar

Uyur mekaabir-i minada bi-ümid-i bahar.

Bu penbe gül, bu gül ağır ağır erimiş

Üzerlerinde değiştikçe her mükedder kış.

Ocak harab ü tehi, lamba kimsesiz, a'ma

Bu samt-ı haste eder hüzn ü uzleti ima.

Soluk cidara asılmış, durur garik-i melal

O çehreler ki uyur gözlerinde eski hayal...

O eski hücreye benzer ki ömrümün kederi

Çekilmiş ufk-ı teselliye karşı perdeleri...

ORMAN

Su değil, mesimin havası akan

Duyduğun yaprağın, dalın sesidir

Suda yıldızların parıltısıdır

Bu karanlıkta bazı bazı çakan...

ŞAİRSİZ DÜNYA

Şairdir şiiri anlatan

Şairdir seni tanıyan

Şairdir duyguları yaşayan

Şairdir size bakan

SEHER

Ağaçların seheri zirvesinde titreşiyor

Tuyûr-ı fâniye-i âlem-i tahayyül ü hâb.

Semâyı kaplayacak, şimdi, gâzeler gibi nûr

Zavallılar kalacaklar esir-i ufk-ı türâb.

Ve onların gözü eyler nücûm-ı fecre itâb

Ve onların sesi eyler «nihayet»i işrâb

SONBAHAR

Bir taraf bahce, bir tarafta dere

Gel uzan sevgilim benimle yere

Suyu yakuta döndüren bu hazan

Bizi gark eyliyor düsüncelere


SÜVARİ

Şu bakır zirvelerin ardından

Bir süvari geliyor kan rengi.

Başlıyor şimdi malül akşamda

Son ışıklarla bulutlar cengi.

Bir bakır tasta alev şimdi havuz

Suya saplandı kızıl mızraklar.

Açılıp kıvranarak göklerde

Uçuyor parçalanan bayraklar

AĞAÇ

Gün bitti. Agacta nes`e söndü.
Yaprak ates oldu, kus da yakut;
Yaprakla kusun pariltisindan
Havzun suyu erguvana döndü

Bir Günün Sonunda Arzu

Yorgun gözümün halklarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi...sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilan.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema: Kavs-i mutalsam!

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

AKŞAM YİNE TOPLANDI DERİNDE

Canan gülüyor eski yerinde
Canan ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havuz üzerinde,

Mehtab, kemer taze belinde
Üstünde sema, gizli bir örtü
Yıldızlar, onun gülüdür elinde

BAHÇE

Bir Acem bahçesi, bir seccade
Dolduran havzı ateşten bade.
Ne kadar gamlı bu akşam vakti
Bakışın benzemiyor mutade.

Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar
Dalmış üstündeki kuşlar yâda.
Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen, gölgelenen dünyada.

BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz iri güller,
Gün doğdu yazık arkalarından!
Altın kulelerden yine kuşlar,
Tekrârını ömrün eder i'lân,
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
Âlemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kaçmış olsam!

TAHATTUR


Bir Acem bahçesi, bir seccâde,

Dolduran havzı ateşten bâde...

Ne kadar gamlı bu akşam vakti...

Bakışın benzemiyor mu'tade.

Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar,

Dalmış üstündeki kuşlar yâda;

Bize bir zevk-i tahattur kaldı

Bu sönen, gölgelenen dünyâda!

 

Eylül isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Alt 07-01-2012   #2 (permalink)
Standart Cevap: Ahmet Haşimin Şiirleri


YARI YOL

Nasıl istersen öyle dinle, bakın,

Dalların zirvesindeyiz ancak,

Yarı yoldan ziyade yerden uzak.

Yarı yoldan ziyade maha yakın.

PARILTI

Âteş gibi bir nehr akıyordu

Rûhumla o rûhun arasından,

Bahsetti derinden ona hâlim

Aşkın bu unulmaz yarasından.

Vurdukça bu nehrin ona aksi

Kaçtım o bakıştan, o dudaktan

Baktım ona sessizce uzaktan

Vurdukça bu aşkın ona aksi

ŞAFAKTA

Dönsek mi bu aşkın şafağından,

Gitsek mi ekaalîm-i leyâle?

Bizden daha evvel erişenler,

Ağlar bugün, evvelki hayale...



Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek,

Düştüyse gönüller bu melâle?

Bir eldir ufuklardan uzanmış,

Zulmet bizi çekmekte visâle.


MEHTABTA LEYLEKLER

Kenâr-ı âba dizilmiş, sükûn ile bekler

Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl leylekler...



Havâda bir gölü tanzir eder semâ bu gece

Onun böcekleri gûyâ nücûmdur yekser...


MERDİVEN

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafidir ki rûha dolmakta

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Neden bu âb-ı semâvîde avlananlar yok

Bu haşr-ı nûr-ı hüveynâtı hangi kuşlar yer?


Eder bu hikmete gûyâ ki vakf-ı rûh u nazar

Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl ley

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Zannetme ki güldür, ne de lâle,

Âteş doludur, tutma yanarsın,

Karşında şu gülgûn piyâle...



İçmişti Fuzûlî bu alevden,

Düşmüştü bu iksîr ile Mecnûn

Şi'rin sana anlattığı hâle...



Yanmakta bu sâgardan içenler,

Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı,

Baştan başa efgân ile nâle...



Âteş doludur, tutma yanarsın,

Karşında şu gülgûn piyâle...

BİRLİKTE

Bütün bizimçündür
Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül
Gibi üstünde titreyen bu sema;
Gecenin dallarında şimdi açan
Bu kamer,
Bu altın gül...

Bütün bizimçündür
Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim,
Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa,
Sana aid lebimdeki buse,
Lebinin surh-ı bizevali benim.

BİR YAZ GECESİ HATIRASI

İsveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş sebi sevda yine bihap
Oklar gibi saplanmada kalbe
Düştükce semadan yere mehtap...

Buseyle kilitlenmiş ağızlar
Gözler neler eyler neler israp! ...
Uçmakta bu ateşli havada
Vuslat demi bir kuş gibi bitap...

BÜLBÜL

Bir gamlı hazânın seherinde,
Isrâra ne hâcet yine bülbül?


Bil, kalbimizin bahçelerinde,
Cân verdi senin söylediğin gül.

Savrulmada gül şimdi havada,
Gün doğmada bir başka ziyâda.


O BELDE

Denizlerden

Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.

Bilsen

Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan

Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!

Ne sen,

Ne ben,

Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,

Ne de alam-ı fikre bir mersa

Olan bu mai deniz,

Melali anlamayan nesle aşina değiliz.

Sana yalnız bir ince taze kadın

Bana yalnızca eski bir budala

Diyen bugünkü beşer,

Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,

Bulamaz sende, bende bir ma'na,

Ne bu akşamda bir gam-ı nermin

Ne de durgun denizde bir muğber

Lerze-i istitar ü istiğna

Sen ve ben

Ve deniz

Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz

Topluyor bu-yi ruhunu guya.

Uzak

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak

Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...

O belde?

Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;

Mai bir akşam

Eder üstünde daima aram;

Eteklerinde deniz

Döker ervaha bir sükun-ı menam.

Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,

Hepsinin gözlerinde hüznün var

Hepsi hemşiredir veyahud yar;

Dilde tenvim-i ıstırabı bilir

Dudaklarındaki giryende buseler, yahud,

O gözlerindeki nili sükut-ı istifham

Onların ruhu, şam-ı muğberden

Mütekasif menekşelerdir ki

Mütemadi sükun u samtı arar.

Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer

Mülteci sanki sade ellerine

O kadar natüvan ki, ah, onlar,

Onların hüzn-i lal ü müştereki,

Sonra dalgın mesa, o hasta deniz

Hepsi benzer o yerde birbirine...

O belde

Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?

Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?

Bir yalan yer midir veya mevcud

Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?

Bilmem... Yalnız

Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz

Ve bu akşam ki eyliyor tehziz

Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı

Uzak

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak

Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz


HAVUZ

Akşam Yine Toplandı Derinde

Canan gülüyor eski yerinde

Canan ki gündüzleri gelmez

Akşam görünür havuz üzerinde,


Mehtab kemer taze belinde

Üstünde sema gizli bir örtü

Yıldızlar onun guldür elinde...


KARANFİL

Yârin dudağından getirilmiş

Bir katre âlevdir bu karanfil,

Rûhum acısından bunu bildi!

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer,

Kızgın kokusundan kelebekler,

Gönlüm ona pervâne kesildi
Eylül isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ahmet Haşimin Sözleri Mavi_Sema Güzel Sözler-Mesajlar 0 06-07-2011 19:53
Ahmet Haşimin Mukaddime Şiiri Mavi_Sema Şairlerimiz Ve Şiirleri 0 06-07-2011 17:44
Ahmet Haşimin Ölmek Şiiri Mavi_Sema Şairlerimiz Ve Şiirleri 0 06-07-2011 17:43
Ahmet Haşimin Parıltı Şiiri Mavi_Sema Şairlerimiz Ve Şiirleri 0 06-07-2011 13:07
Ahmet Cemal Şiirleri - Ahmet Cemal'in En Güzel Şiirleri Mavi_inci Şairlerimiz Ve Şiirleri 5 19-12-2010 00:25


Saat: 10:32.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014