Bülent Ecevit Ile "Bir Devrin Anatomisi"

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 3 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Bülent Ecevit Ile "Bir Devrin Anatomisi" konusu Mustafa Bülend Ecevit


    [​IMG]



    Şair,gazeteci,yazar ve siyaset adamı.

    Baba tarafından Mustafa Şükrü Efendi'nin torunu. 1925'te İstanbul'da doğdu. 1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji'ni bitirdi. 1944'te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi'nde İngiliz dil ve edebiyatı, Londra Üniversitesi'nde Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi bölümlerine devam etti. 1957'de de ABD'de Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay incelemelerde bulundu.

    1944'te Ankara'da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra'da Türk Basın Ateşeliği'nde çalıştı. 1950-60 arasında 'Ulus' gazetesinde, ve 'Ulus'un kapatıldığı yıllarda 'Yeni Ulus' ve 'Halkçı' gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD"de, Kuzey Carolina'da yayınlanan 'Winston-Salem2 gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı. 1965'de 'Milliyet' gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950'lerde 'Forum' dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972'de aylık 'Özgür İnsan', 1981'de haftalık 'Arayış', 1988'de aylık 'Güvercin' dergilerini çıkarttı.

    1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak'tan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Milletvekili oldu. 1960-61'de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-1965 yılları arasında Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966'da, CHP Genel Sekreterliğine getirildi. 1971'de Partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak bu görevinden ayrıldı. 1972 Mayısında CHP Genel Başkanlığına seçildi.

    1963 yılında Çalışma Bakanlığı sırasında demokratik işçi hakları için verilen ve kazanılan mücadeleden doğan ve başlangıçta Ortanın Solu adı verilen Demokratik Sol düşüncenin bir düşünsel akım ve siyasal hareket olarak başlamasını ve sol kavramının meşruluk kazanmasını sağlamıştır.

    1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirdi.1977'de azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı. 1978'de, Partisinin TBMM'de çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.12 Eylül döneminde yoğun demokrasi mücadelesi verdi.

    Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. {[1987]]'deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989 başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan Olağanüstü Kurultay'da yeniden Genel Başkan seçildi. 1991 seçimlerinde de Zonguldak'tan milletvekili seçildi. 28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile başbakan oldu. Öcalan'ın tutuklanmasından kısa bir süre sonra 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde partisini birinci parti yaparken, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve bu hükümetin başbakanı oldu. Siyaset yaşamı boyunca Laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet ve Demokrasinin temel değerlerini savundu.

    18 Mayıs 2006 günü katıldığı Musatafa Yücel Özbilgin'in cenaze törenine katıldığı sırada Devlet Bahçeli ile konuşurken fenalaştı ve akşamında da beyin kanaması tanısıyla hastaneye kaldırıldı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde (GATA) ameliyat edildi.


    [​IMG]


    Müderris Mustafa Efendi'nin Torunu

    28 Mayıs 1925 gününün ilk saatlerinde Beşiktaş'ın Valideçeşme semtindeki Pembe Köşk'te Fahri-Nazlı Ecevit çiftinin dünyaya gelen erkek çocuğuna Bülent ismi verildi. Babası Kastamonulu, annesi ise İstanbulluydu. Ecevit soyadı, Kastamonu yöresindeki bir bucağın isminden esinlenilerek alınmıştı. Hem anne babası hem de dedeleri Osmanlı ve Cumhuriyet'in seçkin üyeleriydi. Baba Prof. Fahri Ecevit Cumhuriyet'in ilk yüksek öğretim kadrosundan, sonraları milletvekili; anne Nazlı Ecevit de sanatçı ve ressamdı. Dedesi ise Osmanlı ulemasından müderris Mustafa Efendi'ydi. Diğer dedesi ise Alay Kumandanı Mehmet Emin Bey'di. Babası Fahri Ecevit, Ankara Hukuk Fakültesi adli tıp profesörüydü. Fahri Ecevit 1943'ten beri CHP Kastamonu Milletvekili olarak Meclis'te görev yapıyordu. Ancak 1950 seçimlerinde yeniden seçilemedi. Bundan sonraki dönem gazetesindeki köşesinde darbe için kışkırtma yazıları ile DP'yi düşürmeye çalıştı .


    [​IMG]

    EDEBİYATÇI OLMAK İSTİYORUM

    Ecevit Robert Kolej'in edebiyat kolundan mezundu. Annesi Nazlı Hanım, mimar ya da mühendis olmasını isterken babası, edebiyat kolundan mezuniyeti sebebiyle Ankara Hukuk Fakültesi'ne yazılmasını istedi.Edebiyatçı olmak istiyorum diyen genç Bülent'in bu görüşü etkili olmadı.Ancak Hukuk Fakültesi'nde yalnızca üç ay dayanabildi. Israrın fayda sağlamayacağını gören anne ve baba Ecevitler onu serbest bıraktılar. Ecevit, Basın Yayın Genel Müdürlüğü'ne tercüman olarak girdi. Bu sırada Çetin Altan da Galatasaray Lisesi mezunu olması sebebiyle Fransızca mütercim olarak aynı büroda görev yapıyordu. Ertesi yıl Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırdı ve ikinci sınıftan başladı. Ancak Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ndeki öğrenimini de yarıda bıraktı. Bu sıralarda Doğu mistisizmine ve Hint felsefesine büyük ilgi duyuyordu, en büyük tutkusu da şiir yazmaktı. Doğu mistisizmi ile Batı rasyonalizmi arasında bir bocalama devresi yaşıyordu. Klasik Batı müziği dinleyen ve Türk halk müziğine hayranlık duyan Ecevit, Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği Basın Ataşeliği'ne kâtip olarak gönderildi.


    Ulustan Politikaya

    Bülent Ecevit, Londra Üniversitesi'ne kaydını yaptırmıştı. Sanat tarihi ve Doğu dillerinin Latincesi olarak kabul edilen Sanskritçe okuyacaktı. Fakat üniversiteyi terk etmesi ve basın ataşeliği gibi geleceği olmayan bir işte bulunması baba Ecevit'i tatmin etmiyordu. Bu sebeple Bülent'i Türkiye'ye geri çağırdı. O sırada başbakan yardımcısı olan Nihat Erim'e durumu anlattı. Bülent, Basın Yayın Müdürlüğü'ndeki işine dönmek istemediği için Erim onu CHP'nin yayın organı Ulus'a yerleştirdi. Böylece Ecevit'in gazetecilik yaşamı da başlamış oldu. Aslında gazeteciliği onun CHP liderliği ve Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığına uzanan politika hayatının da başlangıcı oldu. Çetin Altan'la birlikte Ulus gazetesinde mütercimlik ve sekreter yardımcılığı görevini yürütüyorlardı.

    Ecevit'i politikaya Ulus'ta çalışıyor olması itti. Yoksa o tarihe kadar, politikacı bir babanın oğlu olmasına rağmen politikayla hiç ilgilenmiyordu. Demokrat Parti'nin öncülüğünde Meclis, CHP'nin mallarını Hazine'ye devredince Ulus gazetesi kapanmış, Nihat Erim ve kadrosu Halkçı gazetesini çıkarmaya başlamıştı. Ecevit Halkçı gazetesinde fıkra yazarıydı. Daha sonra Ulus gazetesi ismiyle yeniden yayına başlayınca o da yeniden Ulus'un yazarı oldu. Ulus'ta Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan sonra iki numaralı yazardı. Demokrat Parti'yi destekleyen Zafer'in başyazarı Bahadır Dülger'le bir ara sert polemiklere girdi. Cüneyt Arcayürek ve Altan Öymen gibi isimlerle birlikte çalışıyordu. Bir ara Rahşan Hanım'ın da çalıştığı Ankara'daki Amerikan Haberler Merkezi'nin daveti ile dört aylığına 1954 Ekim ayının başında ABD'ye gitti. Çağrı Amerikan Basın Enstitüsü ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Eğitim Mübadele Programı'ndan yapılmıştı. Bu davetin amacı gelişmekte olan ülkelerde liderlik yeteneği olan ve iyi derecede dil bilen isimlere Amerika'yı tanıtmaktı. İngiltere ve Amerika'dan sık sık davet alan bir gazeteciydi. Milletvekili seçildiği 1957 seçimleri öncesinde de Amerika'daydı. Batı dünyasını iyi tanımış olması ona politikanın basamaklarını tırmanmasında yardımcı oldu. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından 15 Ekim 1961'de yapılan genel seçimlerin sonucunda Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, hükümeti kurma görevini CHP lideri İsmet İnönü'ye verdi. İnönü kabinesinin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'ti. 32 yaşında milletvekili, 36 yaşında da bakan olmuştu. 1965'e kadar İnönü'nün kurduğu hükümetlerde bu görevini sürdürdü


    Ortanın Solu

    Bülent Ecevit 1965 yılında yapılan CHP kurultayında genel sekreterlik koltuğuna oturdu. CHP'de ortanın solu kavramı bu kurultaydan sonra ortaya atıldı. Ecevit de Ortanın Solu çizgisinin arkasındaki isimlerden biriydi. Ancak bazı çevrelerce CHP'yi aşırı sola çekmek hatta komünizme yaklaştırmakla suçlanıyordu. Partiye yeni kimlik arayışı iç çalkantılara yol açtı. 1965 seçimlerinin Süleyman Demirel'in başkanlığındaki Adalet Partisi'nin zaferiyle sonuçlanması da parti içi bunalımı hızlandırdı. Ecevit, 1965 seçimlerinde Meclis'e Zonguldak milletvekili olarak girdi. Turhan Feyzioğlu ve Kemal Satır grubu partiden koptu. 43 milletvekili Güven Partisi'ni kurdular. Bu Parti daha sonra Cumhuriyetçi Güven Partisi ismini aldı. CHP'nin içinde bir sola kaymadan söz ediliyordu. Ecevit bu konulardaki düşüncelerini 1966'da yazdığı Ortanın Solu ve 1968'de yazdığı Bu Düzen Değişmelidir' kitaplarında açıkladı. Bu dönemde Türkiye bir çalkantı içindeydi. 1968 öğrenci olayları ve anarşi Türkiye'yi yeni bir bunalıma sürüklüyordu. Ecevit, 12 Mart 1971 muhtırasına karşı çıkış yaparak CHP Genel Sekreterliği görevinden ayrıldı.

    CHP'deki aktif görevlerinden kopan Bülent Ecevit, ekibi ile birlikte parti tabanında destek arayışına girdi. Partinin neredeyse değişmez genel başkanı kimliğini kazanmış İsmet İnönü�ye karşı bir harekette başarılı olmak için başka bir seçenek de bulunmuyordu. Ecevit'in parti teşkilatına dönük çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. 1972'de toplanan CHP kongresinde Ecevit, İnönü�nün karşısına parti lideri adayı olarak çıkma gibi bir tercih yerine parti organlarına yönelik liste yarışına girdi. CHP'nin yeni lideri İşte bu kongrede liste yarışını İnönü'nün desteklediği Kemal Satır grubu değil Ecevit kanadı kazandı. Bunun üzerine İnönü, CHP genel başkanlığı görevinden istifa etti. 14 Mayıs 1972'de olağanüstü toplanan CHP kongresi Bülent Ecevit'i parti genel başkanlığına getirdi. CHP lideri Ecevit, hükümetten çekilme kararı aldı. Bunun üzerine İsmet İnönü, CHP üyeliğinden de istifa ettiğini açıkladı. Böylece Ecevit 1938'den itibaren aralıksız 34 yıl CHP genel başkanlığını yapan İsmet İnönü'yü siyaset kulvarından çıkarmış oldu. CHP'nin Nihat Erim hükümetinden çekildiğini açıklamasıyla ara dönem sonuçlanmadı. Yine bir senatör olan Ferit Melen başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Ferit Melen hükümetini Naim Talu hükümeti izledi. Ara rejimlerle geçen bu bunalımlı döneme 1973 seçimleri kısmen noktayı koyabildi. Ecevit 14 Ekim 1973 seçimlerinde bir sol partinin demokratik seçimler ortamında ilk kez birinci parti olarak çıkmasını sağladı ve yüzde 33.39 oy aldı. CHP!nin bu düzeyde bir oy oranına ulaşmasında o sırada Türkiye İşçi Partisi'nin kapatılmış olmasının da etkisi oldu. Ancak CHP, seçimleri Adalet Partisi'nin önünde tamamlamasına karşılık Meclis'te çoğunluğu alamamıştı. Ecevit'in 26 Ocak 1974'te Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi ile kurduğu koalisyon hükümeti 10 ay dayanabildi. Bu koalisyon sırasında Kıbrıs Barış Harekatı yapıldı. Yüzde 41'lik rekor 5 Haziran 1977 seçimleri de Ecevit liderliğindeki CHP'nin birinciliğiyle sonuçlandı. CHP yüzde 41.4, Adalet Partisi ise yüzde 36.9 oy aldı. Bu oy oranı bir sol partinin demokratik bir seçimde aldığı en büyük oy olarak siyaset tarihine geçti. Ancak bu sonuç da tek başına bir Ecevit iktidarına elvermedi. CHP 213 milletvekili çıkardı, tek başına bir Ecevit iktidarı için yalnızca onüç milletvekilliği eksikti.


    GÜNES MOTEL OLAYI

    Ecevit’in 15 Haziran 1977’de kurduğu ve cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün onayladığı azınlık hükümeti Meclis’ten güvenoyu alamadı. Bunun üzerine Demirel başkanlığında 2. Milliyetçi Cephe hükümeti kuruldu. Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi yeniden bir araya gelmişti. Ecevit, “Kumar borcu olmayan 11 milletvekili arıyorum.” tarihî sözünü bu dönemde söyledi. İstanbul’daki Güneş Motel’de görüştüğü Adalet Parti’li 11 milletvekiline de bakanlık sözü vererek milliyetçi cephe hükümetini düşürme girişimlerini başlattı. Bu hükümet düşünce 5 Ocak 1978’de en uzun süreli başbakanlık yapacağı yeni hükümetini kurdu. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


    [​IMG]


    DEMOKRATİK SOL PARTİ

    Yasaklı yıllar 12 Eylül müdahalesinin ardından Ecevit de Demirel gibi 10 yıllık siyasi yasaklı bir politikacıydı. 1987'de Özal ile Demirel arasında sert polemiklere yol açan referandumda siyasi yasaklar kaldırılınca, 1985'te kurulan DSP'nin liderliğini Ecevit devraldı. 1987 Kasım'ında yapılan milletvekili seçimlerinde Demokratik Sol Parti barajı aşamayınca Ecevit politikayı bıraktı. Ancak 1989'da yapılan DSP kongresinde yeniden partinin başına geçti. 1991 seçimlerinde Demokratik Sol Parti hem barajı aştı hem de Ecevit ve 6 arkadaşı Meclis' girdi.

    24 Aralık 1994 seçimlerinde Ecevit DSP'yi solun birinci partisi olarak çıkardı. DSP yüzde 14'e varan oy oranıyla 75 milletvekili çıkardı.1994 seçimlerinin ardından kurulan Anayol ve Refahyol hükümetlerinden sonra ANAP ve DSP ortaklığında Anasol-D hükümeti kurulunca Ecevit, Yılmaz başkanlığındaki hükümetin başbakan yardımcısı oldu. Bu hükümetin Meclis'te düşürülmesinden sonra başlayan hükümet arayışları, DYP ve ANAP destekli Ecevit azınlık hükümeti ile noktalandı.Ecevit 19 yıl aradan sonra yeniden başbakan oldu. Ve 18 Nisan 1998'de yapılan seçimlerle DSP'yi birinci parti yaptı ve başbakan oldu...
     
  2. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Şair Ecevit



    Türk siyasi hayatının son 50 yılına damgasını vuran eski başbakan Bülent Ecevit, 172 gündür sürdürdüğü yaşam mücadelesini 5 Kasım 2006 günü saat 22.40'da dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu kaybetti.

    Siyaset dünyasının Karaoğlan'ı Bülent Ecevit'in yaşamında şiir de politika kadar yer tuttu. Şiirleri 17 yaşında yayımlanmaya başlayan Ecevit, yapıtlarını 3 şiir kitabında topladı.

    1993 yılında yazdığı ''Özgeçmiş'' adlı şiirinde

    ''bir boşluktan boşluğa
    bir cam bardağa dolmuşum
    cam bardakta su olmuş
    sudan içmiş can olmuşum
    görünmezden cana
    bir kumaş örülmüş
    kumaşa bürünmüş
    beden olmuşum
    bir varmış bir yokmuş
    iki boşluk arası
    bir rüyalık alemde
    sen ben olmuşum'' diyen Ecevit'in şiirleri değişik dillere de çevrildi.

    Doğan Kitap'tan 2005 yılında çıkan ve tüm şiirlerinin bir araya getirildiği ''Bir Şeyler Olacak Yarın'' adlı kitabında ''Önsöz'' olarak aynı adlı şiirine yer veren Ecevit, ''ozan söze değdi mi/sözün dili çözülür/usun ermediğini/gözün görmediğini/şiir dili duyurur'' dizeleriyle bir bakıma ''şiir''in tanımını da yapıyordu.

    Aynı kitabındaki ''Niçin Şiir'' başlıklı yazısında kendisi için şiir yazmanın, özellikle siyasete girdiğinden itibaren, bir iletişim aracı, bir düşünce açıklama yolu değil, ''bir düşünme yöntemi'' olduğunu vurgulayan Ecevit'e göre, ''düzyazı diliyle düşünülebilenin ötesine geçilebilir bu yöntemle... Başka sanat dallarında da bu olanak vardır. Yeter ki ozan ya da sanatçı şiir dışı ya da sanat dışı bir amaç gözetmesin yaratısında...''

    ''ŞİİR BENİM ÖZEL EYLEMİM'

    ''Topluma bir bildirim olacaksa bunun için şiirden yararlanmam'' diyen Ecevit, bu görüşünü şöyle açıyordu:

    ''Yine de yazdığım şiirlerde bir bildiri bulunabilir. Ama çoğu kez ben de o bildiriyi şiirden öğrenirim veya çıkarmaya çalışırım. Topluma bildiride bulunmak için şiir yazanları eleştirmiyorum. Kimi ozanların topluma insanlığa büyük katkıları olur o yoldan. Ama şiir ille bunun için yazılmalı diyen olursa ona katılamam. Ben yapabildiğim kadar toplumsal görevimi siyasal eylem yoluyla yapıyorum. Siyasal açıklamalarımla yapıyorum. Doğrudan yapıyorum. Şiir benim özel eylemim.''

    SİYASET VE ŞİİR

    Ecevit, ''siyaset-şiir'' ilişkisini ele alırken, ''Siyasete girdim diye şiir yazmayı şiir çevirmeyi bıraksaydım siyasette ben ben olmazdım'' saptamasını yapıyor ve şöyle devam ediyordu:

    ''Bir siyaset adamının bütün yaşamı ve dünyası siyaset olursa onun siyasette bile yararlı olamayacağına inanırım. Her siyaset adamı ille şiirle veya sanatla ilgilenmelidir anlamı çıkarılmasın bu sözümden... Ama her siyaset adamının siyasetten başka bir dünyası da olmalıdır. Zaman zaman o başka dünyasına geçip siyasete siyasetin dışından da bakabilmelidir. Siyasetin bir soyut uğraş olmadığını siyasetin öz konusunun insan olduğunu öz amacının insan özgürlüğü ve mutluluğu olduğunu unutturmayacak bir uğraşı bir bakış açısı bulunmalıdır siyaset adamının.''

    DİL VE ŞİİR

    ''Dil''in ortak gözlemleri, duyuları, duyguları, izlenimleri nesnel olarak belirleyip tanımlayan sözcüklerden oluştuğunu, bu sözcüklerin art arda
    dizilişinin belli kurallara göre olduğuna, bunun da insanı düşüncede büyük ölçüde bağımlı kılacağını işaret eden Ecevit, bu bağımlılıktan bir ölçüde kurtulabilme olanağının en çok şiirde bulunduğunu belirtiyor ve ekliyordu:

    ''Anlatma özgürlüğünden ve sorumluluğundan kurtulması dilde özgürlük kazandırır ozana... Dilde özgürlükse düşünmede özgürlüğü arttırır.
    Kuşkusuz kesin bir özgürlük değildir bu... Kesin özgürlük yoktur aslında. Göreceli bir özgürlüktür bu... Fakat göreceli de olsa önemli bir özgürlüktür.

    Şiir dışı amaçla yazılan şiir topluma bildiride bulunmak için için yazılan şiir bu özgürlüğü kullanamaz. Çünkü öyle bir şiir iletişim aracıdır.''
    ''Bu anlamda şiir kendiniz için yazmak demektir'', Ecevit'e göre... ''Ama kendiniz için yazarken de insan için yazmış olursunuz. Şiirle kendinizde
    bulduğunuzu tüm insanlık için bulmuşunuzdur. Bir gerçeği veya doğruyu kendinizde duyamazsanız bulamazsanız dışınızda hiç duyamaz bulamazsınız. O nedenle bencillek değildir şiiri kendisi için yazmak...''

    Ecevit, bu temellendirmeden sonra kendi şiiriyle ilgili olarak, ''Ben de gazeteciliğe hele siyasete girdikten sonra kendim için yazar oldum şiiri. Çünkü artık bir iletişim aracı olarak şiiri kullanmama gerek kalmamıştı''
    değerlendirmesinde bulunuyordu.

    TOPLUM VE ŞİİR

    ''İnsanlık şiirin sağladığı özgürlüğü bir ölçüde olsun kullanmazsa dil insanın aracı olmaktan çıkar insan dilin aracı olur'' Bülent Ecevit'e göre...
    Böyle bir durumda insan özne olmaktan çıkar nesne olur.Alman düşünür Hamann'ın ''şiir insanlığın ana dilidir'' sözüne gönderme yapan Ecevit, şiirsiz kalan toplum bu nedenle insanlığın ana dilinden kopmuş sayar. Öyle bir toplum dile yabancılaşır; o yüzden kendine de yabancılaşır. Ecevit'e göre, ''Dille düşüncenin ilişkisi gözönünde tutulursa öyle bir toplumda düşünce de giderek bundan etkilenir ve öznelliğini yitirip kişiye yabancılaşır. Öyle bir toplumun insanları sloganlarla konuşur artık. Daha kötüsü sloganlarla düşünürler. Daha da doğrusu pek düşünmez olurlar.''

    TÜRK TOPLUMU VE ŞİİR

    Ecevit'e göre, ''Türk toplumu Türk halkı -dünyanın her yerinde- basmakalıp düşünür olmaktan ve baskılar altında suskunlaşıp veya nesnelleşip benliğini yitirmekten şiirle kurtulmuştur.'' Şiir, Ecevit'e göre, Türk halkının, özellikle Türk köylüsünün ''düşünceye konulan yasakların erişemediği bir özgürlük alanı olagelmiştir.''

    OZAN VE ŞİİR

    Ecevit'e göre, ozan bulmak istediğinin ardından koşmasının geçersizliğini bilir; ''kafasının duyularının kapılarını camlarını açabildiğince açar ve
    bekler.'' Felsefe bilimden, şiir de felsefeden önce gelir ''buluculuk''ta; çünkü filozof bilim adamından ozan da filozoftan özgür düşünebilir; çünkü ozan dilde de hepsinden özgürdür, Ecevit'in anlayışına göre...

    VİRGÜL VE ŞİİR

    Şiirlerinde virgül kullanmayan Ecevit, bu duruma açıklık getirirken, ''halk şiirinde virgül de nokta da satır da başlarında büyük harf de yoktur ama her dize kolayca anlaşılır ben bunu şiirde kolayca başarabildim. Kolay olmamakla birlikte düz yazıda da uygulamaya başladım'' açıklamasına, örneğine yer veriyordu.

    AYTMATOV'UN SÖZLERİ

    Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, Ecevit'in Rusça olarak yayımlanan şiir kitabına yazdığı ''Sonsöz''de, ''Ecevit'in şiirlerinde ulaşılan entellektüel
    kültür, felsefi düşünme düzeyi, genel Türk şiir yazınının olanaklarını ve dolayısıyla Türk dilinin kaynaklarını yüksek bir soyutlama düzeyine, dünya
    çapında önemli bir düzeye yükseltiyor; onların kendi emeğiyle kazanılmış yeni kıvraklığını ve teknolojikliğini kanıtlıyor'' saptamasını yapıyor.

    GENÇ YAŞTA BAŞLAYAN ŞİİR YOLCULUĞU VE EDEBİYAT

    Ecevit'in ilk şiirleri, Vedat Nedim Tör'ün isteğiyle ve ''Bu şiirleri, bu toprağın onyedi yaşında bir genci yazdı'' tanıtımıyla 1942'de ''Hep Bu
    Topraktan'' adlı dergide yayımlandı. 1970'li yıllarda yayımlanan iki şiir kitabında gençlik yıllarında yazdığı şiirlere yer vermeyen Ecevit, Doğan
    Kitap'tan 2005'te çıkan ''Bir Şeyler Olacak Yarın''a bu şiirleri de aldı.

    ''Özgür İnsan'' (1972-78) ve ''Arayış'' (1981) dergilerinin başyazarlığını yapan Ecevit, edebiyat çalışmalarına 1941'de Tagore'un ''Gitanjali'' adlı şiir kitabının çevirisiyle başladı; 1963'te de T.S. Eliot'ın '' Kokteyl Parti'' adlı oyununu Türkçeye kazandırdı.

    Bazı şiirleri bestelenen Ecevit'in Londra'da basın ataşeliğinde görevliyken yazdığı ''Türk-Yunan Şiiri'', Muammer Sun tarafından şarkı sözü olarak
    kullanılarak ''Mavi Büyü'' adıyla bestelendi. Orkestra eşliğinde soprano ve tenor için yazılan eserin ilk olarak Bursa'daki Türk-Yunan Dostluk Konseri'nde seslendirildi.


    ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

    TAKA
    takalar geçiyor allı yeşilli
    takalar geçiyor dümenleri lazlı
    takalar geçiyor en nazlı
    yelkenlilerden de güzel
    güvenli sularda işsiz dönenen
    gezi yelkenlilerinden çok duyarak denizi
    takalar geçiyor enginlere
    yamalı göğsünü gere gere
    takalar geçiyor yükle yürekle
    takalar geçiyor emekle dolu
    günlük güneşlik kıyılardan kopmuş
    denizlerde Anadolu kıyılar kadın olmuş
    açılır gider erkeği/takalar takalar toprağın
    denizde çarpan yüreği
    (1970)

    YARIN
    birşeyler olacak yarın
    duruşundan belli
    kırdaki atların
    bulutların koşusundan belli
    kazışından köstebeklerin toprağı
    karıncaların telaşından belli
    birşeyler olacak yarın
    belki bir tomurcuk
    beİki bir ağacın düşen yaprağı
    belki de bir çocuk
    pek o kadar göremesek de uzağı
    kuşlarin uçuşundan belli
    birşeyler olacak yarin
    öbürgünden önemsiz
    bugünden önemli
    (1975)

    JEOLOG
    avucumda bir buhurdan bu dünya
    çağlar tüter insansız
    sarar beni benden uzağa
    yokolmuş dağlar
    yankılar beni yapayalnız
    toprağın basamaklarından iner
    derin dağlara yükselirim
    eski ırmak izlerinde
    akar yiterim kumlarla
    görmez olur beni gözlerim
    (1976)

    SORU
    kimbilir
    insanda son kalan gözler
    görür mü dünyayı uzaktan
    kimbilir
    küçülür mü dünya
    büyür mü uzaktan
    kimbilir
    küllenir mi dünya
    özlenir mi yoksa uzaktan
    (1975)

    MAĞARA
    mağaranın duvarına
    hayvanları taştan oydum
    kükrediler karanlıkta
    türkülerle
    karşı koydum
    karanlıktı mağara
    ışığı taştan oydum
    üşüyordum
    bir de güneş koydum
    aşk oydum mağaranın duvarına
    aşk oydum
    ağrıdı taşlar
    yarıldı mağara
    ben doğdum
    (1970)

    İNSAN
    elbette senden güzel olacaktı
    çizdiğin resim
    yaptığın heykel
    senden büyük olacaktı
    senden yakışıklı
    elbette senden çok duyacaktı
    söylediğin türkü
    sen olduğundan büyüksün
    sen olduğundan iyisin
    sen olduğundan güzel

    (1954)

    BEN MİSİN
    dirilten misin beni gövdem
    öldüren misin bilmem
    gördüren misin beni
    gözüm/körleten misin bilmem
    bildiren misin bana başım
    gizleyen misin bilmem
    bir ben varım benden öte
    ben misin bilmem

    (1971)

    TRENSİZ
    trenler geçmez oldu gözlerinden artık
    sallanmaz oldu ak mendili
    rayların sonu belli
    en uzak yerler bile tanıdık
    trenler geçmez oldu gözlerinden artık
    ayrılan ayrıldı kavuştu kavuşan
    duman tütmez oldu yolcu gelmez
    bir tren sesi kalmış kulağında uzaktan
    trenler geçmez oldu gözlerinden artık
    kampana çalmaz oldu saati/istasyonda
    artık o bir başına
    elinde bileti (1953)

    PROMETE KENTTE
    Promete şimdi kentte
    kayalara bağlı değil
    beton duvarlarla çevrilidir
    kartalların giremiyeceği bir semtte
    kendi kendini kemirir

    (1976)

    AV
    ormanın kuytusunda vurulan geyik
    hayvanlar acınla suskun
    dallar yasınla eğik
    boynuzlarında çizgilerinde gözlerinde
    avcının söndüremediği iyilik
    (1971)

    PÜLÜMÜRÜN YAŞSIZ KADINI

    Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
    yaşını sordum bir giz gibi güldü
    kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
    yüzüne baktım bir giz gibi güldü
    bir asa vardı elinde
    bir solmuş kırallığın
    kadifeden harmanisi üzerinde
    bir hititliydi o bir selçukluydu
    bir ermeniydi bir kürttü
    bir türk
    yaşını sordum bir giz gibi güldü
    koluma girdi bir soylu kadınca
    tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
    beni tek gözlü sarayına götürdü
    köy yapısı kulübesinin
    Zamanı onda yitirdim ben
    yitik zamanlara onda eriştim
    en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
    bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim
    (1969)

    BİR OZAN BİR DEVLET ADAMINI SORGULUYOR
    yıldızlı bir gecede
    göğe bakmıyalı
    kaç ay geçti
    anımsar mısın
    yıldızlı bir gecede
    ya da güpegündüz
    canevinde duymadan
    sonsuzluğunu göğün
    ya da bir sabah
    çiçek açtığını ansızın
    farketmeden
    bahçendeki ağacın
    hele bir de işitmeden
    işine giderken
    bilmeden ezdiğin
    karıncanın sesini
    nasıl bilesin
    evrendeki yerini de
    nasıl yönetesin
    ülkeni

    (1994)

    ELELE BÜYÜTTÜK SEVGİYİ

    Rahşan'a

    birlikte öğrendik seninle
    avcumuzda yüreği çarpan
    kuşa sevgiyi
    elele duyduk kumsalda denizin
    milyon yılda yonttuğu
    taşa sevgiyi
    tırtılları tanıdık seninle baharda
    tırtılken daha sevmeyi öğrendik
    sevgiden üreyen kelebeği
    toprağı evimiz gibi sevdik seninle
    birlikte sevdik kuru toprakta
    ev küren köstebeği
    köstebeğinden toprağına taşına
    tırtılından kelebeğine kuşuna
    elele sevdik bu dünyayı
    acısıyla sevinciyle sevdik
    yazıyla kışıyla sevdik
    köy-köy ülke-ülke
    gökler gibi sardı dünyayı
    yağmur gibi sızdı dünyaya
    dünya kadar oldu sevgimiz
    elele büyütüp elele derdik
    elele derip insana verdik
    verdikçe çoğalan sevgimizi

    (1980)
     
  3. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Karaoğlan ismini kim verdi?



    Siyasi tarihe “Karaoğlan” lakabıyla damgasını vuran Bülent Ecevit’e ikinci ismi, Kars’ın Susuz köyünde yaşayan CHP’li bir kadın tarafından verildi.

    Gazeteci Barış Yarkadaş’ın “Hepsi Yaralar, Sonuncusu Öldürür” isimli kitabında, babaannesi Şahzade Şahin’in Bülent Ecevit’e ilişkin açıklamalarına yer verdi. CHP üyesi olan Şahin, Ecevit’e “Karaoğlan” ismini veren kişinin kendisi olduğunu söyledi.

    Kitapta yer alan anlatıma göre, Kars’ın Susuz ilçesinde çiftçilik yaparak geçimini sağlayan 85 yaşındaki Şahin, Ecevit’e Karaoğlan adının verildiği günü şöyle anlattı:

    ECEVİT’İN İLK GEZİSİ

    'Şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 1972 ya da 73 yılıydı. Türkiye yine zor günlerden geçiyordu. Ekonomi kötüydü. Biz tek çareyi CHP olarak görüyorduk. Birinci eşim Aydın Yarkadaş, Kars’ın Susuz ilçesinde partinin başkanıydı. Ben de CHP Kadın Kollarındaydım. Bir ara Kadın Kolları Başkanlığı da yaptım. Aydın Bey, İsmet Bey’in (İnönü) yakın çalışma arkadaşıydı. İsmet Bey, Kars’a geldiğinde evimize misafir olmuş, çayımızı içmişti. Kendisine saygı duyardık. Sonra dönem değişti. Bülent Ecevit diye bir genç çıktı. İsmet Paşa’nın yerine başkan oldu. O dönem baban da (Rasim Yarkadaş) Bülent Bey’le tanıştı. Birlikte çalışmaya başladılar. Ecevit, genel başkan seçildikten sonra ilk gezisini Kars’a yaptı. Bizim yaşadığımız ilçeye, Susuz’a geldi.”

    “BİZİ BU DAR GÜNLERDEN KURTAR KARAOĞLAN!”

    Şahin, o dönem partide kendisinin de görevler aldığını ve Susuz’daki kadınlarla birlikte siyasi çalışmalar yürüttüğünü, yeni genel başkanın eşi Rahşan Ecevit’in de parti içinde aktif olarak yer alacağını öğrendiklerini söyledi. Rahşan Hanımın partide çalışacak olmasına sevindiklerini söyleyen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “O gün, yani Ecevitlerin Susuz’a geldiği gün, Bülent Bey’in yanında Rahşan Hanım da vardı. Kendilerini hep gazetede görmüştük. Ama hiç tanışma fırsatımız olmamıştı. Baban, Ecevitleri köy evimize getirdi. Biz misafirlerimizi karşılamak için kapıya çıktık. Karşımda esmer bir genç gördüm.

    Ecevit'e Karaoğlan adını koyan Şahzade Şahin, Kars'ın Susuz İlçesi'nde çiftçilik yapıyor. Birden Bülent Bey’e sarıldım ve ‘Bizi bu dar günlerden kurtar ay Karaoğlan’ dedim. Yanımızda gazeteciler de vardı. Ertesi günün gazetelerinde, ‘Bir kadın Ecevit’e Karaoğlan dedi ve boynuna sarıldı’ diye yazdılar. Sonra, köylümüz Yazar Dursun Akçam, Kan Çiçekleri kitabında bizim Ecevitlerle ilgili anılarımıza ve sözlerimize yer verdi. Ama bu Karaoğlan meselesini ilk kez anlatıyorum.”
     

Bu Sayfayı Paylaş