Anlatımda Anlatıcının Tavrı Nasıl Olmalı

'Liselerimiz' forumunda SeLeN tarafından 21 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    10.cu sınıf dil ve anlatım dersi - anlatımda anlatıcının tavrı nasıl olmalıdır - doğrudan anlatım - dolaylı anlatım

    SABURLUK (KAKTÜS)
    Sahurluk (Kaktüs): Çöllerde yetişen, yaprakları etli ve dikenli bitki. Ana yurdu Orta Amerika’dır. Apuntia (Apuntiya), Cereus (Serus), Echinocactus (Eşinastus) gibi birçok cinsi vardır. Frenk inciri denen Opuntia (Opuntiya) türleri, yenilebilir meyvelerinden ötürü Kuzey Afrika’da da yetiştirilmektedir. Kaktüsün uçlarından birine eklenmiş, etli ve yassı raket biçimindeki dallarının üzerinde ince dikenler bulunur. Kaktüsün;Ceraus, Echinicastus (Bektaşi kavuğu) cinsleri az yağış alan yerlerde çok iyi yetişir, sıcak ülkelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Bunlar yağmur yağdığı zaman suyu hızlı emer ve içlerindeki organik asitler yardımıyla depo ederler. Gözenekleri (solunum delikleri) yalnız gece açılır, böylece bitki daha az su kaybeder. Kaktüslerin bütün tür¬leri yavaş büyüyen bitkilerdir. Bazı türleri çok güzel renkli çiçekler açtığından saksılarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.
    Larousse Ansiklopedisi


    MAVİ SÜRGÜN
    “Sahurluğun çiçeği, bir otomobil egzozunun ‘püf demesiyle beli kırılan çıtkırıldım bir menekşe çiçeği değildir. Sapı on on beş metre boyunda dimdik bir direk¬tir. Bu saplar devi ucuna doğru her yöne, sapla tam çeyrek açıda dümdüz dallar sallar, müzik notalarının do, re, mi’sini andıran bu dalların en aşağısındaki en uzunu, biraz yukarısındaki en kısası, onun üstündeki ise daha da kısa olarak yükselir. Her dalın üst tarafında bir dizi sarı alev yanar. İşte sahurluğun mavilere yükselttiği koca şamdan. Sahurluk çiçeklerle on yıllarca hayattan topladığını yine hayata verir ve bütün canını bir çiçeğe verdiği için ölür. Ama öldüğü hâlde adı üç bin yıldan beri ‘ölümsüz’dür: Athanato. Çiçeğin sapını keserler, çardağa direk yaparlar.”
    Halikarnas Balıkçısı


    Yukarıda aynı konuda yazılmış iki ayrı metin okudunuz. Birinci metinde sahurluk (kaktüs) çiçeğinin yurdunu, hangi ülkelerde yetiştiğini, cinslerini, sevdiği iklimleri, yağmur suyunu depo ettiğini, yavaş büyüdüğünü ve çok güzel renkli çiçekler açtığı için süs bitkisi olarak saksılarda yetiştiğini öğrendiğimiz bir metin okuduk. Bu metin bize saburluk çiçeği hakkında ayrıntılı bilgi veren bir yazıydı. İkinci metin ise deniz üzerine yazdığı hikâye ve romanlarla ünlenmiş Halikarnas Balıkçısı'nın saburluk çiçeğinden söz ettiği Mavi Sürgün adlı kitabından aldığımız bir bölümdü.
    İki metinde de aynı konu işlendiği hâlde anlatımda anlatıcıların farkı bakış açıları ve amaçları birbirinden değişiktir. İşte bu farklılık ve yaklaşım anlatımı doğrudan etk¬iler. Birinci metin olan Larousse Ansiklopedisi’nde bilimsel bir metinle, ikincisinde ise Halikarnas Balıkçısı’nın bütünüyle gözleme dayanan, çiçeği çok yakından tanıyan, özelliklerini bilen ve onu çok seven duygusal yazısını okuduk.
    Amacımıza ulaşmak için en uygun anlatım biçimini seçmeliyiz.
    Anlatımın başarısı, iletiyi aktaracak kişinin yaklaşımıyla, anlatım biçimiyle doğrudan ilişkilidir.
    Anlatıcıya göre iki anlatım çeşidinden söz edebiliriz. Bunlar doğrudan anlatım ve dolaylı anlatım biçimleridir.


    Doğrudan anlatım: Kendi duygularımızı, düşüncelerimizi, izlenimlerimizi anlattığımız cümlelerle, başkalarının değiştirmeden aktardığımız sözlerinden oluşan anlatım şeklidir.
    İşlediğimiz doğrudan anlatıma örnek olarak Ölü Canlar, Müfettiş gibi eserleriyle bütün dünyada tanınmış yazar Nikolay Gogol’ün “Bir Delinin Güncesi” adlı kitabından kısa bir bölüm okuyoruz:
    “Artık acılara dayanacak durumda değilim. Tanrım, neler yapıyorlar bu adamlar bana? Kimse sözümü dinlemiyor! Ne yaptım ben bu adamlara? Ne diye eziyet ediyorlar bana? Benim gibi bir zavallıdan ne isterler? Elimde avucumda bir şey yok ki; istediklerini vereyim. Bittim artık, dayanamayacağım. Beni kurtaracak adam yok mu? Alın beni bu adamların elinden! Üç katlı bir araba verin bana troykama yıldırım gibi atlar koşulsun! Hey yiğit arabacım, sür troykayı! Arabamın çıngırakları şıngır mıngır ötsün! Yiğit atlarım, şahlanın götürün beni bu cehennem dünyasından! Uçurun, çok uzaklara uçurun! Hiçbir şey görüp işitmeyeceğim yerlere götürün beni. İşte gökte bulutlar yığılıp birikmeye başladı, uzakta bir yıldız parladı. Ormanın koyu ağaçları, soluk renkli ay ayaklarımın altından geçip gidiyor...”


    Dolaylı anlatım: Başkalarının görüşlerini kendi cümlelerimizle aktarmaya dolaylı anlatım diyoruz. Jack London’dan bir örnek okuyacağız şimdi:
    “Yayıncılar ona kendi koşullarını bildirmesini söylemek için yazıyorlardı. Martin yeni bir şey için söz vermekten azimle kaçınıyordu. Tekrar kâğıdı kalemi eline almak düşüncesi onu çıldırtıyordu. Yayıncılardan aşağıdaki mektuplar alıyordu: “Yaklaşık bir yıl kadar önce sizin aşk şiirleri koleksiyonunuzu geri çevirecek kadar şanssız olduk. O zaman onlardan büyük ölçüde etkilenmiştik ama önceden girişilmiş belirli anlaşmalar bizim onları kabul etmemizi engelledi...”
    Jack London, Martin Eden


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş