Kurtuluş Savaşı'nda Öğrencilerin Katkısı Ne Oldu ?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 3 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Kurtuluş Savaşı'nda öğrencilerin rolü ne olmuştur?
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    gençlik mücadelesi tarihi-II Kurtuluş Savaşı'nda Gençlik Hareketi

    Mustafa Yalçıner


    II. Meşrutiyet ilanının ardından gençlik hareketi ve örgütleri üzerinde İttihat Terakki’nin etkisi yayıldı ve İstanbul’da çeşitli fakülteleri kapsayarak Darülfünun (Üniversite) Talebe Cemiyeti’nin kurulmasının (1910) ardından, 1912 Mart’ında pan-Türkçülüğün gelişmesine paralel olarak –aralarında M. Emin Yurdakul ve Yusuf Akçura’nın da bulunduğu– ağırlıklı olarak askeri tıbbiyeden 200’den fazla öğrenci tarafından Türk Ocağı kuruldu.
    Osmanlı’nın Almanya’nın müttefiki olarak katıldığı I. Emperyalist Savaş, yenilgiyi kayda geçiren 1918 Mondros Mütarekesi ve işgalle sonuçlanınca, gençler ve örgütlerinin de katılımıyla Kurtuluş Savaşı başladı. Henüz savaş başlamadan İstanbul’da 52 örgütün bir araya gelmesiyle kurulan Milli Kongre’de öğrenci örgütleri de vardı; sonradan bu örgütlerin çoğunluğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’ne katıldılar.
    Gençler, gençliklerinin hakkını vererek, yalnızca Kurtuluş Savaşı’na yoğun bir katılım göstermekle kalmadılar, köylü gençler de düşünüldüğünde, bu savaşın asıl yükünü omuzladılar. Bunda şaşılacak şey yoktur. Özellikle bütün tarihsel dönüm noktalarında, gençlerin bir yandan kendi sorun ve taleplerini, diğer yandan da ülke sorunları ve geleceğini sorumlulukla sahiplendikleri, fazla zorlanmadan birleşip örgütler kurdukları ve ilk elde mücadeleye atılanların başında geldikleri inkar edilemeyecek bir gerçektir. Gençlik, düzen yanlısı akımlardan hiç etkilenmemiş değildir; ancak her şeye rağmen yüzünün kendisi ve ülkesinin geleceğine, ileriye dönük olduğu ve her kritik dönemde sorumluluk üstlenmekten kaçınmadığı kesindir.

    İşgale Karşı Öğrenci Gösterileri

    İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine İstanbul Üniversite’sinde toplantı yapan öğrenci gençlik, işgali protesto etmek üzere okulları tatil kararı alarak, işgalin ertesi günü Fatih’te miting düzenlediler. “Bu ülke bizim” içerikli manifestolarını Padişah’a götürmek üzere Halide Edip’i görevlendirdiler. 20 Mayıs’ta Üsküdar’da ve 23 Mayıs’ta ise Sultanahmet’te mitingler tekrarlandı. Bir hafta sonra yine Sultanahmet’te “Hak ve Adalet, Osmanlı Toprağı Yunanistan Olamaz” pankartı taşıyan öğrencilerin ağırlıklı katılımıyla bu kez daha büyük bir gösteri düzenlendi.
    Sadece mitingler düzenlemekle kalınmadı. Gençler, Sivas Kongresi’ne, aralarında Askeri Tıbbiye öğrencisi Hikmet Kıvılcımlı’nın da olduğu delegeler yollayarak, Kongre’de o zaman moda olan Amerikan mandasına karşı tutum aldı, bu doğrultuda konuşmalar yaptılar. İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasında ve katıldıkları cephelerde Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenmesi ve sürdürülmesinde etkin rol oynadılar.
    İşgal altındaki İstanbul’da da gençlerin işgal karşıtı çalışma ve eylemleri devam etti. Bunların en önemlilerinden biri ‘Darülfünun Grevi’dir.

    İlk Boykot Eylemi

    “Darülfünun Grevi” olarak bilinen bu boykot, 1922 Nisan’ı başında, Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği de yapan, İngiliz işbirlikçisi ve vatan haini Padişah Vahdeddin yanlısı yayın yapan Peyam-ı Sabah ve Alemdar gazeteleri yazarlarından Ali Kemal ve Cenap Şehabettin gibi kişileri ve Kurtuluşu Savaşı’nı karalayan propagandalarını hedef alarak başladı. Öğrenciler bağımsızlık ruhuyla doluydular ve “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolasıyla davranıyorlardı. Edebiyat Fakültesi Kongresi’nde kabul ettikleri bir bildiriyi dekana verip tramvay direklerine astılar. Ali Kemal gibi kişileri fakültelerinde görmekten utanç duyduklarını açıklayan gençler, bu işbirlikçilere karşı duydukları “nefret ve tiksinti”lerini bildiriyor, istifalarını istiyor ve “bir vatandaş sıfatıyla dahi kendileriyle ilişkide bulunmayacaklarını” duyuruyorlardı.
    Fakülte profesörler kurulunun beş öğretim üyesi hakkındaki suçlamaları yersiz bulduğunu açıklaması üzerine gençler, bu kez hazırladıkları suçlama yazısını Üniversite Senatosu’na verdiler. Yazıları sansürlenerek basında yer aldı. İşbirlikçi gazetelerde yayınlanan karşı yazılar ise, gençlerin öfkelerini biliyordu.
    Suçlamalarına yanıt alamayan Edebiyat Fakültesi öğrencileri, yanlarına Fen, Tıp ve Hukuk fakültesi öğrencilerini de alarak, Türkiye üniversiteleri tarihinin ilk boykotunu gerçekleştirdiler. 4 öğrenci derneğinin aldığı boykot kararının yürütülmesi için dört fakülteden birer temsilcinin oluşturduğu bir boykot komitesi kuruldu.
    Başlayan boykota, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Orman, Siyasal Bilgiler, Veteriner fakülteleriyle, Ziraat, Eczacılık ve Dişçilik ve Deniz Ticaret yüksek okulları da katıldı. 12 Nisan 1922’de, bu eylemli birliğe dayanan Üniversite ve Yüksek Okullar Öğrenci Birliği kuruldu.
    Boykot genelleşmişti ve Eğitim Bakanlığı, yapacak başka şey bulamayarak üniversiteyi kapatmak zorunda kaldı. Eğitim bir aydan fazla bir süre durdu. Bakanlığın kararıyla üniversite 20 Mayıs’ta açıldığında, gençler Sultanahmet’te toplanıp, müdahale ederek talepleri karşılanıncaya kadar boykotun devamına karar aldılar.
    Sonradan, özellikle ’60’lı yıllarda, öğrencilerin sık sık karşılaşacakları, boykot, işgal ve hemen her tür eylemlerine gerici, işbirlikçi besleme grupların saldırısının ilk örneğine de, bu boykot sırasında tanık oldular. Eczacılık ve Dişçilik öğrencileri Kadırga’da saldırıya uğradılar. Hukuk’ta da bir grup boykotu kırmaya çalıştı. Haydarpaşa’dan yardıma gelen Tıbbiyelilerin katılımıyla önce Kadırga’daki saldırı püskürtüldü ve ardından Üniversite’ye yürüyüş düzenlendi. Hukuk’ta boykot kırıcıları da püskürtülerek derse giren iki hocanın kendiliklerinden derse ara vermeleri sağlandı. Üniversite’de öğrencilerin müdahalesiyle boykot sürdürüldü. Ali Kemal ve arkadaşları çürük yumurta yağmuruna tutuldu. Boykot, Haziran ayında da devam etti ve sonunda, Üniversite’nin yönetmelikte değişiklik yapmaya zorlanmasının ardından, Üniversite Senatosu, işbirlikçi hainlere süresiz izin verilmesi kararını açıkladı ve ilk üniversite boykotu başarıyla sona erdi. Öğrenciler, birkaç ay sonra, önce 30 Ağustos Zaferi’ni, sonra da Yunanlıların İzmir’i boşaltmak zorunda kalmalarını, kendi katkılarının da gururuyla sevinçle izlediler.
    Bu dönemde, ilk kez, gençler sosyalist örgütler içinde birleşmeye de yöneldiler. Mustafa Suphi önderliğinde örgütlenen TKP’nin yol göstericiliğinde kurulan Türkiye Komünist Gençler Birliği, özellikle Askeri Tıbbiye ve Sanayi Mektebi’nde ve genç işçiler arasında, gençliğin ileri kesimleri içinde örgütlenme çalışması yürüttü.

    Alıntı
     
  3. katkıyı anllatırmısınız
     

Bu Sayfayı Paylaş