Kutlu Doğum Haftası İlahi Sözleri

'İlahi Sözler Ezgiler' forumunda Eylül tarafından 22 Aralık 2012 tarihinde açılan konu

  1. Eylül

    Eylül Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Kutlu Doğum Haftası İlahileri sözleri





    Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
    Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

    Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
    Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!

    Nerden görecekler, göremezlerdi tabii;
    Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,

    Bir kerede, ma'mure-i dünya, o zamanlar,
    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.

    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
    Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi.

    Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

    Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,
    Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
    Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi geberdi!

    Âlemlere rahmetti evet şer-i mübini,
    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.

    Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;
    Medyûn ona cemiyyeti, medyûn O'na ferdi.

    Medyûndur o mâsuma bütün bir beşeriyyet
    Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

    Mehmet Akif Ersoy
     
  2. Eylül

    Eylül Site Yetkilisi Editör

    Arş'ın kubbelerine, adı nûrla yazılan,
    İsmi; semâda ''Ahmed'', yerde ''Muhammed'' olan,
    Yedi katlı göklerde, Hâk Cemâli'ni bulan,
    Evvel-Âhir yolcusu, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sağnak nûr yağmurları, inerken yedi kattan,
    O gece, Sendin gelen, ezel kadar uzaktan,
    Melekler, her zerreye, müjde verirken Hâkk'tan;
    O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.

    Güneşler, o gecenin, nûruna secd ederken,
    Yıldızlar, meşk içinde, kâinat vecd ederken,
    Bütün hamd ü senâlar, Yüce Rabb'e giderken,
    O gece sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.

    Kâbe'de şirk taşları, putlar yere dönerken,
    Cehâlet bayrakları, birer birer inerken,
    Bin yıllık, küfr ateşi, ebediyyen sönerken,
    O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.

    O gece, Sâve Gölü, mûcizeyle kururken,
    Kisra Saraylarında, sütunlar savrulurken,
    Arz'dan Arş'a , Âlemler, rahmetini bulurken,
    O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen,
    Doğar doğmaz, Allah'a secde emri verilen,
    Alnında, âlemlere rahmet tâcı görülen,
    Kâinat Efendisi, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
    Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
    Beşeri şüpheleri, Kur'ân ilmîyle silen,
    Seçilen sevgilisin, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
    Bunca âciz beşerin, Mahşer günü bekçisi,
    Sen ki; Kur'ân şâhidi, Allah'ın son elçisi,
    Kurtuluş habercisi, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
    Zulüm sancılarını, şefkâtiyle dindiren,
    İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
    Âlimlerin sultanı, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sen ki; güzel huyların, ahlâkın meş'alesi,
    Sabır doruklarında, beşerin en yücesi,
    Senin Cennet mekânın, fakirlerin hânesi,
    Gönüller hazinesi, Yâ Hazreti Muhammed.

    Câhiliye devrini, kapatan, ulu Sultan,
    Şefaatin, Allah'a yalvaran kolu Sultan,
    Rabb'imin, en sevgili, en yakın kulu Sultan,
    Melekler Sana hayran, Yâ Hazreti Muhammed.

    Sana şâhid, sonsuzlar, ezelden beri her an,
    Sana şâhid, âyetler, her zerre ve her mekân,
    Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?
    Sen, her canda Cânânsın, Yâ Hazreti Muhammed.

    Mîraç gecesi, bir bir, açılıyorken gökler,
    Seni selamlıyorken, her katta peygamberler,
    Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,
    Hâkk' a yalnız yürüdün, Yâ Hazreti Muhammed.

    Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
    Dünya'da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin,
    Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,
    Sancağının altında, Yâ Hazreti Muhammed.

    Hâkk ile, kul vuslatı, o îlahi düğünde,
    Hiç kimseden kimseye, fayda olmayan günde,
    Hasatları, has tartan, o terazi önünde,
    Noksanları bağışlat, Yâ Hazreti Muhammed.

    Bu îman meş'alesi, hiç sönmeden yanacak,
    Ümmetin, Seni her an, mahşere dek anacak,
    Gönül tortularımız, nûr'unla paklanacak,
    Andımıza şâhid ol, Yâ Hazreti Muhammed.

    Biliriz ki; hükmü yok, bu dünya nîmetinin,
    Gönüldür sermayesi, âhiret servetinin,
    Sana, Salât ve Selâm, gönderen ümmetinin,
    Cennetler şâhidi ol, Yâ Hazreti Muhammed

    Cengiz Numanoğlu
     
  3. Eylül

    Eylül Site Yetkilisi Editör

    Sen yoktun...
    Hz Âdem’deydi nurun.
    Önce cenneti, sonra yeryüzünü şereflendirdin.
    Âdem nuruna affedildi,
    Arafat bu affa şâhitti..

    Sen yoktun..
    Nuh’un gemisindeydi Nurun...
    Dalgalar yeryüzünü boğarken,
    Taprağın bağrındaki su,
    Gökyüzüyle buluşurken
    Ve bu bir ilahi azap derken,
    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
    Tûfan, nurunu selamladı edeple...


    Sen yoktun...
    Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun
    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
    “Rabbimiz” dedi,
    “Onlara kendi içlerinden
    Senin ayetlerini okuyacak
    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
    Onları temizleyecek bir elçi gönder,
    Amin dedi on sekiz bin âlem
    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
    Amin dedi İsmail.
    Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
    Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

    Sen yoktun...
    Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
    Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
    Bekleyin Ahmed geliyor.
    Kainata rahmet geliyor.
    Havarilerin yüzünü okşayan,
    Ölüleri dirilten bir nefes oldun
    Ama sen yoktun...

    Sen yoktun Sultânım,
    Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
    Başı eğik gezerdi mazlum
    Huteyle göklerden seni sorardı
    Varaka seni arardı semada
    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
    Ağlayarak süslediler ölüme...
    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
    Sen yokken,
    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
    En son çocuk atılırken çukura
    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
    Melekler süslüyordu hirâyı.
    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
    Efendisine hazırlanıyordu mekke.
    Âlem Efendisine hazırlanıyordu
    Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
    Toprak yalvarıyordu rabbine,
    Allahım gönder artık diyordu.
    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

    Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Önünde cebrail!
    Ardında yalın kılıç melekler!
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
    Herşey sus pus olmuştu.
    Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
    Kainat bir isim duymak istiyordu.
    Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
    Muhammed!
    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
    Muhammed!
    Melekler öptü o nurdan ellerini.
    Muhammed!
    Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
    Sana o adı veren rahmana kurbanız

    Artık sen vardın
    Susuz topraklara rahmet indi seninle
    Annenden sonra anne halime sevindi seninle
    Yağmura mı ihtiyaç var?
    Kaldır şehadet parmağını,
    Yağmurları salsın Allah.
    Sonra tut ağacın yaprağını,
    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
    Yeterki sen iste,
    Sen iste yarasulallah
    Deki ben kimim?
    Dağlar, taşlar dile gelsin,
    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
    Ente Rasulullah desin.

    Sen vardın
    Bedir kârdı,
    Uhut dardı
    Hendek yârdı.
    Yiğitlerin vardı.
    Ölmek için yarışan yiğitler...

    Hele bir enesin vardı senin.
    Enes bin malik...
    Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
    Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
    Onlar da
    “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince
    Enes kükremiş:
    “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
    Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.
    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
    Hem de ne şehit ey nebi!
    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
    Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

    Musab Bin Umeyr’in vardı senin.
    Uhut’ta sancağını taşıyan.
    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
    Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

    Ebu hureyren vardı...
    Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
    Sen anlardın,
    Ya Ebâhir gel! Derdin.

    Ve sen gittin...
    Bir gidişle gittin
    Ardında hüznün kaldı.
    Hasretin kaldı göklerde.
    Bilal ezan okuyamaz oldu
    Ne zaman teşebbüs etse
    Muhammed rasulullah demeye
    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

    Sonra günler ay,
    Aylar yıl oldu.
    Ve asırlar oldu
    Sensizliğe açtık gözlerimizi.
    Ama sen bırakmazsın bizi.
    Sen varsın ey şehitlerin sultanı
    Sen varsın!
    Bir şehit bile ölmezken
    Sana nasıl yok deriz.
    Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
    Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
    Ne anam var ne babam...
    Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden.

    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
    Bırakma bizi ki; Allah;
    Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
    Bırakma bizi!
    Hayatı seninle öğretti Rahman.
    Kulluğu seninle tanıdık.
    Duayı senden öğrendik sevgili!
    Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
    “Kardeşcik” dedin ona,
    Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
    Bizler Ömer değiliz ama
    Bütün dualarımız senin için

    Ey Rabbimiz!
    Rasulünü anışımızdan haberdar et!
    O’na binler salat, binler selam!
    Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
    O’na vesileyi lutfet.
    O’nu refik-i Âlâya yükselt
    Bizi de affet
    O’nun hatrına affet
    Zatının hatrına Affet.

    Dursun Ali Erzincanlı
     

Bu Sayfayı Paylaş