Kültürün Bir TopLumun GeLişmesindeki Önemi?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 18 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Arkadaşlar Lütfen Şunu cevaplanıdırırmısınız?Lütfen Acil lazım
    Kültürün Bir TopLumun GeLişmesindeki Önemi?
     
  2. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Kültür ve Toplum için Önemi
    Kültür kavramını en başta sözlük anlamıyla tanımlayabiliriz: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarının topu, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi. Bir başka tanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Üçüncü sözlük tanımı şu şekildedir: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimidir.
    Kültür, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilim, sanat, ahlak ve dine ait değerlerdir. Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesi, ilerlemesi ve gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar. Sosyolojik çerçevede en geniş sınırlarına ulaşan kültür kavramı ‘bir yaşama biçimidir.’ Bu yaklaşımda bir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri önem kazanır. Bu anlamda kültür, insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle, davranış, düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir. Bir bakıma ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne okuduğumuz, nelere sempati ile yaklaşırken, nelere tepki duyduğumuz, ait olunan grup, küme ya da toplumu karakterize eder. Günümüzde iletişimin son derece hızlı yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerin, anında yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini çıkarmıştır.
    Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için ‘bir kavramın bu kadar çok tanımı varsa, onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir’ diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme ve ilerleme göstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısını, kültürel bir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde saklayıp yeni nesillere aktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
    Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuş, daha sonra yazılı kültür oluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de devinim ve gelişimine devam etmektedir. Sözlü kültür de yazar yoktur, anonimdir, doğaldır, metinsizdir, ezbere dayalıdır, çeşitlenebilir, sürekli akış, dolaşım ve dolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de çözümleme ve inceleme yoktur. Yazılı kültür yazılıdır, metne bağlıdır, okuru değişebilse bile metin değişmez, üreten yalnızdır, anlatıya istenilen sıklıkta dönülebilir, çözümleme ve inceleme yapılabilir.
    Bir başka ifadeyle kültür, bir toplumun; gelenek, görenek, sanat, düşünce yapısı, tarihsel birikim ve sosyal kurumlar gibi varlıklarının tümünü kapsayan ve bireyleri arasında duyuş ve düşünüş birliğini sağlayan, şekillenmiş, kollektif maddi ve manevi değerleridir.
    Her kültür ilkin öz gücüyle, özünde barındırdığı gizli güçle gelişir ve süreklileşir. Bununla birlikte, tek bir kültür özünü tümüyle öbür kültürden soyutlayarak gelişemez. Bu nedenle her kültür, gelişmesini sürdürebilmek için, öbür kültürlerin kazanımlarından yararlanmak ister.
    Bir kültür, ne denli gelişkin ve ne denli yaygın olursa olsun, bir başka kültürden üstün sayılmaz. Hangi amaçla olursa olsun, kültürler arasında gelişmişlik- gelişmemişlik ya da ilerilik-gerilik değerlendirilmesi yapılmaz; kültürler, üstlük altlık ilişkisine sokulamaz. Kültür hakkındaki bilimsel tartışmada üzerinde görüş birliğine varılan konulardan biri de, kültürel gelişmişlik ya da gelişmemişlik savının görece oluşudur. Her bütün kültür, içerisinde bulunan parça ya da alt kültürlerden oluşur; bunlar arasında gerçekleşen sürekli etkileşimle ve güncel koşullara göre biçimlenir.
    Kültür kavramında bir sentez çabası içine girdiğimizde; antropolog’lar kültürü 4 temel kavram üzerinde yoğunlaştırarak açıklamaktadırlar. Bunlar:
    1. Kültür, bir toplumun, yada bütün toplumların uygarlık birikimidir.
    2. Kültür, belli bir toplumun kendisidir.
    3. Kültür, bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidir.
    4. Kültür, bir insan ve toplum kuramıdır.
    Sonuç olarak da kültür kavramı,toplumun yüzlerce, binlerce yıldan beri oluşturduğu ortak amaçların, beklentilerin, değerlerin, inançların, duygu ve düşüncelerin, özetle ortak davranış kalıplarının depolandığı, saklandığı soyut bir kavram olup, toplumsal bellek olarak da kabul edilebilir.
     
  3. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Kültür Nedir?

    Kültür kavramını en başta sözlük anlamıyla tanımlayabiliriz: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarının topu, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi. Bir başka tanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Üçüncü sözlük tanımı şu şekildedir: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.
    Kültür latince kökenli bir kelime olup dilimize Amerikanca ve Fransızca'dan girmiştir. Latince cultura, toprağa birşeyler ekip ürün almak, üretmek anlamında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde Culture’ü insan zekasının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanınca sözcük değişik bir anlam kazanmıştır. Fransızca’dan Almanca’ya cultur biçiminde geçen sözcük daha sonra tüm Avrupa dillerine yayılmıştır. Fransızca’da kültürün karşılığı irfandır. İrfan kelimesinin sözlük anlamı ise; anlama, bilme, gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziştir. Daha çok tinsel ve manevi değerleri içermiştir. Amerikanca’da kültürün karşılığı medeniyettir. Medeniyet ise uygarlık yani insanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir yaşama ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümünü kapsar. Sonuç olarak bilim ve tekniğin, sanat ve kültürün gelişmesi, ilerlemesiyle yaratılan yaşama koşullarının, yaşama biçiminin incelmesi, yetkinleşmesi durumudur. Dolayısıyla Amerikanca kültürün karşılığına maddi kültür daha denk düşer.
    Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden ibarettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilim, sanat, ahlak ve dine ait değerlerdir. Medeniyet, kültür yaratan düzendir. Bu durumda kültür ve medeniyet kavramlarını birbirinden ayırdıktan sonra kültürün oluşumuna etken olan değerler, durumlar ve vs. önem kazanır. Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesi, ilerlemesi ve gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar. Sosyolojik çerçevede en geniş sınırlarına ulaşan kültür kavramı ‘bir yaşama biçimidir.’ Bu yaklaşımda bir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri önem kazanır. Bu anlamda kültür, insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle, davranış, düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir. Bir bakıma ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne okuduğumuz, nelere sempati ile yaklaşırken, nelere tepki duyduğumuz, ait olunan grup, küme ya da toplumu karakterize eder. Günümüzde iletişimin son derece hızlı yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerin, anında yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini çıkarmıştır.
    Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için ‘bir kavramın bu kadar çok tanımı varsa, onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir’ diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme ve ilerleme göstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısını, kültürel bir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde saklayıp yeni nesillere aktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
    Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuş, daha sonra yazılı kültür oluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de devinim ve gelişimine devam etmektedir. Sözlü kültür de yazar yoktur, anonimdir, doğaldır, metinsizdir, ezbere dayalıdır, çeşitlenebilir, sürekli akış, dolaşım ve dolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de çözümleme ve inceleme yoktur. Yazılı kültür yazılıdır, metne bağlıdır, okuru değişebilse bile metin değişmez, üreten yalnızdır, anlatıya istenilen sıklıkta dönülebilir, çözümleme ve inceleme yapılabilir.

    Aydın ve Aydınlanma

    Aydın kişi genellikle öğrenim görmüş, çok okumuş, kültürlü, bilgili, görgülü, ileri ve açık düşünceli, kendisi aydınlanmış olduğu için çevresinide aydınlatabilecek nitelikte münevver, entellektüel kişidir. Sosyal posizyonları itibariyle sosyal tabakalarda herhangi bir sınıfa net özellikler göstermeyip, ancak toplumsal ortalamanın çok üzerinde ileri bir eğitime, akla ve yeteneğe sahip bir zümreya entelektüeller denilebilir. Entelektüeller aklın, zekanın, yeteneğin ve bilginin toplamıyla yeni düşüncelere, görüşlere ve sonuçlara giderler. Dilimizde entelektüel sözcüğü ‘Aydın, Münevver’ kelimeleriyle karşılanmaktadır. ‘Aydınlatılmış, ışıklı’ anlamına gelen münevver kelimesi ilahi kökenli bir ışık olan ‘nur’ kökünden türetilmiştir. Aydınlığın yani bilgi donanmanın, sadece akılla değil, duygu, sezgi, kalp gibi diğer faktörlerin de katılarak sağlanabilmesi anlamını vurgulaktadır. Aydın insan içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın dünü, bugünü ve yarını üzerinde düşünen, sorgulayan ve insanoğlunun iyiliğine ve kötülüğüne olan halleri bağımsız olarak irdeleyen bir yapıda olmalıdır. Gerektiğinde muhalif olmaktan çekinmeyen, körü körüne inanmayı, bağlanmayı reddeten, kutsallaştırılanı sorgulayan, ezberleri bozan düşüncededir. Yapısı gereği düşünen, kuşku duyan, gerektiğinde tüm bunları dile getiren, tabulara karşı eleştirel görüşler geliştirebilen, bağlantıları, geçişleri ve farklılıkları gören kişidir.
    Aydın kişi içine doğduğu kültürün özelliklerini, değerlerini, eğitimini olduğu ve sunulduğu üzere kabul etmek yerine irdeler, eleştirir ve katkıda bulunur. Gelenekleri ve alışkanlıkları başka türlü düşünerek sürekli bir üst gerçeği sorgular, bilinenle tatmin olmaz. Kişisel sorumluluklarının içine toplumsal sorumluluğu dahil eder ve böylece etrafındakilere ışık saçmaya başlamış olur. Aydın kişi toplumsal konularda uyaran, ortaya koyan ve çözüm yolları öneren kişi olmalıdır. Tüm bunları yapabilmesi için aydın kişi gerçekten özgür olmalı ve inandığı doğruları ifade ederken herhangi bir grubun, kurumun, toplumun veya herhangi bir birimin menfaatlerini gözetmemelidir. İnandığı doğrular da dahil tek bir fikre veya akıma bağlı olmak yerine her fikre ve düşünceye açık olmalı fakat sorgulamayı asla bırakmamalıdır.
    Herkes aydın olabilir mi sorusuna bazıları iki farklı yaklaşım ve görüş geliştirmiştir:
    Birinci görüş; aydınlanma dönüşümünün aslında tüm insanlarda doğuştan var olan bir yetenek olduğunu ama bazılarının bu yeteneği kullanmaması veya kullanabilecek şartlarda olmaması yüzünden aydınlanma sürecine girilemediğini savunanlardır.
    Diğer yaklaşım ise, aydınlanmanın ancak insan evriminin belirli bir döneminden sonra oluşabileceği yönündedir.

    Birince görüşe göre aydınlanma sürecinin başlaması için zaten siz de var olanı fark etmeniz, keşfetmeniz yeterlidir. İkinci yaklaşımda ise herkes aydınlanmaya aday değildir. Aydınlanmaya aday olabilecek bireyler bu yetiyi bir şekilde (şans) kazanmış kişilerdir. Bir bakıma seçilmişlerdir. Bu kişiler gelecekte ‘kozmik bilince’ ulaşmış insan türünün öncüleridir. Bu yetiye sahip kişiler için gerekli olan ön koşullar zaten var olmuştur. Aslında neden, niçin, ne zaman, seçen ve seçilenler kim gibi aydın kişinin sormaktan vazgeçmeyeceği sorular ikinci durumda boşlukta kalmaktadır. Aydınlanma varoluşun anlamını arayan, ben kimim, neredeyim, neden soruları ile birlikte toplumsal konuları da aynı şekilde sorgular. Aydınlanma yolu, bu sorulara cevap aramaktan bıkmadan, yorulmadan çıkılan bir yolculuktur. Avrupa’da Rönesans’tan sonra gelen usun ve bilimin gelişip egemen olduğu aydınlanma çağından itibaren birinci görüşteki aydınlanma akla daha yakın görünmektedir. Aydınlanma özünde kolaycılığa teslim olmayan, klişelere, sloganlara sığınmayan akıl yoludur. Aydınları sonuç olarak, toplumu değiştirmek için gerekli özel şart ve yeteneklerle donanmış bir kesim olarak ele almak gerekir. Ancak unutulmamalı ki, aydınları bir sınıf olarak değerlendirmek tartışmalı sonuçlar getirir çünkü en azından sosyolojideki klasik ölçülere göre net bir sınıf teşkil etmedikleri yönünde görüş birliği vardır. Zaten duruma, ülkeye ve zamana göre değişse bile günümüzde aydınlar önce özgür bir birey olarak hep beraber hareket edecek şekilde bir sınıf şuuru taşımazlar ve başta da belirtildiği üzere çok özel şartlar için gerekli olmadığı sürece kişiselliğini ve bireyselliğini korumalıdırlar.
     
  4. iyide bu Kültürün Önemi Gelişmesindeki önemi değilki :S
     
  5. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Kültür:İnsan toplumuna özgü bilgi, inanç ve davranışlar büyünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesneler.Toplumsal yaşamın dil, düşünce, gelenek, işaret sistemleri, kurumlar, yasalar, aletler, teknikler, sanat yapıtları gibi her türlü maddi ve tinsel ürününü kapsamına alır.
    Kültür: İnsanoğlunun biyolojik olarak değil de sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve maddi olmayan ürünler bütünü.Eşanlamlısı “ekin”.
    Günlük dilde “kültürlü olmak” bilgili, görgülü, incelikli olmak anlamına gelir.Kültürlü kişi uygarlığın nimetlerinden bilinçli olarak yararlanan, eğitimli kişidir.
    Kültür terimini günümüzdeki anlamına yakın bir şekilde ilk kez 17. yüzyılda Samuel von Pufendorf kullanmıştır.Ona göre kültür doğaya karşıt olan ve belli bir toplumsal bağlam içinde ortaya çıkan tüm insan eserleridir.
    Alman filozof Immanuel Kant kültürü insanın mantıksal özünden dolayı özgürce hayata geçirebileceği amaçların, ideallerin tümü olarak tanımlamıştır.
    Bir başka Alman filozof Herder kültürü bir ulusun, bir halk ya da topluluğun yaşam tarzı olarak yorumlamıştır.
    Kültürü tanımlamaya çabalayanlardan bir diğeri de antropolojinin kurucularından Edward Burnett Taylor olmuştur.Ona göre kültür “bilgilerden, inançlardan, sanattan, ahlaktan ve insanın toplumda yaşayan bir varlık olması nedeniyle edindiği bütün öbür yetenekler ve alışkanlıklardan oluşan karmaşık bir bütün” dür.
    Antropoloji ve etnoloji bilimleri geliştikçe kültür olgusunun karmaşıklığı daha da belirginleşmiş ve tanımlar da çeşitlenmiştir.ABD’li antropologlar A.L.Kroeber ve Clyde Kluckhohn Kültür Kavramlarına ve Tanımlarına Eleştirel Bir Bakış -1952 adlı çalışmalarında kültürün 164 farklı tanımını verirler.Bunlardan biri olan “öğrenilmiş davranış” yeterli bir tanım değildir çünkü hayvan türlerinin yaşamında da doğal davranışların dışında sonradan edinilmiş ya da öğrenilmiş davranışların payı vardır.Bir başka tanıma göre kültür “zihindeki düşünceler” den oluşur.Bu da yeterli değildir çünkü düşünceler toplumda ancak dilde, eylemde ve yaratılmış ürünlerde cisimlendikleri sürece bir anlam ve işlev kazanırlar.
     
  6. Oktay abi Tamam Da BU sence GElişmesindeki Önemimi :S
     
  7. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    İlk verdiğim kültürün toplumun gelişmesindeki öneminide kapsıyor bence..
     
  8. Abi bu benim yıllık ödevim ile ilgili onda böyle titizlik yapıyorum
     
  9. Oktay abi Kültürün Kalkınmadaki Önemi ? Veya gelişmesindeki önemi Lütfen yardım edermisin
     
  10. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    İstersen bunu bi incele sadece başlığa bakma konunun içeriğini oku belki bir fikir çıkarabilirsin.

    Halk Kültüründe Değişimin Topluma Etkisi ve Sonuçları

    Prof. Dr. Erman ARTUN*

    Türkler, dünya coğrafyası üzerinde sık sık yurt değiştirerek çok geniş bir alana yayılmışlar,
    bir çok kültür ve dinin etkisi altında kalarak farklı uygarlıklar yaşamışlardır. Bunun sonucunda Orta
    Asya’dan günümüze değişen, gelişen, geleneğe bağlı bir halk kültürü olmuştur. Halk kültürü
    ürünleri, Türk kültürünün tarih içindeki görünümü, değişmesi ve gelişmesine paralel olarak bir
    değişim ve gelişim içinde olmuştur. Aynı uygarlığa bağlı kültürler aynı dünya görüşünde
    birleşirler. Bir uygarlığın dünya görüşü de o uygarlığa özgü bir halk kültürü doğurur. Halk kültürü
    ürünleri yaşayan kültür topluluğunun kendine özgü dünya görüşüne ve değerler sistemine göre
    şekillenir. Kültüre bağlı olarak şekillenen her türlü birikim doğal olarak o kültürün bir parçasıdır.
    Türk kültürü belirli bir coğrafyayla sınırlandırılamayacağı için Türklerin göçüp
    yerleştikleri, devlet kurup egemen oldukları ülkelerin tümünü kapsamaktadır. Türkler İslamiyet’ten
    önce o günkü inanç sistemlerine, kültür ve geleneklerine bağlı halk kültürü ürünlerine sahiptiler.
    İnanç kültürü, kültür de halk kültürü ürünlerini etkiler. Bugünkü halk kültürü ürünlerinde, eski
    inanış ve geleneklerin izlerini bulmak mümkündür. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra
    halk kültürü ürünleri yeni özle İslami renge bürünerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yeni kültür
    gereği mitlerle örülü destan dönemi ürünleri İslami öğelerle beslenerek yeniden yapılanmıştır.
    İslamiyet öncesi çeşitli inanç sistemlerinden etkilenen Türkler, her kültürde olduğu gibi semavi bir
    dine geçerken, eski inançlarının bir bölümünü yeni dine taşıyıp onun kalıplarına uydurmuşlardır.
    Türk halk kültürü, Anadolu’da geleneksel yaşamı sürdüren toplulukların yüzyıllar
    boyunca kendi dil, kültür ve beğenileriyle oluşturup yaşattıkları kültürün ortak adıdır. Bu kültür
    halkın duygu, düşünce ve beğenisiyle süzülerek günümüze gelmiş, toplum, insan ve doğa
    gerçeğiyle şekillenmiştir.
    Sosyal yapı ait olduğu toplumun kültür ögeleriyle biçimlenir. Kültür her toplumsal ögede
    yansımasını bulan dokudur (Turan 1990:13). Kültürleşme adı verilen evrensel süreçte kültür
    varlıkları, yeniyi alarak değişir, gelişir (Güvenç 1993:138). Kültür; yaşanan, yaşatan ve yaşayan
    varlık olarak geçmişten geleceğe sürekliliktir (Güvenç,1993:231). Her kültür olgusu kültürün
    bütünü gibi doğar, gelişir, kaybolur veya yeni fonksiyonlarla genişler ve gençleşir (Yılmaz,
    1994:2). Kültür toplumsaldır. Kişi, içinde yaşadığı toplumun kültüründen soyutlanamaz. Kültür
    tarihseldir, uzun bir yaşam dilimi içinde olgunlaşır. Kültür bir yaşam biçimi, bir toplumsal
    davranıştır. Bu olgu da bir süreç içinde bir tarih çanağında oluşur (Artun,1996:12).
    Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu yurt tutan Türkmenler göç yollarında kültürleşme yoluyla
    kültür alışverişinde bulunarak bunları Anadolu’ya taşımışlardır. Yeni yurt Anadolu’da tanışılan
    kültürlerle ve yazlak-güzlek, kışlak ve konalgalar arasında kültürleşme sürmüştür. Taşınan Orta
    Asya ve göç yolları kültürü, yeni yurt Anadolu kültürü ve İslami kültür, yüzyıllar boyu süren
    kültürleşme sürecinde yoğrularak yeni bir Anadolu kültürü oluşturmuştur.
    Anadolu’ya akıp gelen insan dalgaları, dokuz yüzyıl önce kendilerine özgü inanışlarını,
    törelerini, geleneklerini, sanatlarını da beraberlerinde getirdiler. Anadolu geçmiş zaman içinde çok
    sayıda kültürü içerisinde barındırmış çeşitli topluluklara yurt olmuştur. Bu kültürel miras
    Anadolu’ya gelen topluluklara aktarılmıştır. Bu kültür alış verişi sonunda kültür, değişimini
    sürdürmüştür (Erginer,1997:137). Böylece günümüzde Anadolu’nun sosyo-kültürel yapılaşması
    ortaya çıkmıştır. Kültür mirası, insanlığın ortak mirasıdır. Her millet hatta her uygarlık dil, kültür, tarih mirasıyla dünyada yerini alır. Bireylerin kökleşmesi ve toplumsallaşması, bu mirasın içinde
    gerçekleşir. Kültür varlıklarını da içeren miras duygusu geçmişte temel olarak simgesel bir biçim
    almış olsa da yeni bir olay değildir. Geçmişin halk kültürleri yüzyıllar boyunca genç kuşaklara
    miras olarak hizmet etmiştir. Kültür mirasları geçmişin tanıklarıdır, bu yönleriyle geleceğin
    şekillenmesinde etkendir.
    Anadolu coğrafî konumu nedeniyle tarih boyunca Asya, Avrupa, Afrika, Mısır ve
    Mezopotamya kültür yollarının kesiştiği bir merkez olmuştur. Orta Asya’dan Anadolu’ya 9.
    yüzyıldan başlayarak küçük gruplar, 11.yüzyıldan itibaren büyük kitleler halinde gelmeye başlayan
    Oğuz ve Türkmen boyları, Anadolu’nun bugünkü kültürel yapısını oluşturmaya başlamışlardır. Bu
    tarihi süreçte Anadolu Türkleşmiş, Türkler de Anadolulaşmıştır (Erden, 1998: 4-12). Türk kültürü
    tarih sürecinde kendine miras kalan kültürleri Türk kültür potasında eriterek kendi damgasını
    vurmuştur. Halk kültürü ürünleri bir milletin millî kimliğini belirler, oluştukları toplumun ortak
    kabullerini alarak kendilerine özgü gelenek yaratırlar (Yıldırım,1998:37).
    Her inanç sistemi, topluma uygun bir yapı kazanır. Kültür tarihi açısından temel süreç
    kültürleşmedir. Anadolu’da Türkler kültürel etkileşim içinde yeni bir kültürel kimlik
    kazanmışlardır. Türkler İslamiyet kültür dairesine girdikten sonra yurt değiştirerek yeni yurtları
    Anadolu’ya geldiler. Yeni yurtta kültürün doğası gereği günlük yaşam ve değer yargıları da
    değişikliğe uğradı. Anadolu’da yaşayan kültür sentezi Türk kültür potasında eriyerek yeni bir
    alaşım oluşturdu.
    Türkiye halk kültürü, yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş, kuşaktan kuşağa
    aktarılan bir değerler bütünüdür. Halk kültürü ürünleriyle yaşadıkları yöre arasında bir bağ vardır.
    Bu ürünlerin şekillenmesinde tarihi ve kültürel mirasın önemli bir rolü vardır. Halk kültürü ürünleri
    halk arasında mayalanmış, halkın kültür yapısını belirleyen yaşadığı toplumun dokusudur. Halk
    kültürü ürünlerinin halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmeleri bakımından Türk
    kültürünün korunmasında, yaşatılmasında önemli işlevleri bulunmaktadır(Artun, 1996:12-25)
    Halk kültürü, özü gereği statik değil dinamiktir. Halk kültürü halk yaşayışı bilimidir,
    kültür topluluğunun ortak malı olduğu için ulusal yapının bir parçasıdır. Kültür doğası gereği
    değişkendir. Gelenek zaman boyutunda bir başka geleneğe ulaşacaktır. Her halk kültürü ürünü
    belli bir kültür içinde oluşur ve canlılığını sürdürür. Halk kültürü geçmişteki bir kültür, geçmişten
    günümüze gelmiş bir kalıp değildir. Yaşayan bir kültür topluluğunun bugünkü gereksinimini
    karşılayan bir sosyal kurumdur.
    Anadolu’nun günümüzdeki evrensel değerler taşıyan özgün kültür yapısının oluşmasında
    Türkler ana etken olmuştur. Anadolu pek çok küçük kültürel çevreyi ve onların kültürel yapılarını
    içinde barındırmıştır. Bu kültür zenginliğini kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir.
    Anadolu coğrafyasında iç içe yaşayan bu kültür zenginliği pek az ulusa nasip olmuştur. Bu bir
    kültür mozaiği değildir; yurt tutulan Anadolu coğrafyasında kültürlerin yarattığı alaşım, yeni bir
    Anadolu kültürüdür.
    Anadolu tarihi yönüyle çok köklü bir geçmişe sahiptir. Bu kültürel zenginlik halk
    ürünlerine yansımaktadır. Anadolu halk kültürü ürünleri, toplumsal yaşamda uyum sağlayıcı,
    birlikteliği pekiştirici, dayanışmayı arttırıcı özelliklerini sürdürerek belli bir işlev üstlenirler. Bu
    ürünler tarihsel gelişim sürecinde Anadolu insanının sanatsal beğenisini belirleyen, estetik
    anlayışını sergiler. Halk kültürü ürünleri, kendi kültürüyle yabancılaşmayı önler. Geleneği
    sürdürenler kültür taşıyıcıları olarak görev yapmaktadırlar.
    Türk halk kültürü çok zengin bir yapıya sahiptir. Bu zenginlik köklerini tarihin
    derinliklerinden almaktadır. Türkler, Sibirya’dan Balkanlara, Yemenden Hindistan’a, Çin’e kadar
    çok geniş coğrafyaya yayılmış bu coğrafyalarda devletler kurmuş, bir çok uygarlığa etki etmiş,
    çeşitli uygarlıklardan aldığı kültür ögelerini de Türk kültürüyle yoğurmuştur. Bu hareketlilik Türk kültürünü sürekli ve dinamik kılmıştır. İki binli yıllara girdiğimiz bu yıllarda bu dinamikler
    dünyada hareketlenmiş, çınar ağacı hem köklerinden hem dallarından filizler vermeye başlamıştır
    (Fığlalı,1996:3). Halk kültürü ürünleri halkın kültür yapısını belirleyen yaşadığı toplumun dokusu
    milletin söz sanatlarındaki sembolüdür.
    Halk kültürü ürünleri, belli bir kültür birikimi, dünya görüşü ve inanç sisteminin, yaşama
    biçiminin anlatıcı ve söyleyiciler tarafından özümlenip yorumlanmasıyla özgün anlatımlara
    kavuşur. Anonim ürünler, bireysel yaşantının toplumsal örnekleridir. Anadolu halkının dünya
    görüşünün yanı sıra estetik modelleri de halk kültürü ürünlerinde temsil edilir. Kültür çevresi
    değiştikçe toplumsal kuralları etkileyen köklü farklılık ve değişimler halk kültürü ürünlerine
    kademe kademe yansır.
    Halk kültürü, bir bölgedeki kültür ürünlerinin tümüdür. Toplumun sosyo-ekonomik
    dinamiklerini ortaya çıkartmakta, milletin kültür birliğini sağlamaktadır. Temel özelliklerinden biri
    de yerelliktir. Gelenekler ilişkiler gibi, yerel özellikler taşıyan günlük yaşam zamanla çeşitli
    etkenlere bağlı olarak genel, yaşam içinde görülür. Bireysel yaşantının toplumsallaşmış örnekleri
    olan halk kültürü ürünleri çeşitli düzeylerde iletişim sağlama işlevini de yerine getirir. Milletleri
    diğer kültürlerden ayıran kültürel özelliklerin esası halk kültürüdür.
    Tarihsel süreçte, her kültürde olduğu gibi Türk kültürünü belirleyen değer, norm, sosyal
    kontrol öğeleri ve formlar değişikliğe uğramıştır. Kültür, statik değildir. Zemindeki değerler aynı
    kalmak şartıyla değişen ve gelişen ilişkiler ağıdır. Kültür her toplumsal olgu ve değer gibi dinamik
    karakterle değişerek yenilenir.
    Bazı halk kültürü ürünlerinde eski inanç sistemleri ve kültürlerinin ayin ve törenlerine ait
    pratiklerinin Anadolu’da yeni bir sentezle İslami şekil ve ruha dönüştüğünü görüyoruz. Türk
    kültürü Anadolu’da şekillenirken, halk kültürü ürünleri de yeniden yapılanmaya başlamıştır. Büyük
    şehirlerin çevresinde oluşan üst kültür, mimaride, müzikte, edebiyatta yeni bir bakış açısı
    oluşturmuştur. Anadolu’da konar-göçer ve köy çevrelerinde İslami kültür etkisiyle Orta Asya
    kültüründen farklı, fakat büyük şehirlerin etrafında oluşan üst kültürü de yakalayamayan bir kültür
    oluşmuştur. Konar-göçer kültüründeki halk kültürü ürünlerinde göçebe yaşamın ve doğal çevrenin
    etkisi görülür. Köy ve kasaba halk kültürü ürünlerinde çevrelerine ait özelliklerin varlığı dikkati
    çeker.
    Her toplumun kendine özgü bir yerleşim, doğa ilişkileri, üretim-tüketim biçimi vardır. Halk
    kültürü ürünleri bir anda ortaya çıkmazlar. Oluşum nedenleri geçmişte yatmaktadır. Halk kültürü
    ürünlerini kavrayabilmek için oluşumlarını, süreçlerini, insan-doğa-toplum ilişkilerinin işlevlerini
    bilmek zorundayız. Bir ürünün kendi içinde ve diğer olgularla ilişkisini inceledikten sonra
    görünüşün arkasında yatan özün belirlenmesi gerekir. Toplumsal değişim sürecini etkileyen,
    yönlendiren ve belirleyen yapısal öğelere niteliğini veren dört olgu vardır. Bunlar ekonomik,
    teknolojik, demografik ve ekolojik olgulardır.
    Halk kültürü, kültür varlığının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Halk kültürü
    yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze gelmiş
    bir değerler bütünüdür. Sözlü gelenekte yaşatılan ürünlerle beslenen halk kültürünün özünde, bağlı
    bulunduğu kültüre ait örnek değerler ve ahlak anlayışı vardır. Halk kültürü ürünleri, toplumsal ve
    kültürel birlik oluşturan ortak ve kültürel özellikleri bulunan toplulukların ürünleridir. Türk halk
    kültürü ürünlerine, Türk toplumunun sağ duyusu, günlük hayatı, dini, geleneği, dünya görüşü,
    beğenisi yansır.
    Kültür; toplumu oluşturan bireyler, gruplar arasındaki kurumlaşmış ilişkiler bütünüdür. Her
    türlü toplumsal olgu kültür potasında eriyerek içerik ve bütünlük kazanır. Kültür kişilik
    mekanizmaları yoluyla çevreye yansır, aktarılır. Halk kültürü bir düşünce bir yaşam biçimi olarak
    kültür alanlarını kapsar. Millî kültürün oluşmasında etkin bir rol oynar. Halk kültürü, Türk
    kültüründe yapılmasını öngördüğü ve yasakladığı etkinliklerle, yaptırımlarıyla
    yönlendiricidir. Halk kültürü ülkeyi ayakta tutan en önemli güçlerden birisidir.

    Tanzimat, Meşrutiyet, Birinci Dünya Savaşı, Cumhuriyet Türk toplumunu ve günlük
    yaşamını hızlı değişim ve dönüşümlere uğratmıştır. Toplumsal yaşamda geleneksel yapı, yer yer
    çatlamağa, kırılmağa ve yerleşmiş değerler değişmeğe başlamış, geçiş dönemlerine özgü ikilemler
    ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetten sonra yurdumuz tarım, sanayi ve teknoloji alanlarında büyük
    değişiklik yaşamıştır. 1950’li yıllarda köylerden kentlere göçlerin yoğunlaşması kültür
    çatışmalarını beraberinde getirmiştir. Köy ve şehir kültürü hızlı etkileşim yaşamıştır.
    Göçler nedeniyle çeşitli kültürler büyük şehirlere taşınmıştır. Köy kültür çevresiyle şehir
    kültür çevresi iç içe yaşamaya başlamıştır. Farklı geleneklerin bir arada yaşaması halk kültürüne
    yeni bir boyut getirmiştir (Artun, 1996:11-25). Göçle gelenler kentlileşme sürecini yaşamaktadır.
    Doku kaynaşması henüz tamamlanamamıştır. Toplumsal ve kültürel değişiklikler halk kültürü
    ürünlerinin değişip yeniden şekillenmesine neden olurlar.
    Halk kültürü ürünlerinin, yaşadıkları yöreyle arasında bir bağ vardır. Bu ürünlerin
    oluşmasında ve şekillenmesinde yörenin tarihi ve kültürel mirasının önemli bir rolü vardır. Yeni
    kültürleşme ve toprağa bağlı Anadolu ekonomisinin sanayi toplumuna geçişi sürecinde yöre
    insanının bu değişim ve gelişim karşısında sosyo-ekonomik konumu değişmiştir. Bu hızlı değişim
    ve gelişim geniş bir zaman boyutunda olmadığı için yeni yaşama biçimi Anadolu’da bir bocalama
    yaratmıştır. Farklı geleneklerin bir arada yaşaması halk kültürüne yeni bir boyut kazandırmıştır.
    Günümüzde halk kültürü ürünleri kitle iletişim araçlarıyla yayılmaya başlamıştır. Bu bir
    noktada teknolojinin sözlü geleneğin işlevini üstlenmesidir. Günümüzde halk kültürü yeni
    ortamlara, yeni şartlara uyum göstermeye, gelenek dışı düşüncelerle beslenmeye başlamıştır. Halk
    kültürü sözlü, yazılı kültür ortamlarının yanı sıra elektronik kültür ortamlarında yayılır hale
    gelmiştir. Gelenek sosyo- kültürel yapı içinde ancak yeni işlevler kazanarak var olan işlevlerini
    koruyarak yaşayabilir.
    Tarım ve sanayinin gelişmesi, ulaşım ve teknolojinin getirdiği yenilikler, iletişimin etkisi
    kendine özgü yerel kültürü etkilemektedir. Büyük şehirlerde şehir merkeziyle, kenar semtleri
    arasında iki ayrı kültür yaşamaktadır. Büyük şehirlerde halk kültürü ürünlerinde tarım öncesi
    toplulukların ritüele dayalı düşünce yapısının kalıntılarını, tarım topluluklarının dini düşünce
    yapısını, sanayi toplumlarının laik düşünce yapısını iç içe buluyoruz.
    Türkiye hızlı bir kültürel değişim ve gelişim süreci yaşamaktadır. Halk kültürü ürünleri
    kültürel yapımızın, yaşama biçimimizin en iyi tanıkları ve taşıyıcılarıdır. Anadolu kültürünün
    çeşitliliği halk kültürü ürünlerine büyük bir zenginlik sağlamıştır.
    Yaşanılan son elli yılda, çağlar boyu süren kültür ikiliği hızla ortadan kalkmaktadır.
    Bugün, köylü ve çiftçi toplumdan kentli ve sanayileşmiş topluma geçmekteyiz. Halkın yarısı artık
    aydınla aynı kültür çevresini paylaşmaktadır. Köyde kalanlar da ulaşım ve iletişim araçlarıyla kent
    kültürüne bağlanmışlardır.
    Teknoloji, geleneği yayan gezginci kültür taşıyıcılarının yerini alarak geleneğin dar
    çevrelerde sıkışıp kalmasını önleyerek yayılmasını sağlamıştır. Günümüzde halk kültürü yeni
    ortamlara, yeni şartlara uyum göstermeye, gelenek dışı düşüncelerle beslenmeye başlamıştır. Bu
    olgu geleneksel kültürü de etkilemiştir.
    Yeni kültürleşme ve toprağa bağlı ekonomiden sanayi toplumuna geçiş sürecinde yöre
    insanının değişim ve gelişim karşısında sosyo-ekonomik konumu değişmiştir. Bu hızlı değişim ve
    gelişim geniş bir zaman boyutunda olmadığı için yeni yaşama biçimi bir bocalama yaratmıştır.
    Büyük şehirlere göçler nedeniyle çeşitli kültürler taşınmıştır. Köy kültür çevresiyle şehir kültür
    çevresi iç içe yaşamaya başlamıştır. Farklı geleneklerin bir arada yaşaması halk kültürüne yeni bir
    boyut getirmiştir (Artun, 1996:11-25).
    Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçen toplumumuz, bu gün artık bilgi ve iletişim
    toplumuna geçiş aşamasındadır. Toplumlar arası haberleşme olanaklarının çok sınırlı olduğu
    dönemlerde kültürler ve uygarlıklar arası ilişkiler dar alanda kalmıştır. Genellikle komşu kültürlerin birbirini etkilediği dönemlerin aksine günümüzde coğrafî bakımdan çok uzaktaki kültürler bile hızlı
    bir etkileşim içindedir. Sanayi ve tarımın gelişmesi, ulaşım ve teknolojinin getirdiği yenilikler,
    iletişim halk kültürünü etkilemektedir. Köyden kente göç olgusu halk kültürünün doğal ortamını
    değiştirmiştir.
    Sanayileşme ve iletişim toplumları etkilemiş, hızlı kültürel değişim ve gelişime neden
    olmuş, yaşama biçiminin değişmesinin yanı sıra, bir kültür şokuyla karşı karşıya bırakmıştır.
    Dünya küreselleşme sürecine girmiştir. Küreselleşmeyle, farklı kültürlerden insanları bir araya
    getirecek ortak bir paydaya doğru gidiş başlamıştır. Bu da halk kültürleri için tehlike çanlarının
    çalınmasıdır, ancak küreselleşme olgusu kültürel değişim ve gelişime bağlı halk kültürünün doğal
    akışını hızlandırıp aşındırmaya başlamıştır.
    Dünyanın her toplumundaki bireyler kendi özgün kültürlerinde bulamadıkları ve
    göremedikleri birey olma keyfini dünya kültüründe bulmakta ve kendilerini bu kültürle
    özdeşleştirmektedir. TV ve fiber-optik teknolojileri kullanılmaya başlandı, bunun yanı sıra uydu
    aracılığıyla bütün dünyaya her konuda anında seslenme olanağı bulundu. Küreselleşme ya da
    yabancı terminoloji ile "globalleşme", biri siyasal, biri ekonomik, biri de kültürel olarak üç boyutu
    olan bir kavramdır (Kongar,1997:3).
    Halk kültürü toplumsal yaşamda uyum sağlayıcı birlikteliği, pekiştirici, dayanışmayı
    arttırıcı özelliklerini sürdürerek bir işlev üslenir, kendi kültürüyle yabancılaşmayı önler. Halk
    kültürü ürünlerinin halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmeleri bakımından Türk
    kültürünün korunmasında, yaşatılmasında önemli işlevleri vardır. Halk kültürü, her uygarlığın
    yaratıcısı olan insanların kimlik ve kişiliğinin temel belirleyicisidir (Günay,1999:24). Küreselleşme
    etkisiyle halk kültürünün halkla bağları zayıflamaya başlayarak kendi kaynaklarının yanı sıra
    yabancı kaynaklarla beslenmeye başlamıştır. Halk kültürü, kültür varlığının önemli bir bölümünü
    oluşturmaktadır. Halk kültürü, toplumsal ve kültürel birlik oluşturan ortak ve kültürel özellikleri
    bulunan toplulukların ürünleridir. Halk kültürü toplumun sosyo-ekonomik dinamiklerini ortaya
    çıkarmakta, milletin kültür birliğini sağlamaktadır. Milletleri diğer kültürlerden ayıran kültürel
    özelliklerin esası halk kültürüdür.
    Günümüz bir bilim ve teknoloji dünyası olarak kabul edilmektedir. Bilgi patlaması,
    bilimsel ve teknolojik alanda kaydedilen hızlı değişme ve gelişmeler nedeniyle, günümüz “bilişim”
    dönemi olarak kabul edilmektedir. Ekonomik ve teknik olguların belirlenmesi sonucunda
    neredeyse uluslar arasındaki sınırlar kaybolmuş, bilgiye ulaşmanın yanı sıra halk kültürünü
    etkileyebilecek olumsuz olgulara ulaşmak kolay hale gelmiştir. Bireylerin iletişim ve etkileşim
    gereksinmeleri boyut değiştirmiş geleneksel değerler hızla kaybolmaya başlamıştır.
    Türkiye hızlı bir kültürel değişim ve gelişim süreci yaşamaktadır. Yaşanılan son elli yılda,
    çağlar boyu süren kültür ikiliği hızla ortadan kalkmaktadır. Bugün köylü ve çiftçi toplumdan kentli
    ve sanayileşmiş topluma geçmekteyiz. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçen toplumumuz,
    bu gün artık bilgi ve iletişim toplumuna geçiş aşamasındadır. Sanayi ve tarımın gelişmesi, ulaşım
    ve teknolojinin getirdiği yenilikler, iletişim halk kültürünü etkilemektedir.
    Türkiye’de kültürel değişim gereği yaşama biçiminin değişmesi pek çok eski gelenek ve
    görenekleri de değişime uğratmaktadır. Yakın bir gelecekte farklı yörelerimizde otantik geleneksel
    nitelikleriyle üretilmekte olan halk kültürü ürünlerini, bunlara bağlı inanç, davranış ve değer
    yargılarının değişmesiyle bulamayacağız. Bugün geç kalmış sayılmayız. Toplumumuz her ne kadar
    hızlı bir kültürel değişimle karşı karşıya kalsa da eski ile yeni iç içe yaşamaktadır. Anadolu
    kültürünün otantik örneklerinin uzmanlar tarafından belirlenip halk kültürü müzelerinde saklanıp
    gelecek kuşaklara aktarılması zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi gereken bir görevdir (Artun,
    2000:163).
    Gelenekler içinde bulundukları çevrenin sosyo-ekonomik durumuna göre davranış kalıpları
    geliştirirler. Ulaşım ve teknolojinin getirdiği yenilikler yerel kültürü etkilemiştir. Dünya
    küreselleşme sürecine girmiştir. Küreselleşmeyle, farklı kültürlerden insanları bir araya getirecek
    ortak bir paydaya doğru gidiş başlamıştır. Bu da halk kültürleri için tehlike çanlarının çalınmasıdır,
    ancak küreselleşme olgusu kültürel değişim ve gelişime bağlı halk kültürünün doğal akışını
    hızlandırıp aşındırmaya başlamıştır.

    Bu hızlı değişim ve gelişim beraberinde ne yapmalıyız sorusunu da getirmektedir. Millî
    kültürün biçimlenmesinde, halk kültürünün önemi büyüktür. Türk halk kültürünü ülkeye ve
    dünyaya tanıtma çalışmaları kültür politikaları doğrultusunda yapılmalıdır. Kültür politikaları,
    günümüz ve geleceğin kültür yapısının belirlenmesinde kültürel mirasın korunması ve
    tanıtılmasında etkin rol oynar.
    Halk kültürü sözlü, yazılı kültür ortamlarının yanı sıra elektronik kültür ortamlarında
    yayılır hale gelmiştir. Gelenek sosyo- kültürel yapı içinde ancak yeni işlevler kazanarak var olan
    işlevlerini koruyarak yaşayabilir. Kültürün tarihsel süreç ve biçimlenmesinde kültürel her varlık
    ulusal mirastır. Bu da beraberinde seçici olmamız gerekliliğini gündeme getirir. Her eskiyi koruma
    çabası yeniyi almayı engeller (Oğuz, 2001:5).
    Kültür, insanlığın ortak mirasıdır. Her millet; dil, kültür, tarih mirasıyla dünyada yerini alır.
    Bireylerin kökleşmesini ve toplumsallaşmasını sağlayan kültür mirasları geçmişin tanıklarıdır, bu
    yönleriyle geleceğin şekillenmesinde etkendirler. Sosyal yapı, ait olduğu toplumun kültür
    ögeleriyle şekillenir. Sosyal yapı bir değerler ve kurumlar bütününün meydana getirdiği, gelişme
    özelliği gösteren, kişileri ortak noktalarda birleştiren bir sosyal yaşama biçimidir (Tural,1994:14).
    Halk kültürü toplumsal yaşamda birlikteliği pekiştirici, dayanışmayı arttırıcı özelliklerini
    sürdürerek bir işlev üslenir, halkın kendi kültürüne yabancılaşmasını önler. Halk kültürü
    ürünlerinin halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmeleri bakımından Türk kültürünün
    korunmasında, yaşatılmasında önemli işlevleri vardır. Halk kültürü, uygarlıkların yaratıcısı olan
    insanların kimlik ve kişiliğinin temel belirleyicisidir (Günay,1999:24).
    Çağdaş genç, millî kültürünü seven, koruyan, kollayan, aktaran, değişim ve gelişimleri
    özümseyen, millî kültürden kopmadan evrensel kültürde yerini alabilen insan tipidir. Gençlere
    yaşadığı toplumun kültürel değerlerini tanıma fırsatı ne ölçüde veriliyor? Özellikle Türk kültürü,
    kültürün öğelerinden biriymiş gibi kültüre girmiş Batı, Türk kültürünün özüne ters diye nitelenen
    konulardan ayıklanmalıdır. Bir gencin kendi kültürüne yabancılaşması, beğeni yönünden halktan
    kopmaması için ona ortak millî kültürün alt yapısı öğretilip sevdirilmelidir. Gençleri milletin ortak
    kültür değerleriyle besleyip hazırlamak ailenin ve eğitimcilerin görevidir. Gençlere millî kültürün
    tarihi ve kültürel bir miras olduğu, millî kültür donanımı almadan evrensel kültürde yer
    alınamayacağı bilinci verilmelidir.
    Kültür politikalarının ilkeleri bilimsel çalışmalarla akılcı ve gerçekçi olarak saptanır.
    Toplumun gerçeklerine maddî ve manevî değerlere uygun esaslara dayandırılır. Toplumun kültürel
    mirası sonucu oluşan yaşama biçimi inanç ve değerleri günlük kültür politikalarıyla yeniden
    yapılanamaz. Eğitim ve kültür politikaları millîdir. Kültür politikaları evrensellikten kopmadan
    kültürel değişim ve gelişimle sağlıklı, ilkeli politikalarla sürer. Kültürel kimlik oluşturma
    politikaları belirlenirken millîlik, çağdaşlık, demokratiklik, evrensellik ilkelerinden taviz verilemez.
    Kültürel değişim ve gelişimi yozlaşma, yabancılaşma olarak algılayan durağan insan tipi
    yetiştirmeyi amaçlayan kültür politikaları faydadan çok zarar getirir.
    Sonuç
    Küreselleşmeyle ulusal değerlerin, ulusal kültürün korunması gerekliliği kendini
    göstermeye başlamıştır. Küreselleşme karşısında büyük bir tehlike içinde olan halk kültürü derleme
    ve araştırma politikalarının tekrar gözden geçirilmesi, programların yeniden geliştirilmesi ve
    yapılandırılması gerçeğini gündeme getirmiştir.
    Halk kültürü ürünleri küreselleşmeyle birlikte hızla değişmeye, hatta yok olmaya
    başlamıştır. Halk kültürü mirası olan bu ürünlerin yeni kuşaklara aktarılması zorunluluğu ortaya
    çıkmıştır. Halk kültürü ve halk edebiyatı ürünleri Türk ruhunun ve dünyaya bakışının en çok
    yansıtıldığı ürünlerdir.
    Çeşitli etkiler nedeniyle sürekli yeni yaşam koşulları ortaya çıktığından, toplumlar ve
    kültürler de sürekli bir değişim içindeler. Bu değişim bazen yavaş yavaş gerçekleşiyor, bazen de bir
    patlama biçiminde olabiliyor. Pek çok toplum için Batı kültürü ve ona bağlı olan maddesel ve
    teknik üstünlükle karşılaşmak, varlıklarını tehdit eden bir şok etkisi yapıyor, çünkü bu onların geleneksel toplum yapısının sorgulanmasına yol açıyor. Bu da hangi yöne gideceğini bilememek,
    kişiliğini ve kendine güvenini yitirmek gibi sonuçlara neden olabiliyor.
    Millî kültürün biçimlenmesinde, halk kültürünün önemi büyüktür. Halk kültürü ürünlerine
    eğitimin her kademesinde yer verilerek tanıtılmalı ve sevdirilmelidir. Halk kültürünü ülkeye ve
    dünyaya tanıtma çalışmaları kültür politikaları doğrultusunda yönlendirilmelidir. Bireysel gayretler,
    yerel kurum ve kuruluşların iyi niyetle yaptıkları çalışmalar desteklenip amaca uygun duruma
    gelmesi sağlanmalıdır.
    Millî kültür bütün yöre kültürlerinin matematiksel toplamıdır. Millî kültür denince
    yerellikten çıkmış, onu aşarak yurt bütünlüğünde, bütün bir millet tarafından benimsenmiş ortak
    değerleri, yaşama biçimlerini ve bunlara bağlı unsurları anlıyoruz. Kültür toplumu oluşturan
    bireyler, gruplar arasındaki kurumlaşmış ilişkiler bütünüdür. Her türlü toplumsal olgu kültür
    potasında eriyerek içerik ve bütünlük kazanır. Kültür kişilik mekanizmaları yoluyla çevreye yansır,
    aktarılır. Kişisel ve kaynaksal kurumlarla beslenerek toplumda yaratılan kültürün yöresel ve
    bölgesel farklılıkları olması doğaldır.
    Kültürün, "insan, aile sosyal çevre, eğitim, sosyal değerler vb." gibi insani; "bayrak, millet,
    vatan, dil, din, tarih örf âdet gelenek vb", gibi evrensel boyutları vardır. Kültür milletleri
    birbirinden ayıran özelliklerdir. Uygarlık ortak bir değerdir. Aynı uygarlığa bağlı kültürler aynı
    dünya görüşünde birleşirler. Topluluklardaki kişi ve grupların yenilikleri ve milletlerarası etkileşim
    kültür değişikliğine neden olur.
    Kültür politikaları, günümüz ve geleceğin kültür yapısının belirlenmesinde, kültürel
    mirasın korunması ve tanıtılmasında etkin bir rol oynar. Kültür politikalarının ilkeleri bilimsel
    çalışmalarla akılcı ve gerçekçi olarak saptanır. Toplumun gerçeklerine maddî ve manevî değerlere
    uygun esaslara dayandırılır. Toplumun kültürel mirası sonucu oluşan yaşama biçimi inanç ve
    değerleri günlük kültür politikalarıyla yeniden yapılandırılamaz. Eğitim ve kültür politikaları
    millîdir. Kültür politikaları evrensellikten kopmadan kültürel değişim ve gelişimle sağlıklı, ilkeli
    politikalarla sürer. Kültürel kimlik oluşturma politikaları belirlenirken millîlik, çağdaşlık,
    demokratiklik, evrensellik ilkelerinden taviz verilmez. Kültürel değişim ve gelişimi yozlaşma
    yabancılaşma olarak algılayan durağan insan tipi yetiştirmeyi amaçlayan kültür politikaları
    faydadan çok zarar getirir.
    Kültürünü korumayan, gençlere aktarmayan milletler yabancı kültürlerin etkisiyle yok
    olurlar. Korumada ilke, statik değil dinamik olmalıdır. Kültürel değişim ve gelişimle, kültür
    yozlaşması, kültür yabancılaşması arasında ince bir çizgi vardır. Genç kuşak yaşlı kuşağa göre
    kültürel değişim ve gelişimi daha çabuk yakalayacaktır. Bunu yozlaşma, kültürüne yabancılaşma
    olarak niteleyip gençleri suçlayıp, sorgulamak, dışlamak yanlıştır.
    Toplumsal gelişim, bireylerin istek ve beklentilerinde değişim, bilgi birikiminin artması
    sonucu güne uyum sağlayacak etkin ve mutlu bireylerin yetişmesiyle bireylere kazandırılması
    gereken temel becerilerinin yanı sıra ulusal değerlerin, ulusal kültürün korunması gerekliliği
    kendini göstermeye başlamıştır. Küreselleşme karşısında büyük bir tehlike içinde olan ulusal kültür
    ve değerler irdelenip kültür ve eğitim politikalarının tekrar gözden geçirilmesi, programların
    yeniden geliştirilmesi ve yapılandırılması gerçeğini gündeme getirmiştir.
    Yıllardır göz ardı edilen ulusal kültür ve değerler çerçevesinde kaynağını halk kültüründen
    alan ürünlere eğitim programlarında yer verilmelidir. Halk kültürü ürünleri küreselleşmeyle
    birlikte hızla değişmeye, hatta yok olmaya başlamıştır. Halk kültürü mirası olan bu ürünlerin eğitim
    programlarında yer alarak gelecek kuşaklara aktarılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bunun yanı
    sıra eğitim programları içinde nasıl ve hangi yöntemlerle verilmesi gerektiği sorularına yanıt
    aramak gerekmektedir.

    KAYNAKÇA
    Artun, Erman; 1995, “Ozandan Aşığa Halk Şiiri Geleneğinin Kültür Kaynakları”, İçel Kültürü.
    Artun, Erman; 1996, Günümüzde Adana Aşıklık Geleneği ve Aşık Feymani, Adana, Hakan Ofset.
    Artun, Erman; 2000, “Halk Kültürü ve Folklorun Türk Kültüründeki Yerine Kültürel Değişim ve
    Gelişim Açısından Bakış” Adana Halk Kültürü Araştırmaları 1, Adana, Epsilon Ofset
    Erden, Attila; 1998, Anadolu Giysi Kültürü, Ankara, Dumat Ofset.
    Erginer, Gürbüz; 1997, Kurbanın Kökenleri ve Anadolu’da Kanlı Kurban Törenleri,
    İstanbul.
    Fığlalı, Ethem Ruhi; 1996, Türk Dünyası ve Halk Kültürü Üzerine Araştırmalar, İncelemeler( Ali
    Abbas Çınar), Muğla
    Günay, Umay; 1999,”Osmanlı İmparatorluğu ve Türk Halk Kültürü”, Osmanlı Kültür ve Sanat C.9.
    Ankara, Yeni Türkiye Yayınları.
    Güvenç, Bozkurt; 1993, Türk Kimliği-Kültür Tarihinin Kaynakları, Ankara.
    Kongar, Emre; 1997, Küreselleşme ve Kültürel Farklılıklar Çerçevesinde Ulusal Kültür, Kaynak:
    www.kongar.org/makaleler/mak_ku.phb.
    Tural, Sadık; 1994, Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler, Ankara.
    Turan, Şerafettin; 1990, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara
    Yıldırım, Dursun; “Sözlü Kültür ve Folklor ve Folklor Kavramı Üzerine Düşünceler”, Türk Bitiği,
    Akçağ Yayınları, Ankara.
    Yılmaz, Şirin; 1994, “Prof.Dr.Umay Günay, İlk Halk Bilim Çalışmaları Üzerine Bir Konuşma”
    Millî Folklor, s.22, Ankara.
    Meadel,Cecile,1994,”İletişim Araçları”, Thema Larausse, Milliyet Yay., İstanbul
    Oğuz, Öcal,2001”Küreselleşme ve Ulusal Kalıt Kavramları Arasında Türk Halk Bilimi” Milli
    Folklor, Feryal Mat., Ankara
    Artun, Erman; 1996, Günümüzde Adana Aşıklık Geleneği ve Aşık Feymani, Hakan Ofset , Adana
    Artun, Erman;2000, “Halk Kültürü ve Folklorun Türk Kültüründeki Yerine Kültürel Değişim ve
    Gelişim Açısından Bakış” Adana Halk Kültürü Araştırmaları 1, Epsilon Ofset, Adana
    Erden, Attila; 1998, Anadolu Giysi Kültürü, Ankara, Dumat Ofset.
    Erginer, Gürbüz; 1997, Kurbanın Kökenleri ve Anadolu’da Kanlı Kurban Törenleri, İstanbul.
    Kongar, Emre; 1997, Küreselleşme ve Kültürel Farklılıklar Çerçevesinde Ulusal Kültür, Kaynak:
    eylem.com/wkrekult.htm.
    Kongar, Emre; 1997,Küresel: Kültür, Kaynak:eylem.com /kurekult.htm
    Tural, Sadık; 1994, Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler, Ankara.
    Yıldırım, Dursun; “Sözlü Kültür ve Folklor ve Folklor Kavramı zerine Düşünceler”, Türk Bitiği,
    Akçağ Yayınları, Ankara.
     
  11. Çok uzun bu ya :S ilk paragraf olur gibi-
     
  12. Birazdaha iyi yazsanız
     

Bu Sayfayı Paylaş