Arkeoloji Müzesi Hakkında Bilgi

'Tarihi Eserler Antikalar' forumunda Mavi_inci tarafından 30 Aralık 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Arkeoloji Müzesi Hakkında Bilgi
    Arkeoloji Müzesi, Önemi, Özellikleri


    Bütün bu çeşitli konulara rağmen ülkemizdeki müzelerin ana objesinin arkeolojik nitelikli olduğunu vurgulamak gerekir. Eskiden İstanbul dışında bir müze kurulması için bölgenin arkeolojik yönden zengin olup olmadığı sorgulanırdı. Bu yüzden günümüzde mevcut 177 müzemizin yaklaşık % 80inde arkeolojik nitelikli eserler yer alır. Bu durum, bir yerde ülkemizin arkeolojik zenginliğinin göstergesi sayılır. Potansiyel kapsam, arkeolojik olunca, müze uzmanlarının çalışma alanları da ister istemez o alanda yoğunlaşmaktadır. Bu yüzden ülkemizdeki müze uzmanlarının çoğunluğunu arkeologlar oluşturur. Sık sık gerek duyulan kısa süreli kurtarma kazıları ile büyük kazılara da görevli olarak bu uzmanlar katılırlar.



    Kazıları sürdürülen veya büyük ölçüde tamamlanarak halka açılan ören yerlerinin pek çok sorunu vardır. Bir açıdan Açık Arkeolojik Müzeler olarak nitelendirilebilen bu ören yerlerimizin bazıları büyük üne sahiptirler; Efes, Bergama, Milet, Didyma, Side, Afrodisias, Boğazköy, Truva, Ani bunlar arasında yer alır. Arkeolojik olmakla beraber tamamen farklı karakterdeki bir müze de Bodrumdadır. Burada genellikle deniz altı buluntularına yer verilmiştir.



    Türkiye müzelerinin arkeoloji bölümlerine çeşitli yollarla kazandırılan objeler, tarih öncesi çağlardan itibaren Osmanlı Çağına kadar, müzenin bulunduğu yörenin tarihî geçmişiyle ilgili toprak altı buluntularından oluşur. Bunların kaydedilmesi ve sergilenmesi kadar, temizlenmesi, bakımı ve onarımları da önemli müzecilik konuları arasında yer alır.



    Türkiye özellikle yaz aylarında büyük bir kazı ülkesi haline gelir. Sayıları gittikçe artma eğilimi gösteren bu çalışmaların çoğunu yabancı heyetler yapmaktadır.



    Yukarıda da sözü edildiği gibi kazılar yaparak toprak altındaki kalıntıları gün ışığına çıkarmak ilk bakışta faydalı ve heyecanlı görünüyorsa da bunun bir takım olumsuz ve riskli tarafları da vardır. Kazılan yerler bir süre sonra ilk kazıldığı gibi kalmaz. Sürekli bakım ve denetim ister. Böylece müzecinin mevcut iş kapasitesi sürekli artar. Yalnız bununla da kalmaz, ortaya çıkarılan taşınır eserlerin bakım ve onarımının yapılması da gerekmektedir.



    Müze çalışmaları arasında yer alan kazı işleri, ilk Türk müzesinin kuruluşundan da önce başlamıştır. Devrin Millî Eğitim Bakanlığı evrakı arasında ele geçen bir kazı kayıt özetine göre, Türkiyede yabancılara kazı izni 1840 tarihinde verilmeye başlanmıştır. Bu tarihten itibaren yabancılar, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kalan maddî ve manevî değerleri üstün müzelik eserleri, türlü araçlarla, hatta gemilerle Avrupa merkezlerine götürmeye başlamışlardır.



    Diğer bir deyişle Türkiyede bu tarihten itibaren resmen eski eser yağmacılığı başlamıştır. İlk defa 1868 tarihinde müze kurulması işi ele alındığı zaman bir de tüzük hazırlanması öngörülmüştür. Bununla bir dereceye kadar yağmacılığın önüne geçilmek istendiği düşünülebilir. Ancak, tüzük bu tarihte hazırlanmamış, eski eser yağmacılığı, daha uzun bir süre devam etmiştir.



    (K. Su. Osman Hamdi Beye Kadar Türk Müzesi, İstanbul, 1965, s. 8)
     

Bu Sayfayı Paylaş