Ankara Hakkında Bilgi

'Ankara Tanıtımı' forumunda =FiRaRi tarafından 18 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ankara Hakkında Bilgi konusu Ankara Genel Bilgi



    [​IMG]İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin başkenti Ankara, doğuda Kırşehir ve Kırıkkale; batıda Eskişehir; kuzeyde Çankırı; kuzeybatıda Bolu ve güneyde Konya ve Aksaray illeri ile çevrilidir. Ankara, Orta Anadolu’nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Güneyinde Tuz Gölü havzası ile Cihanbeyli Yaylası bu platoyu tamamlamaktadır. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarının çevresi plato üzerinde yükselen dağlarla çevrilidir.

    Yüzölçümü ile Türkiye’nin ikinci büyük ili olan Ankara, 24.521 km2’lik bir alanı kapsamaktadır. 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu4.007.860'tır.

    Ankara'da tipik karasal İklim hüküm sürmekte olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Yıllık ortalama sıcaklık 11,6 C'dir. En çok İlkbahar ve Kış aylarında yağış alır. Yıllık ortalama yağış miktarı 386,3 mm.dir.

    [​IMG]Ankara Türkiye’nin Konya’dan sonra ikinci önemli tarım ilidir. Topraklarının 1/3’ünde ekim yapılmaktadır. Çayır, mera ve ormanlar bunlara eklendiğinde tarım alanlarının il toprakları içerisinde oranı 2/3’e yükselir. Bitkisel üretimde öncelikle buğday, arpa, yulaf olmak üzere tahıllar yer alır. Türkiye’nin toplam buğday üretiminin %8’inden fazlası Ankara’da üretilir. Fasulye, mercimek ve 1960’lardan sonra da şekerpancarı üretimi önem kazanmıştır. Sebzecilik, meyvecilik da bunları tamamlamaktadır. Ayrıca Ankara elması ve armudu ile ünlü olup, bağcılık da yaygındır. Hayvancılık Ankara yöresinde eskiden beri yapılmaktadır. En çok koyun ve dünyaca ünlü Tiftik Keçisi yetiştirilir. Arıcılığın yanı sıra sığır besiciliği ve tavukçuluk da gelişmiştir.Bunun yanı sıra sanayi kolları da Ankara’da önemli bir yer tutmaktadır.

    İlin tarihteki ismi gemi çapası anlamına gelen "Ankyra"dır. Bizanslı Stephanos kente bu ismin Mısırlıları denize kadar sürüp çapalarına el koyan Galatlar tarafından verildiğini yazmaktadır.Çok sonraki yıllarda kent “Engürü” olarak isimlendirilmiş, bu sözcüğün Farsça üzüm anlamına gelen Engür’den kaynaklandığı da bilinmektedir. Bu sözcük değişerek Ankara’ya dönüşmüştür.

    [​IMG]Ankara ve çevresinin tarihi, Bronz çağındaki Hatti Uygarlığına kadar inmektedir. MÖ.2000 yılında Hititler bölgeye egemen olmuştur. Hitit döneminde küçük bir yerleşim olduğu bilinen bu yörede Hititlere ait herhangi bir kalıntı günümüze ulaşamamıştır. Yörede Alt Paleolitik çağa ait bir yerleşime rastlanamamıştır. Ancak, 1937’de Prof.Dr.Şevket Aziz Kansu Çubuk Çayının doğu kıyısında Keçiören yakınında, Eti Yokuşunda Orta Paleolitik Çağa tarihlenen Levalloison-Mousterion aletlerini ele geçirmiştir. Yörede yapılan kazılar ve yüzey araştırmalarında MÖ.30.000-10.000’e ve 5500-5000’e tarihlenen Çatalhöyük çanak çömleklerine benzer kalıntılar Durupınar yakınındaki höyükte ortaya çıkarılmıştır. Bunun yanı sıra bölgede Kalkolitik Çağa (5500-3500) ait pek çok höyük de bulunmaktadır.

    MÖ.700’de Lidyalılar Kızılırmak’a kadar olan bütün bölgeyi ele geçirmişler. MÖ.547’de de Persler buraya hakim olmuştur. Heredotos’dan öğrenildiğine göre; ordu ticaret ve posta yolu olarak kullanılan Kral Yolu buradan geçiyordu. Ankara’nın bulunduğu yerde de önemli bir konaklama ve ticaret yeri vardı.

    [​IMG]Yazılı kaynaklarda Ankara’nın ismi ilk kez Büyük İskender’in seferleri ile ilgili olarak geçmiştir. Antik kaynaklara göre İskender ordusunu Apameia Kelainaia’dan (Dinar) Gordion’a getirdiğini oradan da “Ankyra” ya ulaştığını yazar. İskender’in Pers egemenliğine son vermesiyle Kral Yolu önemini yitirmiş, Ankyra da önemini kaybetmiştir. İskender’in ölümünden sonra (MÖ.323) Ankyra da MÖ.III.yüzyılın başlarına kadar Seleukosların elinde kalmıştır. MÖ.200’de bir Kelt ırkı olan Galatlar Ankara’yı başkent yapmıştır. MÖ.189’da Romalı komutan Manlius Vulso bu bölgeye gelerek Galatları yenmiş ve Pergamon Krallığına bağlamıştır. MÖ.168’de Pergamon Krallığı ile savaşan Galatlar bölgeyi yeniden egemenlikleri altına almıştır. MÖ.25’te Galatia denilen bu bölge bir Roma eyaleti olmuş, ekonomik ve askeri açıdan da önemli bir merkez konumuna gelmiştir. Bizans döneminde Ankara’nın imparatorluk ordularının konaklama ve ikmal yeri olmasıyla önemi sürmüştür. Bu dönem, VII.yüzyılın başlarında Sasanilerin, IX.yüzyılın başlarında Arapların saldırısına uğramıştır. Bizans’ın doğu ile ticareti arttıkça da Ankara bölgesi önem kazanmıştır.

    Malazgirt Savaşı’ndan sonra 1071’de Ankara yöresi Selçukluların eline geçmiştir. 1101 ve 1102 yıllarında burası haçlı seferleri sırasında zarar görmüş, 1127’de yeniden Selçuklular tarafından ele geçirilmiştir.Daha sonraki yıllarda Danişmend hükümdarı Emir Gazi ile oğlu Mehmet Gazi, onların ölümünden sonra da Sultan I.Mesut buraya hakim olmuştur. Sultan Kılıçarslan II, devletini on bir oğlu arasında bölüştürünce Ankara da Muhiddin Mesut’un payına düşmüştür. Alaeddin Keykubat I zamanında (1219-1237) Ankara en parlak devrelerinden birisini yaşamıştır. Moğol saldırılarından sonra bölge bir süre Eretnalıların elinde kalmıştır. Orhan Gazi devrinde (1354) Ankara Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Anadolu 1402 yılında Timur’un saldırısına uğramıştır. 1402’de Yıldırım Beyazid ve Timur arasındaki Ankara Savaşında şehir kısa bir süre Moğol istilasına uğrayan şehir, 1414’de kesin olarak Osmanlı egemenliğine girmiştir.

    [​IMG]Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında 1920’de Ankara’yı stratejik konumundan ötürü merkez yapmış, 1923’te de başkent ilan edilmiştir. Böylece yeni Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara, Orta Anadolu’nun merkezi bir noktasında yeni baştan kurulmuştur.

    Ankara tarihi yapıları yönünden önemli yapılarla bezenmiştir. Bunların başında Ankara Kalesi, Nymphaion, Augustos Mabedi, Caracalla Hamamı, Julien Sütunu, Tiyatro antik çağlardan günümüze gelen eserlerdir. Bunların yanı sıra, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait, mimari yönden önemli eserler de günümüze gelmiştir. Bunların başında Alaeddin Camisi, Arslanhane (Ahi Şerafeddin) Camisi, Saraç Sinan Mescidi, Ahi Elvan Camisi, Karacabey Camisi, Hamamı ve Türbesi, Hacı bayram Camisi ve Türbesi, Kurşunlu Han, Mahmutpaşa Bedesteni, Cenabi Ahmet Paşa Camisi ve Türbesi, Çengel Han, Hasan Paşa Hanı, Çukur Han ve Ak Köprü gelmektedir. I.Ulusal Mimarlık akımının önemli örnekleri olan Ankara Palas, Etnoğrafya Müzesi, Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, Gazi Eğitim Enstitüsü, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, İş Bankası, Opera Binası ve çeşitli bakanlıklar Cumhuriyet döneminde yapılmış önemli eserlerdir.

    [​IMG]Ankara’nın en önemli eserlerinin başında da Ulu Önder Atatürk için yaptırılan görkemli bir yapı olan Anıtkabir’dir (1953).
     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Gezgin Gözüyle

    Eser ve müzeler yönünden zengin olan İlde, konaklayan turiste pek rastlanmamakta, kalış süresi ortalama iki gün olmaktadır.
    Ankara’da turistlerin ilgisini çeken önemli tarihi eserler ve mekanlar bulunmaktadır. İlin Roma ve öncesi dönemlere ait kültürel değerleri; Ankara Kalesi, Haymana Gavur Kalesi, Kalecik Kalesi, Agustus Mabedi, Roma Hamamı ve Julien Sütunudur. Selçuklular döneminden; Akköprü, Aslanhane Camii, Ahi Evran Camii ve Alaaddin Camiidir. Osmanlı Dönemi Eserleri arasında ise en önemlileri; Hacı Bayram Türbesi ve Camii, Ahmediye Camii, Hacı Musa Camii, İki Şerefeli Camii, Karacabey Camii ve Zincirli Camiidir. Cumhuriyet dönemi kültürel değerleri ise Maltepe Camii, Kocatepe Camii, Çankaya Köşkü, Anıtkabir ve Zafer Anıtıdır.


    [​IMG]ANITKABİR

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, inkılâpların yaratıcısı, kahraman asker, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhının bulunduğu Anıtkabir, Rasattepe’ de inşa edilmiştir.

    Mimarları Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’dır. 1944 yılında yapımına başlanan anıt, 1953’te tamamlanmıştır. Aynı yıl Ata, Etnografya Müzesindeki geçici kabrinden büyük bir törenle buraya nakledilmiştir.

    Anıtkabir kompleksi içindeki üniteler ;İstiklâl Kulesi, Hürriyet Kulesi, Aslanlı Yol, Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Mehmetçik Kulesi, Zafer Kulesi, Barış Kulesi, 23 Nisan Kulesi, Misak-ı Milli Kulesi, İnkılâp Kulesi, Zafer Kabartmaları, Mozole - Şeref Holüdür.


    MÜZELER

    Anadolu Medeniyetleri Müzesi

    Etnografya Müzesi

    Ankara’da Atatürk Evi

    Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ’’Oyuncak Müzesi’’

    Atatürk’ün Mekanı Müze Köşk

    Beypazarı Kültür ve Tarih Müzesi

    Eğit-Der Eğitim Özel Müzesi

    Gordion Müzesi

    Mehmet Akif Ersoy Evi
    MTA Tabiat Tarihi Müzesi

    ODTÜ’de Arkeoloji ve Müze

    Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Müzesi

    TRT Müzesi ve Ulusal Kurtuluş Sergisi
    100. Yıl Kız Teknik Öğretim Müzesi

    Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi

    T.C. Ziraat Bankası Müzesi

    Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Müzesi


    ÖRENYERLERİ

    Gordion - Polatlı/Yassıhöyük:


    Frigya Krallığı’nın başkenti, ünlü Gordion şehrinin kalıntıları; Ankara-Eskişehir karayolunun yakınında, Sakarya (Sangarios) ve Porsuk nehirlerinin birbirlerine yaklaştıkları yerde, Polatlı’nın 21 km. kuzeybatısında, Ankara’dan 90 km. uzaklıkta, Yassıhöyük köyündedir.


    Roma Hamamı
    :

    Ankara/Merkez: Ulus Meydanından Yıldırım Bayazıt Meydanına uzanan Çankırı Caddesi üzerinde, caddeden 2.5 metreye kadar yükseklikteki bir platform üzerinde bulunmaktadır. Hamamın bulunduğu yüksek platformun höyük olduğu bilinmektedir.


    Gavurkale Örenyeri


    Ankara/Haymana: Ankara’nın 60 kilometre güneybatısındadır. Yanında akmakta olan Babayakup Deresinin tabanından 60 metre yüksekte olan tepe, uzun süren bir yerleşmeye sahne olmuştur. Tepeye buradaki eski yıkık duvarlar nedeniyle Gavurkale adı verilmiştir.

    Karalar Köyü Örenyeri - Ankara/Kazan

    Karahöyük Harabesi - Hacıtuğrul Köyü

    Etnografya Müzesi
    Ogüst Mabedi - Ankara/Altındağ


    Ahlatlıbel :


    Ahlatlıbel, Ankara’nın 14 kilometre güneybatısında Taşpınar Köyü - Gavurkale -Haymana eski yolu üzerindedir. Ankara’ya çok yakın olan bu Eski Tunç Çağı istasyonu Anadolu için önemli bir düz yerleşme birimidir.


    Bitik :


    Bitik Höyüğü Ankara’nın 42 kilometre kuzeybatısındadır. Yukarıdan aşağıya doğru M.Ö. V. yüzyılda başlayan bir Klasik Çağ iskânı ile kalın bir Eski Tunç Çağ iskânı meydana çıkarılmıştır. Bitik’ teki Eski Tunç Çağı kalıntıları bölgenin Doğu ve Batı Anadolu ile ilgisini belgeler.


    Etiyokuşu :


    Ankara’nın 5 kilometre kuzeyinde, Çubuk Çayı kıyısındadır. Buradaki kazı Prof. Şevket Aziz Kansu tarafından 1937 yılında Türk Tarih Kurumu adına yapılmıştır. En alt katta Eski Taş Devri tipte aletler ele geçmiştir. Onun üstündeki Eski Tunç Çağı kültürü Ahlatlıbel kültürü ile benzerlik gösterir. En üstte ise çeşitli devirlere ait büyük bir sarayın kalıntılarına rastlanmıştır.


    Augustus Tapınağı :


    Ulus’ta Hacı Bayram Cami bitişiğindedir. M.Ö. II. yüzyılda Frigya Tanrıçası Men adına yapılmış olan tapınak zamanla yıkılmıştır. Bugün kalıntıları bulunan tapınak ise son Galat Hükümdarı Amintos’un oğlu Kral Pylamenes tarafından Roma İmparatoru Augustus adına bir bağlılık nişanesi olmak üzere yaptırılmıştır.


    Julianus Sütunu :


    Defterdarlık ve valilik binası arasındaki havuzun kenarında bulunmaktadır. Hiçbir yazıtı yoktur. Gövdesinde birçok halka olup, yüksekliği on beş metre kadardır. Sütunun İmparator Julianus’ un (M.S. 361 )


    Ankara Roma Tiyatrosu :


    Hisar Caddesi ile Pınar Sokak arasında yer alır. İlk defa 1982 yılı sonunda bulunmuş, kurtarma kazılarına 15 Mart 1983’te Müzeler Genel Müdürlüğünce başlanmıştır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü de kazılan 1986 yılı sonuna kadar sürdürmüştür. Sonuçta M.S. II. asrın başına tarihlenen tipik bir Roma Tiyatrosunun kalıntıları çıkarılmıştır. Bunlar arasında tonozlu parados binaları, döşemeli orkestra, seyirci oturma yerleri (kavea), sahne odası (scene)’ndan artakalan temel ve duvarların yanı sıra birçok heykel ve parçalan bulunmuştur.


    Akköprü :


    Varlık Mahallesi önünde ve Ankara Çayı üzerinde olup, Ankara’nın en eski köprüsüdür. 1222 yılında Selçuklu Hükümdarı I. Alaaddin Keykubat tarafından Ankara Valisi Kızılbey zamanında yaptırılmıştır.

    [​IMG]
    Ali Cin Kalesi:

    Zorlu bir kaya tırmanışıylayla ulaşılabilen esrarengiz ve gorkemli bir yapı... Sarp kayalıklara asılı, eşkiya efsanelerinin mekanı Ali Cin Kalesi, Ankara'nın, Kızılcahamam ilçesine baglı Çeltikçi beldesi yakılarında.

    Yazı ve Fotograf : Turgut TARHAN








    Ankara Arkoloji Müzesi ve Turistlik Yerler


    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG]
    [​IMG]


















    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]


















    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]


















    [​IMG]
    [​IMG][​IMG]


















    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]




















    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

















    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]











    [​IMG] [​IMG]





















    [​IMG]CAMİLER
    Şehrin bazı önemli camileri, Ağaç Ayak Cami, Ahi Elvan Cami, Ahi Yakup Cami, Aslanhane (Ahi Şerafettin) Cami, Cenab-ı Ahmet Paşa Cami, Alaaddin Camii ,Çiçekçioğlu Camii, Direkli Cami, Eskicioğlu Camii, Hacettepe Camii, Hacı Arap Camii, Hacı Bayram Camii, İbadullah Cami Karacabey Camii, Kocatepe Camii, Kurşunlu Camii, Tabakhane Camii, Tacettin Camii ve Zincirli Cami’dir.


    KALELER

    Ankara Kalesi: Asırlardır kentin bekçiliğini yapan Ankara Kalesi kentin sembolü olmuştur. Ankara Kalesi’nin tarihi, kentin tarihi kadar eskidir. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber ilk kez Romalılar tarafından yapıldığı fikri yaygındır.

    Selçuklular tarafından onartılıp genişletilmiştir. Kurulduğu tepe yanında akan (Hatip Çayı) Bentderesinden 110 metre yüksektedir.

    Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdır. Yirmiden fazla kulesi vardır. Dış kale eski Ankara şehrini yürek biçiminde çevirir. Dört katlı olan iç kale kısmen Ankara taşından kısmen de toplama (spoliyen) taşlarla yapılmıştır. İç kalenin iki büyük kapısı olup, birisi dış kapı, diğeri hisar kapı adını taşır. İç kaledeki kulelerin yüksekliği 14 ile 16 m. arasında değişmektedir. Bugün kale içinde Osmanlı Ankara’sının XVII. Yüzyıldan itibaren ayakta kalmış bir çok Ankara evi bulunmaktadır.


    Kalecik Kalesi :
    Kalecik Kalesi, Çankırı’ya giden yol üzerinde Ankara’dan 78 km. uzaklıktadır. Modern kasabaya hakim olan simetrik koni biçimli bir tepenin üzerine kurulmuştur. Güneybatısındaki dağlara bir sırtla bağlanır ve Kızılırmak’ a doğru uzanan ovada tek başına yükselir
     
  3. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Cami ve Mescitleri


    Karacabey Cami (İmaret Cami ) (Merkez)

    Ankara Kalesi’nin sur duvarlarının güneydoğu ucunda Cami, türbe ve çifte hamamdan meydana gelen bir külliye olan Karacabey Camisi Hamamönü semtinde bulunmaktadır. Vakıflar genel Müdürlüğü’ndeki 1484 tarihli vakfiyeden öğrenildiğine göre Karacabey tarafından yaptırılmıştır. Yapı topluluğu 1892 depreminde büyük tahribata uğramış, Karacabey’in torunlarından ve bu yapının mütevellisi İzzettin Karacabey 1938 yılında yeniden onarmıştır.

    Karacabey Külliyesi XV.yüzyılın ilk yarısında Sultan II.Murat zamanında Anadolu Beylerbeyi olan Celalettin Karacabey tarafından yaptırılmıştır. Bursa tipi, ters “T” veya zaviyeli cami denilen plân üslubundadır. Bu plân tipinin Ankara’daki tek örneğidir. İbadet mekânının üzeri iki ayrı kubbe ile örtülmüş olup bunların yanında birer yan mekân ve beş bölümlü son cemaat yeri bulunmaktadır. 1892 depreminde ibadet mekânının üzeri çökmüş ve yeni yapımında da orijinaline sadık kalınarak beden duvarları yapılmış ve üzeri çatı ile örtülmüştür.

    Caminin giriş portali sonradan yapılan bezemelerle özgün süslemesinden uzaklaşmıştır. Bununla beraber kilit taşı ve çevresi güzel bir stalaktitli taş işçiliği göstermektedir. Giriş kapısının üzerinde sülüs yazılı çiçekli bir zemin üzerine kitabe yerleştirilmişse de bu kitabe zamanla bozulduğundan bânisi ve yapım tarihi konusunda kesin bir bilgi edinilememektedir. Caminin kuzeybatısına son cemaat yeri ile yan odaların birleştiği köşeye minare yerleştirilmiştir. Minarenin altı Antik Çağlara ait devşirme parçalardan yapılmıştır. Üst kısımlar mor renkli çini ile kaplı tuğla örgülüdür. Bu tuğla bölmenin üzerinde Bursa kemeri şeklinde sağır nişler yer almaktadır.

    Caminin kuzeybatı köşesinde Karacabey’in türbesi yer almaktadır. Türbenin içerisinde Varna’da şehir düşen Karacabey ile oğlu Ahmet Çelebi’nin mezarları bulunmaktadır. Bu türbe Sultan III.Selim zamanında Pir Mehmet tarafından tamir ettirilmiştir. 1943 yılında da Milli Eğitim Bakanlığı’nca da onarılmıştır. Sekizgen plânlı türbenin girişi dışarı taşkın, yanları kapalı, üstü tonozlu bir eyvan biçimindedir. Duvarları taş ve tuğlanın örgülü biçimde birlikte kullanılmasından oluşmuştur.


    Hacı Bayram Cami ve Türbesi (Merkez)


    [​IMG]Hacı Bayram Camisi Augustus Mabedi’nin bitişiğinde bayram Sokağı’ndadır. Bayramîliğin kurucusu olan Hacı Bayram Veli’nin 1427-1428 yılındaki ölümünden iki yıl önce yaptırılmıştır. Caminin yanında Hacı Bayram Veli’nin türbesi bulunmaktadır. Selçuklu mimarisi üslubunda, 16x22 metre ölçüsünde dikdörtgen plânlı olan cami taş temeller üzerine oturtulmuş tuğla duvarlarla örülmüştür. Üzeri kiremit kaplı kırma çatı ile örtülüdür. Camiye doğu, kuzey ve batıdaki üç kapıdan girilir. Kuzey duvarının önünde ahşap kadınlar mahfeli yer alır.

    Caminin Kıble duvarı üzerindeki çinili kitabeden Sultan III.Ahmet zamanında Hacı Bayram Veli’nin torunlarından Mehmet baba tarafından tamir edildiği anlaşılmaktadır. Türbenin güneydoğu köşesinde, kare plânlı taş kaideli silindirik tuğla gövdeli minare yer almaktadır.

    Bugünkü yapının XVIII.yüzyılda yenilendiği bezemelerinden anlaşılmaktadır. Erken Osmanlı sanatının en güzel örneklerini yansıtan ahşap mihrabı XVII.yüzyıl sonunda Nakkaş Mustafa tarafından yapılmıştır. Kütahya çinileri ile bezelidir. Hacı Bayram Veli’nin türbesi caminin Kıble duvarına bitişik olup, Augustos Mabedi’nden alınan malzeme ile inşa edilmiştir. Türbe kare plânlı olup, üzeri sekizgen bir kasnağın taşıdığı kubbe ile örtülüdür.

    Caminin yanındaki mezarlık kaldırılmış ve Tacüddin Camisi mezarlığına nakledilmiştir. Hacı Bayram veli’nin türbesinin ahşap işçiliği yönünden son derece değerli kapıları bugün Ankara Etnoğrafya Müzesi’ndedir.


    Arslanhane Cami (Ahi Şerafeddin Cami) (Merkez)


    Ankara Samanpazarı semtinde bulunan Arslanhane Camisi’ni 1289-1290 yıllarında Ahi Şerafeddin yaptırmıştır. Eğimli bir arazi üzerinde yapılan caminin türbe duvarına gömülü bir antik arslan heykelinden ötürü de Arslanhane Camisi ismi verilmiştir. Minberindeki bir kitabeye göre caminin mimarı Ebubekiroğlu Mehmet’tir.

    Anadolu Selçuklu mimarisinin ahşap sütunlu, ahşap tavanlı cami örneklerinden birisidir. Ankara’daki Roma ve Bizans dönemi yapılarından toplanan taşlarla yapılmıştır. İbadet mekânı, 21,5x24 metre ölçüsünde, uzunlamasına 5 sahınlı olup, üzerini örten ahşap çatıyı altışardan dört sıra halinde 24 yuvarlak ağaç sütun taşımaktadır. Burada Roma dönemine ait korinth üslubunda mermer sütun başlıkları kullanılmıştır. İbadet mekânının tavanı ahşap oymalı olup, içerisi 12 pencere ile aydınlatılmıştır. Caminin içerisine doğu, batı ve kuzeyden üç kapı ile girilmektedir. Mihrabı açık mavi çinilerle bezeli XIII.yüzyıl Selçuklu eseridir. Ankara camilerinin işçilik yönünden en güzel örneklerinden biri olan ve ceviz ağacından yapılmış minberi de ahşap işçiliğinin en güzel örneklerinden biridir.

    Caminin yanındaki türbe Ahi Şerafeddin’e aittir. Sekiz köşeli bir plân gösteren türbe kubbe ile örtülüdür. Ahi Şerafeddin türbesinde 17 mezar bulunmaktadır. Köşedeki dört sütunlu, kubbe ile örtülü, etrafı açık türbeye de Kesikbaş Türbesi adı verilmiştir.


    Ahi Elvan Camisi (Merkez)

    Ankara Atpazarı ile Samanpazarı ile Koyunpazarı Sokağı’nın başında bulunmaktadır. Ahi Elvan Mehmet Bey (1331-1389) tarafından 1382 yılında yaptırılmıştır. Minber üzerindeki onarım yazıtlarında ise; Mehmet bey’in ismi geçmemektedir. Ahi Elvan Mehmet bey’in 1386 yılında dikkate alınırsa caminin de XIV.yüzyılın ikinci yarısından sonra yaptırıldığı sanılmaktadır.

    Selçuklu dönemine ait ahşap direkli cami örneklerinden birisidir. Yapıya üç kademeli bir merdivenle çıkılmaktadır. Tam dikdörtgen olmayan ibadet mekânı üç sıra halinde dörderli ahşap sütunla dört sahna ayrılmıştır. Taş temeller üzerine tuğla ve kerpiç duvarlarında ikişer sıra halinde altı, mihrap duvarında da yine iki sıra halinde dört penceresi bulunmaktadır. Ahşap sütunların üzerlerine yöredeki Bizans ve Roma yapılarından toplanan Dor ve Korinth üslubunda sütun başlıkları yerleştirilmiştir. Bunların taşıdığı üst örtü çatı olup, kiremit örtülüdür. Camiye doğu yönündeki kapıdan girilir. Giriş kapısı taş örgü ve bezemelerle süslenmiştir. Aynı şekilde alçı mihrap ve minber Selçuklu süsleme sanatının örnekleri ile bezelidir. Minberi Harputlu Mehmet Bin Beyazıt kündekâri üslubunda yaptırmıştır. Minberin yan yüzlerinde çokgen ve yıldızlardan oluşan bir bezeme bulunmaktadır. Aynı şekilde pencere ve dolap kapakları da oyma tekniğinde yapılmış Selçuklu bezemesini yansıtmaktadır. 1967 yılında Vakıflar genel Müdürlüğü’nce yapılan onarımı sırasında bu pencere kapakları yerlerinden sökülerek atılmıştır. Rastlantı sonucu Y.Mimar Yılmaz Önge bunları görmüş, İstanbul’daki Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi’ne göndermiştir. Bu kapaklar Hacı Elvan Mehmet Bin Elhaç Nizamettin tarafından yaptırılmıştır. Burada Anadolu Selçuklularının geliştirip yaygınlaştırdığı oyma tekniği ile kündekâri tekniği uygulanmıştır.

    Caminin minaresi kuzeybatı duvarındadır. Kare biçimli taş kaide üzerine tuğladan silindirik gövdeli olup, tek şerefelidir.


    Cenabi Ahmet Paşa Camisi (Yeni Cami) (Merkez)


    Ulucanlar Caddesi’ndeki Cenabi Ahmet paşa Camisi Osmanlı mimarisinin Ankara’da bulunan örneklerindendir. Giriş kapısı üzerindeki yazıta göre Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1566 yılında Anadolu Beylerbeyliği yapan Cenabi Ahmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bunun yanı sıra caminin pencereleri üzerindeki yazıtlardan 1883’de Abdülaziz Zadeesseyyit El-Hac Ahmet ve 1887 yılında da Ankara Valisi ağabeydin Paşa (1843-1908) tarafından onarıldığı öğrenilmektedir.

    Ankara’nın en eski camilerinden olan bu yapı 13.9x13.9 metre ölçülerinde kare plânlı olup, ibadet mekânı merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Ankara’nın kesme taşından yapılmıştır. Son cemaat yeri üç mermer sütunun taşıdığı üç kubbe ile örtülüdür. Bunlardan ortadaki kubbe Osmanlı mimarisinde görüldüğü gibi, diğerlerinden daha yüksek ve daha geniştir. Son cemaatin sağ tarafında kesme taştan tek şerefeli, 16 köşeli minaresi bulunmaktadır.

    Caminin giriş kapısı beyaz mermer ve somakilerin oluşturduğu stelaktitli bir bezeme ile süslenmiştir. İbadet mekânı üç sıra halindeki 32 pencere ile aydınlatılmıştır. Minber ve mihrap oldukça sadedir. İbadet mekânını örten büyük kubbe 16 pencereli bir kasnak üzerine oturmuştur. Kubbenin iç kısmı ve etekleri kalem işleri ile bezenmiştir. Caminin sol yanındaki küçük hazirede Cenabi Ahmet Paşa’nın ve XVIII.yüzyıla ait Azimi türbesi bulunmaktadır. Bu türbe de 1566 yılında Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. 1813 ve 1940 yıllarında onarılmıştır. Sekizgen bir planı olan türbe, Ankara kesme taşından yapılmıştır. Yer yer köfeki taşlarından da yararlanılmıştır. Kubbe doğrudan doğruya kasnak olmadan duvarlar üzerine oturmuştur. Türbe içerisinde yalnızca Cenabi Ahmet Paşa’nın sandukası bulunmaktadır.


    Alaeddin Camisi (Merkez)


    Ankara Kalesi’nin İç Kalesi’ndedir. Kılıçaslan’ın oğlu Muhiddin Mesut tarafından 1178 yılında yaptırılmıştır. Alaeddin Keykubat döneminde onarılmış bu yüzden de Alaeddin Camisi ismini almıştır. Anadolu Selçuklu cami planlarından bir örnek olup, dikdörtgen plânlıdır. Caminin giriş kapısı İç Kale duvarına birleşiktir. Avlusunda Bizans ve Roma dönemlerine ait mimari parçalar ve kitabeler bulunmaktadır. Cami içerisindeki sütunların başlıkları ile içerideki iki mermer sütun Roma dönemine aittir. İbadet mekânı mihrap yönünde beş, sağ kenarda da sekiz pencere ile aydınlatılmıştır. Üzeri bezemeli ahşap bir tavanla örtülmüştür. Son cemaat yeri orijinal olarak günümüze ulaşmıştır. Caminin kuzeybatı köşesinde taş kaideli silindirik gövdeli minaresi bulunmaktadır.

    Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden biri, ceviz ağacından oyma tekniğinde bezemelerin işlendiği minberidir. Bu minberi Selçuklu sultanı Mesut Bin Kılıçaslan yaptırmıştır.

    Caminin yanındaki medrese yıkılmıştır. Bu medreseyi Abdülkerimzade Hacı Mehmet Efendi yaptırmıştır.


    Zincirli Cami (Merkez)


    Ankara Anafartalar Caddesi’nde, Kapalı Çarşının karşısındadır. Şeyhülislam Ankaralı Mehmet Emin (1618-1689) tarafından 1687 yılında yaptırılmıştır. Ankara Valisi Mehmet Hurşit Paşa tarafından 1879 yılında onarılmıştır. Bunun ardından 1911’de taşpınarzadeler, 1937 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılmıştır.

    Dikdörtgen plânlı, ahşap tavanlı bir cami olup, duvarlarının alt kısmı kırmızı Ankara taşından, üst kısımları da tuğladan yapılmıştır. Tavan ve iç mekândaki bezemeleri Nakkaş Mustafa yapmıştır. Tuğladan yapılmış minaresi caminin sağ tarafındadır. Avlusunda iki katlı ahşap bir medresesi vardır.


    Ağaçayak Camisi


    Ulucanlar Caddesi’ndeki Ağaçayak Camisi, 1705-1706 yılında Ağaçayak tarafından yaptırılmış konaktan ötürü bu ismi almıştır. İlk yapılışında toprak damlı küçük bir yapı olan cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak bugünkü şeklini almıştır.

    Arazi konumundan ötürü düzenli bir planı olmayan, dikdörtgen plânlı üzeri çatılı moloz taştan yapılmış bir yapıdır. Son cemaat yeri bulunmamakta olup kuzeybatı köşesine küçük bir minare oturtulmuştur. Mimari yönden herhangi bir özellik taşımamakta olup, çok sade bir yapıdır. Cami içindeki bezemeler de bir özellik taşımamaktadır.


    Leblebicioğlu Camisi

    Denizciler Caddesi’ndeki Leblebicioğlu Camisi 1713 yılında Ankara Müftüsü Kantarzade Mustafa adına oğulları tarafından yaptırılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 1955, 1959, 1961 ve 1988, 1989 yıllarında onarılmıştır. Bu nedenle de orijinal şeklinden uzaklaşmıştır. Çatılı dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzeybatı köşesine çatıdan geçilen ahşap şerefesiz bir minare eklenmiştir.

    Taş temeller üzerine kerpiç duvarlı olan caminin kuzeyine tuğla örgülü son cemaat yeri yerleştirilmiştir. Giriş kapısının üzerine kitabesi konmuştur:

    “Ol cenabı müftii Ankara Seyyid Mustafa yani Kantarzade Efendi kim ol merd hüda
    Cümle evkafı salah üzere itmiş idi küzar Kari il Kur'an idi ol zatı ekrem daima
    Çün işitdi ircii emrini hatıfdan o pir can dil bula idüp ol emri hakka iktida
    İdi cek oğullarına tavsiye hayr ile yapdılar bu camii bâlâyı anlar bi-riya
    Ya ilahi fahri alem hürmetine kıl kabul icra izafiyle me'cur ile fi yevm'il-ceza
    İşbu hayr baki ile defterin lef eyle sayeban it farkına mahşerde envan hüda
    Her kim okur ruhuna bir fatiha ihlâsla Anı cennetde ya Rab eyle câr-i enbiya
    Hıfziya kıldım dua birle onun tarihi işbu cami’le bulur firdevs can Mustafa 1125”.

    İç mekânın doğusu kapalı olup, güney cephede ikisi alt, ikisi üstte, batıda ikisi alt, üç tanesi de üstte pencere açılmıştır. Mihrabı tavana kadar yükselir. Caminin içerisi bezemesiz ve sadedir.


    Saray Camisi (Şehsuvar) (Kalecik)

    Kalecik İlçesi Cuma Mahallesi’ndeki Saray Camisi’ni Şehsuvarzade Es Seyyit Mehmet Paşa’nın annesi Şerife Hatun yaptırmıştır. Caminin kitabesi olmadığından yapım tarihi belli değildir. Bununla beraber mimari üslubundan, XV.yüzyıl yapısı olduğu anlaşılmaktadır.

    Kareye yakın dikdörtgen caminin duvarları kesme taş ve tuğla hatıllardan meydana gelmiştir. Caminin kuzey cephesinde son cemaat yeri olduğu günümüze gelen izlerden anlaşılmaktadır. Kuzey batı köşesinde kare kaideli minare gövdesi tuğladandır.İç mekan yakın tarihlerde yenilendiğinden özelliğini kaybetmiştir.


    Küçük Şami Köyü Cami ve Türbesi (Kalecik)


    Küçük Şami Köyü’nün kuzeyinde oldukça geniş bir avlu ortasında türbe ile birlikte yapılmış olan caminin yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Dikdörtgen planlı, kesme taş duvarlı caminin batı duvarına kare planlı kubbeli bir türbe eklenmiştir.Bu türbenin bir nakşi şeyhine ait olduğu vakıf kayıtlarından öğrenilmektedir.Yakın tarihlerde köy halkı tarafından yenilenen caminin taş minaresi 1907 yılında yapılmıştır.


    Bünyamın Cami ve Türbesi (Ayaş)


    Bünyamin Cami’sinin kitabesi olmadığından yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XVI.yüzyıl başında yapıldığı sanılmaktadır. Caminin banisi olan Şeyh Bünyamin Hacı Bayram Veli’nin ölümünden sonra 1429’da kurulan Melamilik tarikatına intisap etmiştir.

    Cami, dikdörtgen planlı ve fevkani olarak yapılmıştır. Bugün doğu tarafında sonradan açıldığı sanılan bir kapıdan içerisine girilmektedir. Arazi konumundan ötürü caminin batı yönü daha yüksektir. Batıda yüksek bir kaide üzerinde minare yer almaktadır. Cami, üçerli iki sıralı ağaç direk ile mihraba dik üç nefe ayrılmıştır. Orta nef diğerlerinden daha yüksektir. Kuzeydoğu köşesinde camiye bitişik olarak Şeyh Bünyamin’in basit türbesi bulunmaktadır.Türbeye cami içerisindeki bir kapıdan girilmektedir. Türbenin hacet penceresi üzerinde Şeyh Bünyamin’in türbesi olduğu belirtilmişse de ölüm tarihi yazılı değildir.


    Killik Camisi (Ayaş)


    Ayaş Hacı Veli Mahallesinde yer alan Killik Camisi’nin kitabesine göre Elhaç Veli Bin Hızır tarafından 1560 yılında yaptırılmıştır.

    Dikdörtgen planlı cami moloz taştan derzli olarak yapılmıştır. Ayrıca ağaç hatıllarda takviye edilmiştir. Kuzey cephesi dışında ağaç hatıllı ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Orijinalinde toprak damlı olan caminin üzeri bugün kırma çatı ile örtülmüştür. Caminin kuzeydoğu köşesine beden duvarları üzerine ahşap minaresi XX.yüzyılın başında yapılmıştır. İbadet mekanı iki sıra halinde dörder ahşap sütunla üç nefe bölünmüştür. Kıble duvarındaki alçı mihrap tavana kadar yükselmektedir.


    Aktaş Mesçidi (Ayaş)


    Ayaş Hacı Memi Mahallesinde bulunan Aktaş Mescidi’nin XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Banisi belli değildir.

    Dikdörtgen planlı cami moloz taş duvarlı, kiremit çatılıdır. İbadet mekanı mihraba dik iki ahşap sütun sırası ile üç nefe ayrılmıştır. Kıble duvarındaki alçı mihrap Ankara yöresindeki camilerin çoğunda görülen alçak kabartmalıdır.


    Ulu Cami (Ayaş)


    Ayaş Belediye Meydan’ındaki Ayaş Ulu Camisi Ayaş’ın en eski ve büyük camisidir. Kitabesi olmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber XV.yüzyıl eseri olduğu yapı tarzından anlaşılmaktadır.

    Dikdörtgen planlı cami moloz taştan yapılmış olup, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür.İbadet mekanı üçer ahşap sütun ile üç nefe ayrılmıştır. Orta nef diğerlerinden biraz daha yüksektir. İçerisi kıble duvarında altlı üstlü ikişer, doğu ve batı yönü de altta üçer, üstte ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap dışa doğru çıkıntılı olup, Ankara camilerinin çoğunda olduğu gibi ahşaptandır. Caminin en dikkati çeken yanı ahşap minberidir. XV.yüzyıl ahşap minberlerinin bir örneği olup kündekari tekniği burada uygulanmıştır. Caminin doğu duvarında kesme taştan minaresi bulunmaktadır.


    Şeyh Muhittin Camisi (Ayaş)


    Ayaş Camii Atik Mahallesi’ndeki Şeyh Muhittin Camisi’nin yapım tarihi bilinmemektedir. Dikdörtgen planlı cami taş temelli, kerpiç duvarlı ahşap çatılıdır. Kuzey doğu köşesinde ana duvarları üzerinde ahşap minaresi bulunmaktadır.l968 yılında buraya ikinci bir minare yapılmıştır.

    Cami basit bir yapı olmasına karşılık alçı mihrabı dikkat çekicidir. Ankara camilerinin çoğunda olduğu gibi mihrap yüzeyinde alçak kabartma halinde geometrik geçmelerden oluşan bir bezemeye yer verilmiştir.


    Sinanlı Köyü Ulu Camisi (Ayaş)


    Ayaş’ın 5 km .uzağında bulunan Sinanlı Köyü Ulu Camisini 1547 yılında El Hac Sinan Bin Hacı Osman yaptırmıştır.

    Dikdörtgen planlı, 1648 x13.04 m. ölçüsündeki cami, mihrap duvarına dik ağaç direklerle beş nefe ayrılmıştır. Oldukça yüksek duvarlı yapının üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Cami ilk yapıldığında üzerinin toprak olduğu bazı izlerden anlaşılmaktadır. Kuzey kısmının tamamını ahşap mahfil kaplamaktadır. Mihrap onarım görmüş ve özelliğini yitirmiştir.


    Camii Kebir (Sultan Alaeddin Camisi) (Beypazarı)


    Beypazarı Cumhuriyet Mahallesi Çınar Sokağı’nda bulunan caminin Selçuklu Sultanı Alaeddin tarafından yaptırıldığı ileri sürülüyorsa da mimari üslubu XV-XVI.yüzyılda yapıldığını göstermektedir. Büyük olasılıkla bu caminin bulunduğu yerde Selçuklu dönemine ait bir başka cami bulunuyordu.

    Cami dikdörtgen planlı olup, üzeri kırma ahşap çatı ile örtülüdür. Onarım geçiren caminin doğu duvarı orijinal olarak günümüze ulaşmıştır. Taş duvarlı, hatıllı tuğla duvar örgüsüne sahiptir. Kuzeybatı köşesine minare yerleştirilmiştir. Minarenin gövdesi tuğla, şerefesi taştandır.


    Kurşunlu Cami (Evsat Hoca Nazır) (Beypazarı)


    Beypazarı’nın en tanınmış eseri olan Kurşunlu Cami kitabesinden öğrenildiğine göre 1684 tarihinde yapılmış, yangın geçirmiş ve 1882 de Hacı Latif tarafından onarılmıştır. Caminin XVII.yüzyılda sadrazamlık yapmış olan Nasuh Paşa tarafından yaptırıldığı söylenmekte ise de bu iddia kesinlik kazanamamıştır.

    Cami dikdörtgen planlıdır.İbadet yeri 22.50 x 22.50 m ölçüsündedir. Arazinin meyilli oluşundan ötürü mihrap cephesi diğer bölümlerden daha yüksektir. Klasik Osmanlı Mimari üslubundaki cami kesme taştan yapılmıştır. Üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür.


    Peçenek Köyü Camisi (Çamlıdere)


    [​IMG]Çamlıdere ilçesinin yakınındaki Peçenek Köyü’nde bulunan caminin, mimari üslubundan XV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Banisi ve yapım tarihi bilinmemektedir. Ayrıca kitabe yeri olmasına karşılık kitabesi günümüze gelememiştir.

    Tek kubbeli camiler tipindeki cami, kare planlı olup önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Moloz taş v tuğladan yapılmış olan caminin ibadet mekanının üzeri kubbe ile örtülü olup piramit şeklindeki bir çatının altında kalmıştır.Minare caminin kuzey batı köşesindedir.












    Ulu Han Köyü Camisi (Nallıhan)


    XVII.yüzyıl başlarında sadrazamlık yapmış olan Nasuh Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami orijinal durumundan epeyce uzaklaşmış, yalnızca minaresi eskiden kalmıştır. Büyük olasılıkla cami peş peşe depremlerden etkilenmiş ve yenilenmiştir.

    Dikdörtgen planlı caminin üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Minaresi kare kaideli, tuğla gövdeli olup caminin yanında ve ona bitişik yapılmıştır.


    Nasuh Paşa Camisi (Nallıhan)

    Nallıhan ilçesi Nasuh Paşa Mahallesinde bulunan Nasuh Paşa Camisi, İstanbul-Ankara yolunun yapımı sırasında yıkılmış, tren yolunu yapan Fransız mühendis tarafından l911 yılında yeniden aynı genişlik ve şekilde yapılmıştır.

    Cami dikdörtgen planlı, düzgün kesme taştan ahşap çatılıdır. Son cemaat yeri sekiz kare sütunun birbirine kemerlerle bağlanması ile meydana getirilmiştir. İbadet mekanı dokuz sivri kemerli pencere ile aydınlatılmıştır. Minaresi batı duvarına bitişik olarak yapılmıştır. Kare kaideli olup gövdesi on iki köşelidir.


    Kocatepe Camisi (Çankaya)

    [​IMG]Ankara’da yeni bir cami yapılmasına 1945 yılında karar verilmiş ve bunun için de bir yarışma açılmıştır. Bu cami bugünkü Sigorta binasının olduğu yerde, Kızılay ile Fevzi Çakmak Caddelerinin birleştiği yerde uygulanacaktı. Bu projeyi Y.Mimar Ali Saim Ülgen kazanmış, ancak, bu proje uygulanamadı. İkinci kez 1957 yılında açılan proje yarışmasını Mimar Vedat Dalokay kazandı ve uygulaması da Dalokay’a verildi. 1965 yılına kadar yalnızca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın binası ile caminin dört minaresinin temelleri atıldı. Projeler bir türlü tamamlanamadı. Üst örtünün teknik hesaplarının yapılması Ortadoğu teknik Üniversitesi’ne verildi.

    Kocatepe’de Cami Yaptırma Derneği’nin açmış olduğu bu ihalede mukavele hükümlerine göre zamanında proje verilmediğinden Dalokay ile yapılan mukavele feshedildi. Bundan bir buçuk yıl sonra yeni bir yarışma açıldı. Mimar Hüsrev Tayla ile Mimar Fatin Uluengin’in vermiş oldukları iki ayrı proje bir ve ikinciliği kazandı. Bundan sonra proje ve detaylar çizilerek uygulamaya başlandı. Fatin Uluengin’in çizdiği detay projeleri yanı sıra uygulamayı Hüsrev Tayla 1979 yılından sonra tek başına yürütmüştür. 1967 yılında başlayan çalışmalar 1987 yılında tamamlandı.

    Ankara’da Klasik Osmanlı üslubunda yapılan caminin ibadet mekanı merkezi bir kubbe ile örtülü olup, bu kubbe dört yarım kubbe ve trompların yardımı ile desteklenmiştir. İbadet mekanı 67x67 m. ölçüsündedir. Yapıda Klasik Osmanlı mimarisinin plan düzeni ve detayları, bezemeleri aynen uygulanmıştır. Caminin dört köşesine üçer şerefeli dört minare yerleştirilmiştir. Ayrıca girişin önünde Klasik Osmanlı mimarisinde olduğu gibi, dıştan iki sıra pencereli cephesi olan revaklı, üzeri kubbeli bir avlu ve ortasına da bir şadırvan yerleştirilmiştir.


    Eskicioğlu Camisi (Altındağ)


    Eskicioğlu Mahallesi’nde, Eskicioğlu Sokağı’nda yer alan camiyi sağından ve kıble tarafından Kargalı Sokağı sınırlamaktadır. Kitabesi olmadığından ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

    Caminin üstü geniş saçaklı bir çatı ile örtülmüştür. Kapının üzerinde yüksekçe bir son cemaat yeri vardır. Kapının üzerinde 1324 tarihi boya ile yazılmıştır ve büyük olasılıkla onarım tarihini göstermektedir.

    Caminin kıble tarafına altta iki, üstte üç, sağında altta ve üstte dörder penceresi vardır. Minberi ahşap, mihrabı alçıdan yapılmıştır.

    Caminin karşısında bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmede ve camide hiçbir kitabe yoktur. Caminin kapısının üstünü üç sütunun tuttuğu bir yer bulunmakta olup, burası müezzin mahfilidir. Caminin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.


    Hacettepe Camisi (Altındağ)


    Hacettepe Mahallesi’nde Sarı kadın Caddesi’nde, Tosun Sokağı’ndadır. Camiye altı merdivenle girilmektedir. Solunda son cemaat yeri vardır. Kapı üzerinde dört satırlık kitabesi bulunmaktadır.

    Caminin mihrabı alçı, minberi de ahşaptandır. Kıble tarafında iki, sağında bir penceresi vardır. Duvarlarının alt kısmı taş, üstü kerpiçten yapılmıştır. Caminin minaresi yoktur.


    Hacı İlyas Camisi (Altındağ)

    Güner Sokağı’nda yer alan Cami kerpiçten yapılmıştır. Cami sağında altta iki, üstte üç, kıble tarafında altta ve üstte ikişer, solunda da aşağıda üç, üstte de bir pencere ile aydınlatılmıştır. Tam kıble kapısının üzerinden ahşap bir minare yükselmektedir.

    Caminin tam karşısında Hidayet Efendi’nin evinin altında adi Ankara taşı ile yapılmış eski bir çeşme vardır. Bu çeşme Ankara’nın en eski çeşmelerindendir. Üzerinde iki kitabesi bulunmaktadır.


    Hacı Musa Camisi (Altındağ)

    Eski Yol caddesi’nde bulunan Hacı Musa Camisinin son cemaat yeri iki kısa sütun ve üç tuğla kemere dayanan bir saçak ile örtülmüştür. Giriş kapısının üzerinde alçı çerçeve içerisinde sülüs yazı ile iki satırlık kitabesi vardır. Kapının sağında yine alçı bir çerçeve içerisinde rik’a ile yazılmış üç satırlık kitabesi bulunmaktadır.

    Son cemaat yerinde iki pencere bulunmaktadır. Pencerelerin üzerinde Kelime-i Tevhit yazılıdır. Cümle kapısı cevizden olup, oymalarla süslenmiştir. Minberi de cevizden yapılmıştır. Korkuluk şebekelerinden soldan üçü kezalik, sağdan üçü sonradan yapılmıştır. Minberin üzerinde asılı ahşap oyma Lailahe İllallah levhası asıldır.

    Mihrabı alçı olup, kenarlarında iki sıra halinde Kelime-i Tevhit yazılıdır. Caminin tavanı çok güzeldir. Kenarlarında renklerle yapılmış iki sıra halinde su vardır. Tavan göbeğinde Türk kalem işçiliğinin en güzel örneği vardır. Pencere kenarlarında ve üstlerinde de süslemeler bulunmaktadır. Müezzin mahfilinin altı da işlemeli ve süslemelerle bezenmiştir.


    Kurşunlu Cami (Altındağ)

    Cami, Anafartalar Caddesi’nde, Aydınlık Sokağı’nın başında yer almaktadır. Tamamen taştan yapılmıştır. Caminin sağında, kıble tarafında ve solunda ikişer penceresi vardır. Minberi ahşaptır. Tek kubbesinin eteğinde de dört pencere bulunmaktadır. Ana kubbeyi destekleyen dört tarafında mini yarım kubbeler vardır. Kubbe bu yarım kubbelerle duvara dayanmaktadır. Mini kubbelerin eteklerinde ve ana kubbenin eteklerinde stalaktitler görülmektedir. Kubbesi kurşunla örtülmüştür. Bugünkü adını da bu kurşunlardan almıştır.

    Caminin solundaki yüksek minaresi düzgün kesme taştan ve üstü tuğladan yapılmıştır. Minarenin iki yerinde taş bilezikler vardır. Minaresine soldan çıkılmaktadır.

    Son cemaat yeri sonradan ilave edilmiş ve üstü ahşap örtülmüştür. Cami küçük ancak, zarif bir mimari eserdir. Cenabi Ahmet Paşa Camisinden sonra tek derin kubbeli camidir.


    Molla Büyük Cami (Altındağ)

    Cami, Molla Büyük Mahallesi’nde, Yasa Sokağı’ndadır. Hüseyin Deresi’ne hakim bir tepenin üzerinde yer almaktadır. Caminin temelinde sütun başlıkları ve mermerler kullanılmıştır. Caminin önünde de bir çok sütun başlığı ve mermer parçaları bulunmaktadır. Duvarları kerpiç olan cami kıble tarafında iki sıra halinde dört, sağında ve solunda da birer pencere ile aydınlatılmıştır.

    Son cemaat yerinin üstü yazlık bir ibadet yeri halindedir. Bu bölümü dokuz ince ve ahşap sütun taşımaktadır. Son cemaat yerinin altında imamlara ait bir oda bulunmaktadır. Kıble tarafında ezan okumak için bir balkon yapılmıştır. Sağ ve soldaki medrese odaları günümüzde bulunmamaktadır.

    Mescit halinde iken, 1941 yılında bir minber konmak sureti ile camiye dönüştürülmüştür. Bu minber ahşaptır. Alçı mihrabı çok güzeldir. Mihrabın üç tarafı çinilerle kaplanmıştır. En üstte ve ortadaki çiniler bir tabak halinde ve diğerlerinden büyüktür. Her yuvarlak çinide başka bir desen bulunmaktadır. Çinilerde mavi, beyaz, yeşil renkler kullanılmıştır. Mihrabın üstünde stalaktitler vardır. Mihrabın iki tarafındaki karelerde de orta büyüklükte birer çini vardır.

    Caminin tam ortasında mermerden bir sütun başlığı taşıyan kalın bir çam sütun bulunmaktadır.
     
  4. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Türbeleri

    Kesikbaş Türbesi

    Ankara Kalesi yakınında,Atpazarı’dadır.Ahi Şerafettin Türbe yakınındadır.Türbenin kime ait olduğu bilinmemektedir .Dört mermer sütunun taşıdığı bir kubbe ile üzeri örtülüdür.Türbede tek mezar olup etrafı açıktır.


    Yörük Dede Türbesi

    Doğanbey’de Öksüzler Sokağındadır.XIV.yüzyılda yapılmış, Selçuklu erenlerinden birisine ait bir türbedir. Moloz taş duvarlı,bir türbe olup üzeri sekizgen piramidal bir çatı ile örtülüdür.


    Bünyamin Türbesi (Ayaş)

    Ayaş’ta Bünyamin Camisi’nin kuzeydoğusunda, camiye bitişik bir türbedir. XVI.yüzyılda yapılmış bir Osmanlı eseridir. Türbeye cami içerisindeki bir kapıdan girilir.Yazıtından Şeyh Bünyamin’e ait olduğu anlaşılmaktadır. Kare planlı olup üzeri küçük bir kubbe ile örtülüdür.


    Azimi Türbesi (Merkez)

    Ulucanlar Caddesi’nde Cenabi Ahmet Paşa Camisi’nin yanında bulunmaktadır. Buradaki bir kitabeden öğrenildiğine göre 1760 yılında yapılmıştır.

    Kare plânlı tuğla ve taştan yapılan türbenin üzeri çatı ile örtülüdür. İç kısım XIX.yüzyıl motifleri ile bezenmiştir. Türbede Sivas Valisi İsmail Paşa’nın oğlu, Paşazade Hacı Esat Bey’in (Azimi) sandukası bulunmaktadır. Mezar taşında da kitabesi bulunmaktadır.


    Cenabi Ahmet Paşa Türbesi (Merkez)

    Ulucanlar Caddesi’nde Cenabi Ahmet Paşa Camisi’nin önündedir. Klasik Osmanlı türbe mimari planının uygulandığı bu yapının Mimar Sinan eseri olduğu ileri sürülmektedir.

    Sekiz köşeli bir türbe olup, kesme taş duvarlı türbenin köşelerine köfeki taşları yerleştirilmiştir. Türbenin yapımında Ankara’ya özgü kesme taşlar kullanılmıştır. Türbenin içerisi altlı üstlü sekiz pencere ile aydınlatılmıştır. Üzerini örten kubbe sekizgen bir kasnak üzerinde yükselerek duvarlara oturmaktadır. Türbede Cenabi Ahmet Paşa’nın taş sandukası bulunmaktadır. 1813-1940 yıllarında onarım görmüştür.


    Hacı Bayram Türbesi (Merkez)

    Ulus’ta Hacı Bayram Camisi ile Augustus Mabedi arasındadır. 1429 yılında yapılmış, 1941 yılında orijinaline uygun bir biçimde onarılmıştır.

    Türbe, kare planlı olup, üzeri Türk üçgenlerinden oluşan pandantiflerle, sekizgen bir kasnağın yardımı ile duvarlar üzerine oturtulmuştur. Türbe iri, sert ve kırmızı renkli Ankara taşından yapılmıştır. Ön yüzü beyaz mermerdendir. Üç pencere ile aydınlatılmıştır. Kapı, pencere kenarları renkli kalem işleri ile bezenmiştir. Türbe içerisinde hacı Bayram-ı Veli ile yakınlarının sekiz çam ağacından sandukası bulunmaktadır. Türbenin ahşap sanatı yönünden önemli olan iç ve dış kapıları Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne kaldırılmıştır.


    Karacabey Türbesi

    Karacabey Camisi’nin ön avlusunda olup, Ankara’nın en büyük türbeleri arasındadır. II.Murat’ın komutanlarından Karacabey 1444’te Varna Savaşı’nda şehit düştükten sonra bu türbeye gömülmüştür. Türbenin mimarı Ebubekiroğlu Ahmet’tir. Türbe 1796’da Pir Mehmet, 1944’te de Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.

    Türbenin sekiz köşeli bir planı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı üzerinde 1444 tarihli üç satır halinde sülüs yazılı yazıtı ile 1796 yılında yapılan onarım yazıtı yer almaktadır. Türbe içerisinde Karacabey ile oğlu Ahmet’in lahitleri bulunmaktadır. İçerideki üçüncü bir lahtin kime ait olduğu bilinmemektedir.


    Karyağdı Türbesi (Merkez)

    Ulus’ta Sanayi Caddesi’nin üzerindeki esenlik Sokağı’ndadır. Ankara’nın önemli ziyaret yerlerinden biri olan bu türbenin kime ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. 1577 tarihinde yapılan türbe, Ankara’nın kesme taşından ve tuğladan yapılmıştır. Sekiz köşeli bir planı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. On iki pencere ile aydınlatılmıştır. Giriş kapısı üzerinde 1577 tarihli bir kitabe bulunmaktadır.


    Kazancıbaba Türbesi (Kalecik)

    Kalecik Kalesi yakınında olan bu türbe bir dergah şeyhine aittir. XV. Yüzyılda yapılmış olan türbe taş ve tuğla karışımı, kiremit çatılıdır. Ancak türbenin üst örtüsü içten kubbelidir.
     
  5. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Roma Hamamı




    [​IMG]Roma Hamamı, Ulus Meydanı’ndan kuzeye giden Çankırı Caddesi’nin sol tarafında bulunmaktadır. Burada yapılan kazılar sonucunda hamamın Palaestra, Frigidarium (soğukluk), hepidarium (ılıklık) ve Calderium (sıcaklık) olmak üzere üç bölümden oluştuğu görülmüştür. Bunlardan Frigidarium’da bir Piscina (yüzme havuzu) ve bir Apoditorium (soyunma yeri) bulunmaktadır. Calderium da ise yıkanma yerinin yanında Sudatorium (terleme yeri) yer almaktadır. Ayrıca hamamın çeşitli avluları, külhan denilen ocakları, servis kısımları ve su depoları da bulunmaktadır.

    Bu hamamın İmparator Caracalla döneminde (MS.211-217) yapıldığı ve Bizanslılar zamanında kullanıldığı bilinmektedir. Arkeolog M.Mahmut Akok’un yapmış olduğu araştırma ve çizimlerden bu hamam hakkında bilgi ediniyoruz.

    Hamamdan günümüze gelebilen kalıntılar yalnızca alttaki ısıtma sistemleri ile bazı temel duvarlarıdır. Yakın tarihlerde bu hamam restore edilmiş ve bu arada çeşitli yazıtlar ve sikkeler bulunmuştur.
     
  6. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Anıtkabir




    [​IMG]Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölümünden sonra cenazesi Ankara’ya getirilerek Etnoğrafya Müzesi’ndeki büyük bir salona geçici olarak defnedilmiştir. Bundan sonra TBMM. Atatürk için bir Anıtkabir yapılmasını kararlaştırmış ve bunun için de bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon Ankara’nın ortasında yüksek bir tepe olan Rasattep’yi Anıtkabir’in yeri olarak seçmiştir. Bundan sonra Uluslar arası bir yarışma açılmış, bu yarışmada Prof.Dr.Emin Onat ve DoçDr.Orhan Arda'nın projesi başarılı görülerek uygulanmasına karar verilmiştir.

    Anıtkabir’in yapımına 1944 yılında başlanmış, ve 1953 yılında da tamamlanmıştır. Bundan sonra 10 Kasım 1953’te Atatürk’ün Etnoğrafya Müzesi’ndeki tahnit edilmiş naşı törenle Anıtkabir’e nakledilmiştir.

    Anıtkabir, 15.000 m2’lik bir alanda yapılmış, Çankırı’nın açık sarı ve gri travertenleri kullanılmıştır. Tandoğan Meydanı’ndan hafif dik bir asfalt yolla gelinen Anıtkabir’in sağ ve solunda iki kule bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki İstiklal Kulesi, soldaki ise Hürriyet Kulesi’dir. Bu kulelerin önünde de Türk halkını simgeleyen kadın ve erkek grup heykelleri bulunmaktadır. Bu yolun sağ ve solunda, Heykeltıraş Hüseyin Özkan’ın yapmış olduğu 24 Hitit aslan heykeli yer aldığından ötürü de “Aslanlı Yol” ismi ile anılmıştır. Aslanlı Yol’dan geniş bir avluya geçilir. Zafer Alanı denilen bu avlunun girişinde sağda Mehmetçik Kulesi, solda da Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Cumhuriyet, İnkılap, Misak-ı Milli, 23 Nisan kuleleri bulunmaktadır. Ayrıca bu avlunun sağ dış köşesinde Zafer Kulesi yer alır. Bu kule ile güneydeki Barış Kulesi arasında Şeref Holü’nün karşısında çift sıra sütunlu bölümde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün çok basit ve sade bir mezarı bulunmaktadır.

    Atatürk’ün mozolesinin bulunduğu Büyük Salon’un çıkış merdivenleri her iki yanında Zühtü Müridoğlu, Şadi Çalık, Ali Hadi Bara, İlhan Koman ve Nusret Suman kabartma ve heykelleri yer almaktadır. Mozolenin bulunduğu alan 32x60 m. ölçüsünde olup, 20 metre yüksekliğindedir. Duvarları ve döşemesi koyu Bilecik mermerleri ile kaplanmıştır. Tavanı altın mozaiklerle bezenmiştir. Salonun giriş kapısının karşısında penceresi Ankara Kalesi’ne bakan duvarın önünde taş bir set üzerine tek parça mermerden simgesel bir lahit yerleştirilmiştir. Atatürk’ün naşı ise bu lahdin altındaki toprak mezarda bulunmaktadır.

    Ana yapıya giriş kapısının solunda Atatürk'ün Gençliğe Hitabı, sağ yanında da Gençliğin Cevabı bulunmaktadır.

    Salonun çıkışında İnkılâp ve Misak-ı Milli kuleleri arasında Atatürk Müzesi 1960 yılında açılmıştır. Burada Atatürk’ün özel eşyaları, giysileri, madalyaları, fotoğrafları, kendisine sunulan armağanlar, Atatürk'le ilgili belgeler sergilenmektedir. Ayrıca 1967'de kurulan Atatürk Kitaplığı da İnkılap Kulesi'ndedir. Atatürk'ün Çankaya'daki özel kitaplığı buraya nakledilmiştir.
     
  7. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Kalesi




    [​IMG]Ankara’nın simgesi olan Ankara Kalesi’nin ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, kaynaklardan MÖ.II.yüzyıl başında Galatların Ankara’da hüküm sürdüğü zaman bu kalenin varlığı bilinmektedir. Nitekim Romalılar Galatların üzerine yürüdüğü zaman Galat Kralı Tektosaglar bu kaleye sığınmıştır. Romalılar Ankara yöresini işgal ettikten sonra kent büyümüş ve surların dışına taşmıştır. Roma İmparatoru Caracalla MS.217’de surları onarmıştır.

    Kalede Roma dönemine ait kalıntılar dikkati çekerse de büyük ölçüde Bizans döneminde yapılmıştır. İmparator II.Constantinus MS.668’de Dış Kaleyi yaptırmış, İmparator Isaurili III.Leon ise kale duvarlarını onarırken İç Kale surlarını da yükseltmiştir. Bunun ardından İmparator Nikoporos 805’te, imparator Bazileus da 859’da bu kaleyi onarmıştır.

    Kale iç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. İç surlar büyük olasılıkla MS.630 yılında İmparator Heraklius tarafından yapılmıştır. Arap saldırıları sırasında büyük hasara uğramış bu nedenle de MS.859’da Bizans imparatoru III.Mikhael tarafından büyük ölçüde onarılmıştır. Bu arada da kaleye dış surların eklendiği sanılmaktadır. Dış surlar kuzey-güney doğrultusunda 350 metre, batı-doğu doğrultusunda ise 180 metre boyunca uzanmaktadır. Bu surlar İç Kalenin güney ve batı duvarları ile dik açı oluşturur. Doğu duvarı tepenin konumuna uygun olarak girinti ve çıkıntılar yapar. Dış Kale eski Ankara şehrini çevirmekte idi.

    Selçuklular 1073’te yöreyi ele geçirmiş, ardından kaleye ilaveler yapmışlardır. Haçlı komutanı Raimond 1101’de kaleyi ele geçirmişse de Selçuklular bu işgale son vermiştir. I.Alaaddin Keykubat kaleyi onarmış, Sultan II.Alaaddin Keykavus da 1249’da bazı ekler yaptırmıştır. Osmanlılar zamanında kalenin surları Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından 1832’de onarılmıştır.

    İç kale dikdörtgen plan düzeninde olup, yöresel Ankara taşı (bazalt) ve çevreden toplanan mimari parçalardan yapılmıştır. Ankara Kalesi’nin 15-20 metre aralıklarla yerleştirilmiş 20’den fazla kulesi vardır. Kuleleri beşgen olup, kalenin esas girişi güney yönündedir. Ayrıca iç kalenin doğusundaki yuvarlak kule Doğu Kale olarak isimlendirilmiştir. Bent (Hatip Çayı) Deresi’ne bakan kuzey yönünde, Bent deresi’nden 110 m. yükseklikteki burca Ak Kale ismi verilmiştir. Kalenin dış kuleleri dikdörtgen şeklinde olup bunların iki kapısı vardır. Bunlardan birisine Dış Kale Kapısı, diğerine de Hisar Kapısı isimleri verilmiştir. Hisar Kalesi üzerinde İlhanlı döneminden kalan bir yazıt bulunmaktadır.

    Ankara Kalesi içerisinde Osmanlı döneminde XVII.yüzyıldan sonra yerleşim olmuş ve bunlara ait bazı Ankara evleri günümüze ulaşmıştır. Kaynaklardan, kale içerisinde 600 civarında evin 170 çeşmenin, su sarnıcının ve hububat ambarlarının bulunduğu öğrenilmektedir. Aynı zamanda burada Alaaddin Camisi bulunmaktadır.
     
  8. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Augustus Mabedi

    Augustus Mabedi Ulus Meydanı’nın kuzeydoğusunda Bayram Sokağı’nın bulunduğu yerde Hacı Bayram Camisi’nin hemen yanı başındadır. Mabedin bulunduğu yerde Frig tanrılarından Men ile Kybele’nin bir mabedi bulunuyordu.

    Mabet Pseudodipteros plânında olup, 36x54.82 metre ölçüsünde, yüksek bir podyum üzerine oturtulmuştur. Mabedin kısa kenarlarında 8, uzun kenarlarında ise 15 sütun bulunmaktadır. Grişte pronaos önünde korint üslubunda 4 sütun bulunmaktadır.Pronaosun iki duvarının iç yüzlerinde ise Augustus’un yaşamı ve yaptığı işleri anlatan kitabe bulunmaktadır. Pronaostan cellaya (ibadet mekânı) oldukça yüksek bir kapı ile geçilmektedir. Bu kapı penceresiz olan cellanın aydınlatılmasını da sağlamaktadır. Cellanın güneybatıdaki duvarının iç yüzünde de dışarıdaki yazıtın Yunancası bulunmaktadır. Bu yazıtta Augustos’un yaşamının ilk dönemi, devlet görevleri, unvanları, yapmış olduğu işler, savaşlar, diplomatik ilişkileri ve başarıları anlatılmaktadır. İmparator Augustus'un bu yazıtı Roma döneminde yapılmış bir çok mabette yer almaktadır. Ankara Augustus mabedindeki yazıtlar da bunlardan biridir. Mabedin diğer ucunda ise anteler arasında korint üslubunda iki sütunlu opisthodomos yer almaktadır.

    Bu mabetteki bir başka önemli yazıt da pronaosun solundaki ante duvarının ön yüzündedir. Bu yazıt İmparator Tiberius (MS.14-37) dönemine aittir. Burada rahiplerin listesi ile tanrılaştırılmış Augustus ve Roma için yapılan yıllık kült törenlerinde rahipler tarafından verilen bağışların listesi bulunmaktadır. Ayrıca Bu listede Roma eyalet valilerinin isimleri yazılıdır.

    [​IMG]Mabedin üst örtüsü ve sütunlu galerisi günümüze gelememiştir. MS.V.yüzyılda kiliseye dönüştürülmüş, cella ile opisthodomosu birbirinden ayıran duvar yıkılmış arkasına bir apsis eklenmiştir. Nitekim güneydoğu duvarındaki üç pencere de bu dönemde Bizanslılar tarafından yapılmıştır. XV.yüzyılın başlarında mabedin kuzeybatı köşesine Hacı Bayram Camisi inşa edilmiştir.

    XVI.yüzyıldan itibaren gezginlerin dikkatini çeken bu mabette ilk kez 1928 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden M.Schede ve D.Krencker tarafından küçük bir kazı yapılmıştır. Ardından M.Schede mabedi MÖ.II.yüzyıla tarihlendirmiştir. 1939 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay burada yaptığı kazıda, yapının mimari parçalarını ortaya çıkarmış ve yapının İmparator Augustus döneminde yapıldığı kesinlik kazanmıştır.

    Günümüzde bu mabet Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin yönetimindedir.
     
  9. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Jülien Sütunu



    [​IMG]Ankara Çankırı Sokak ile Armutlu Sokağı’nın arasındaki küçük bir meydanda kare bir kaide üzerinde Roma dönemine ait bir sütundur.

    Bu sütunun İmparator Julien Apostate döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İmparator MS.362 yılında buraya gelmiş ve bu sütun da onun anısına dikilmiştir. Halk arasında Belkıs Sütunu da denilen bu sütun, üst üste konulmuş yuvarlak tuğlalardan yapılmış olup 15 m. Yüksekliğindedir. Bizans dönemine ait korinth başlığı ile sona ermektedir.

    Günümüze gelememekle beraber bu sütunun üzerinde imparatorun heykelinin olduğu sanılmaktadır.
     
  10. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Hamamları

    Eyne Bey Hamamı

    Ankara Gazi Lisesi ile Denizciler Caddesi arasında bulunmaktadır. Sultan I.Murat’ın Subaşılarından Eyne (İnebey) Bey (?-1406) tarafından XIV.yüzyılın sonu veya XV.yüzyılın başında yaptırılmıştır. Hamamın yapımında Melike Hatun maddi yardımda bulunmuş, 1527 yılında harap olan hamam 1582’de El Hac Sinan Efendi tarafından onarılmıştır. 1888 yılında terk edilen hamam, 1928 yılından önce depo olarak kullanılmış, 1992 yılında da onarılmıştır.

    Kuzey-güney yönünde uzanan hamamın duvarlarında moloz, kubbe, kemer ve tonozlarında da tuğla kullanılmıştır. Soyunmalık kısmında görülen sütun ve başlıklar Ankara’daki antik yapıdan toplanmıştır. Soyunmalık kısmı kuzeyde olup, dikdörtgen planlıdır. Soyunmalığın ortasında sekizgen bir havuz ve bunun üzerinde de aydınlık feneri yer almaktadır. Doğu ve kuzey cepheleri dışa kapalı olup, sivri kemerli bir eyvandan ılıklık kısmına geçilmektedir. Kare plânlı ılıklığın üzeri baklavalı bir kasnağın taşıdığı kubbe ile örtülüdür. Güneybatı köşesinden de dört eyvanlı sıcaklığa geçilir. Sıcaklıkta dört ana kubbe ve dört yönde de kubbeli dört halvet bulunmaktadır. Hamamın güneyinde külhan ve üzerinde de beşik tonozlu su deposu yer almaktadır.


    Şengül Hamamı

    Anafartalar Caddesi’nde yer alan Şengül Hamamı’nın kitabesi olmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. İshak Paşa’nın yaptırdığı bilinen bu hamam mimari üslubundan XV.yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilir. Ankaralı Mehmet Emin Efendi tarafından satın alınmış, XIX.yüzyılda da yenilenmiştir.

    Mimari plânı çifte hamam düzeninde olup, üç yöne açılmaktadır. Kuzey-güney yönünde uzanan bölüm erkekler kısmı, güney yönündeki bölümü de kadınlar kısmıdır. Moloz taş örgülü hamamın duvarlarında kesme taş kullanılmış, çok sayıda dışa açılan penceresi bulunmaktadır. Erkekler kısmının soyunmalığına kuzeyden kemerli bir kapı ile girilir, kare planlı soyunmalıkta iki katlı soyunma odaları vardır. Soyunmalığın içerisinde sekizgen bir havuz olup, üzeri kubbe örtülüdür. Ortasında kare göbek taşının bulunduğu sıcaklığın üç yanında birer halvet yer almaktadır. Sıcaklığın üzerini örten kubbe mukarnaslı pandantiflerle duvarlar üzerine oturmaktadır. Hamamın güneybatı köşesindeki tonozlu bir koridorla geçilen kadınlar kısmında aynı plan düzeni uygulanmıştır. Hamamın her iki bölümünde de sıcaklık boyunca su depoları, onların ardında da külhan bulunmaktadır.


    Çarşı Hamamı (Kalecik)

    Kalecik Belediye Meydanı’nda, Kalecik Çarşısı içerisindeki hamamın yapı üslubundan XVIII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Çifte hamam olarak yapılan hamamın kadınlar ve erkekler bölümündeki soyunmalık kısımları yıkılarak ortadan kalkmıştır. Bunların yerine de hamamın önüne dükkanlar yapılmıştır. Erkekler bölümü diğerinden daha büyük yapılmıştır. Geç devirlerde her iki bölüm arasında bir kapı açılarak tek hamam haline getirilmiştir.


    Şeyh Hamamı (Kızılcahamam)


    Kızılcahamam Güven bucağı Yukarı Kisa köyünde bulunan bu hamam Roma dönemi kalıntılar üzerine yapılmıştır. Burada l976 yılında yapılan kazılarda Roma dönemi hamam ve kaplıcalarına ait duvar kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

    Hamam moloz taş duvarlı olup yer yer düzgün kesme taşlar da kullanılmıştır. Roma döneminin ardından XIV.yüzyılda yapılan hamamın iki sıcak su havuzu, kubbeli soğukluğu ve sıcaklığı bulunmaktadır. Çifte hamam olarak yapılan hamam sıcak su kaynağı üzerine yapılmıştır. Plan olarak geleneksel Osmanlı hamam tiplerine de uymamaktadır.
     
  11. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Anıtları


    Cumhuriyet Anıtı
    [​IMG]Ulus Meydanındaki Cumhuriyet Anıtı Avusturyalı Heykeltıraş Krippel (1883-1946) tarafından 1927 yılında yapılmıştır.Anıt 24.11.l927’de T.B.M.M Başkanı General Kazım Özalp’in de katıldığı bir törenle açılmıştır. Bu heykel Yeni Gün Gazetesi sahibi Yunus Nadi Abalıoğlu tarafından para toplanarak yapılmış ve Türk ulusuna armağan edilmiştir.

    Anıtın üçgen kaidesinin köşelerinde ufukları gözetleyen bir Türk onbaşısı, askerlerine hücum emrini veren bir çavuş ve sırtında cephane taşıyan bir kadın tasvir edilmiştir. Ayrıca bir kaleye benzeyen kaidenin üzerinde iki kurt başı ile Atatürk’ün

    “Artık badema sinei millete bir ferdi vahit olarak çalışacağım. Erzurum 8 Temmuz 1335 (1919) : Düşman ordusunu behemahal ana yurdumuzun harimi ismetinde boğarak halas ve istiklal olacağız. 6 Ağustos 1337 (1921) ; Düşmanın anasırı asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri, Dumlupınar Eylül 1338 (1922)” sözleri yazlıdır. Bunun yanı sıra kaidenin her yüzünde ayrı ayrı Kurtuluş Savaşı’nı canlandıran kabartmalara yer verilmiştir. Bunlardan soldaki kabartmada Türk bayrağını selamlayan düşman askerleri, sağda ise Başkumandanlık Savaşı’nda Atatürk ve askerleri tasvir edilmiştir. Anıtın arkasındaki kabartmada ise Osmanlı İmparatorluğu’nu tasvir eden devrilmiş bir çınar ağacı ile oradan filizlenen genç fidanla da yeni Türkiye Cumhuriyeti anlatılmak istenmişti.

    Bu kaidenin üzerinde Sakarya isimli atının üzerinde mareşal üniforması ile Atatürk’ün heykeli yerleştirilmiştir.


    Zafer Anıtı

    [​IMG]Yenişehir ‘de Atatürk Bulvarı üzerinde, Orduevi önünde, Atatürk dikdörtgen bir kaide üzerinde tasvir edilmiştir.

    Bu heykeli İtalyan Heykeltıraş Pietro Canonica l927 yılında tunçtan yapmıştır. Atatürk burada asker üniforması içerisinde ayakta ve kılıcına dayanmış olarak görülmektedir. Heykelin kaidesinde zafer çelenkleri dışında herhangi bir söz yazılı değildir

    Heykel, İsmet İnönü tarafından 4 Kasım 1927’de açılmıştır.





    Güven parkı Anıtı (Güvenlik Anıtı)


    [​IMG]Yenişehir’de Güven Parkı’nda bulunan bu anıt Türk ulusunun polis ve jandarmaya armağanı olarak Avusturya’lı Prof.C.Holzmeister ve Prof.J. Thorak, Prof.A.Hanak tarafından 1935 yılında yapılmıştır. Anıtın projesi C.Holzmeister, kabartma ve heykelleri de J.Thorak ve A.Hanak tarafından yapılmıştır.

    Emniyet Anıtı da denilen anıt, Ankara taşından yapılmış olup ön yüzünde kitabesi yer almaktadır.

    “Güvenlik Anıtı Kemal Atatürk TC. Cumhurreisi, İsmet İnönü Başvekil, Şükrü Kaya Dahiliye Vekili, Nevzat Tandoğan Ankara İlbayı ve Uray Başkanı (Vali ve Belediye Başkanı) iken Türk Milletinin Jandarma ve Polisine sevgi ve hoşnutluğunu göstermek için vilayetlerin yardımıyla yapılmıştır.MCMXXXV Mimar CL.Holzmeister, Heykeltıraş Prof.Anton Hanak, ProfJosef Thorak”

    Anıtın Kızılay’a bakan cephesinde biri genç, diğeri yaşlı iki bronz figür görülmektedir Güvenin simgesi olarak yaşlı adamın elindeki sopa düşmek üzeredir. Güçlü bir yapıda tasvir edilen genç ise sopayı alarak nesilden nesile korumayı temsil etmektedir. Bunun altında Atatürk’ün “Türk Öğün Çalış Güven” sözleri tunç harflerle yazılmıştır. Bu yazının sağında bulunan bir gurup figür, polisin halka yardımını, soldaki gurupta jandarmanın halka yardımını anlatmaktadır. Anıtın arkasında ise iki çıplak erkek tasviri ulusun yaralarını saran kahramanlarını tanıtmaktadır. Bunlardan sağdaki modern çağda güveni, soldaki de birliği simgelemektedir. Bunun dışındaki alanlar yapıcı ve yaratıcı insanlarla köylü ve çiftçileri simgeleyen guruplarla doldurulmuştur.


    Etnoğrafya Müzesi Önündeki Anıt


    [​IMG]Etnografya Müzesi’nin Atatürk Heykeli İtalyan Heykeltıraş Canonica tarafından l927 yılında yapılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptırdığı bu heykel 4 Kasım 1927’de Başbakan İsmet İnönü’nün katıldığı bir törenle açılmıştır.

    Bu heykelde Atatürk askeri üniforması, sırtında pelerini ile at üzerinde tasvir edilmiştir.Bronz heykelin kırmızı mermerden yapılmış yüksek kaidesinde büyük panolar görülmektedir. Bunlardan sağdaki panoda Kurtuluş Savaşı’nda Ankara’yı yeni bir güneş aydınlatmakta, sağdaki panoda ise devrilmiş top arabalarıyla bir savaş meydanı tasvir edilmiştir. Anıtın ön yüzündeki madalyon içerisinde esir kumandanın Atatürk’e kılıcını teslim edişi, solda da otomobil içerisinde Atatürk’e zafer çiçeklerinin verilişi görülmektedir. Arka yüzdeki iki küçük madalyondan soldakinde Atatürk’ün söylevini dinleyenler, sağdaki madalyonda ise son Osmanlı Padişahı Vahdettin ve hanedanı görülmektedir.


    Mimar Sinan Anıtı


    Mimar Sinan Anıtı Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin önündedir.Türkiye Emlak Kredi Bankası tarafından Heykeltıraş Hüseyin Anka’ya yaptırılmıştır. Bu heykelin yapımını Atatürk istemiştir; “Türk Tarih Kurumu Sinan’ın heykelini yapınız” (2.Temmuz 1935) Atatürk’ün bu isteğini 1956 yılında Emlak Kredi Bankası yerine getirmiştir.

    Mimar Sinan kaide üzerinde ayakta, kendisine özgü giysileri içerisinde mermerden, 4.99 m. yüksekliğinde tasvir edilmiştir.Heykelin ağırlığı 7 tondur. Mermer tabanının önünde kitabesi bulunmaktadır:

    “Mimar Koca Sinan 1490-1588 Türkiye Emlak Kredi Bankasının ilim ve sanat camiasına armağanıdır.”


    Mithat Paşa Anıtı


    Ulus’ta Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü yanındadır. Ziraat Bankası tarafından İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyesi Heykeltıraş Hüseyin Anka’ya 1966 yılında yaptırılmıştır.

    Sadrazam Mithat Paşa (1822-1884) Tuna valisi iken çiftçilerin kredi ihtiyacını karşılamak için 1863 yılında Ziraat Bankası’nı kurmuştur. Ziraat Bankası’nın 103.kuruluş yıldönümü nedeniyle 21 Kasım 1966 yılında yapılan bir törenle heykel açılmıştır.

    Mithat Paşa günlük giysileri içerisinde bir koltukta otururken tasvir edilmiştir. Heykelin solunda üç başak ve çark, sağında ise bir terazi görülmektedir.
     
  12. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Kütüphaneleri

    Milli Kütüphane

    [​IMG]Milli Kütüphane 15 Nisan 1946’da Milli Eğitim Bakanlığı Yayınlar Müdürlüğü’ne bağlı olarak küçük bir büroda çalışmalarına başlamıştır. Kütüphanede kısa süre içerisinde 8.000 civarında eser toplanmıştır. Toplanan kitaplar yeni bir binaya gereksinim göstermiş, 1 Nisan 1947’de 60.000’e ulaşan kitaplardan ötürü geçici bir süre başka bir binaya taşınmıştır. Bunun ardından Ankara Kumrular Sokağı’nda, Ankara İl Halk Kütüphanesinin bulunduğu yerde çalışmalarını sürdürmüştür.

    Milli Kütüphane Kuruluş Kanunu 29 Mart 1950’de kabul edilmiş ve ayrıca burada Bibliyografya Enstitüsü de kurulmuştur. 1965 yılında ileriye dönük çalışmaları da kapsayacak yeni binanın planlanmasına başlanmış, 1965-1973 yılları arasında uzun bir planlama ve yapım çalışmalarından sonra Milli Kütüphane bugünkü yerinde 5 Ağustos 1983’te hizmete açılmıştır.

    Milli Kütüphane 39.000 m2’lik geniş bir alanda, 3 bloktan oluşacak şekilde kurulmuştur. Bunlar yönetim bürolarını, genel ve özel amaçlı okuma salonlarını, grup çalışma odalarını, personel bürolarını içermektedir. Ayrıca bir sergi salonu ile çok amaçlı iki de toplantı salonu bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, Bilgi İşlem Merkezi, Konuşan Kitaplık, Atatürk Belgeliği ve Biyografya Arşivi, Harita Salonu, Mikrofilm Arşivi ile ofset basım tekniğini kullanan tam
    donanımlı bir Basımevi, Mikrofilm ve Fotoğraf Laboratuarı da bulunmaktadır.

    Kütüphanede el yazmaları, haritalar, atlaslar, plaklar, notalar, mikrofilmler ve süreli yayınlar ile yayınlanmış her türlü kitap bulunmaktadır. Kütüphanenin 1955’te Bibliyografya Enstitüsü, 1958’de Müzik ve Güzel Sanatlar Şube Müdürlüğü kurulmuştur. Kütüphanenin mikrofilm, mikro fiş çekme, renkli film, banyo ve baskı işleri bu şube tarafından yapılmaktadır. Aynı zamanda Türkiye'nin en geniş mikrofilm laboratuarı Milli Kütüphane'dedir.

    Kütüphanede günümüzde 820.000 civarında basma kitap, 8.500 dolayında da yazma kitap bulunmaktadır.

    Milli Kütüphane’nin Saraçoğlu Mahallesi’ndeki eskiden kullandığı Milli Kütüphane binası bugün Ankara İl Halk Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.
     
  13. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Müzeleri


    Anadolu Medeniyetleri Müzesi

    [​IMG]Anadolu Medeniyetleri Müzesi Ankara Kalesi’nin dış duvarının güneydoğu kıyısında, yeniden düzenlenmiş Osmanlı dönemi yapısı olan Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’da yanında yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmet dönemi baş vezirlerinden Mahmut Paşa tarafından 1464-1471 yıllarında yaptırıldığı sanılmaktadır.

    Klasik plânlı bedestenin ortasında on kubbe ile örtülü, dikdörtgen şeklindeki mekân, karşılıklı yerleştirilen üstü beşik tonozla örtülü 102 dükkandan meydana gelen bir arasta ile çevrilidir.

    Kurşunlu Han ise, Fatih Sultan Mehmet dönemi baş vezirlerinden Mehmet Paşa’nın İstanbul Üsküdar’daki imaretine vakıf olarak yaptırılmıştır. Orta avlu ve revak ile bunları çeviren iki katlı odalardan oluşan han, tipik Osmanlı mimari özelliği taşımaktadır. Zemin katta 28, birinci katta 30 ocaklı oda yer almaktadır. Kuzey cephede 11, güneyinde 9 ve giriş eyvanı içerisinde de karşılıklı dört dükkan bulunmaktadır.
    Dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, Anadolu’nun arkeolojik eserleri Paleolitik Çağdan başlayarak kronolojik sıra ile sergilenmektedir. Bedestenin yan salonlarında Paleolitik, Neolitik, Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Urartu dönemlerine ait, Karain, Çatalhöyük, Hacılar Can Hasan, Beycesultan, Alacahöyük, Karaz, Mahmatlar, Eskiyapar, Elmalı, Kültepe, Acemhöyük, Boğazköy, Gordion, Pazarlı, Altıntepe, Adilcevaz, Patnos kazılarında ele geçen çeşitli buluntular, Yunan, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler, bedestenin orta salonunda, Hitit İmparatorluk (Alacahöyük) ve Geç Hitit (Malatya, Kargamış, Sakçagözü) kentlerinin giriş kapılarına ait taş kabartmalar sergilenmektedir.Çağlar Boyu Ankara bölümünde ise, Ankara’nın Prehistorik Çağlardan günümüze kadar yerleşim tarihi yansıtılmaktadır.
    Anadolu medeniyetleri Müzesi, 19 Nisan 1997 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde 68 müze arasında birinci seçilmiş ve “Yılın Müzesi” unvanını kazanmıştır.

    Hisarlar caddesi, Atpazarı
    Tel: (0312) 324 31 60-62
    Fax[​IMG]0312) 311 28 39


    Kurtuluş Savaşı Müzesi

    [​IMG]Ankara Ulus Meydanı’nda yer alan Kurtuluş Savaşı Müzesi’nin plânı Vakıflar Genel Müdürlüğü mimarlarından Salim Bey tarafından yapılmıştır.

    Bina, 23 Nisan 1920 ile 15 Ekim 1924 tarihleri arasında Büyük Millet Meclisi olarak kullanılmış, önce 23 Nisan 1961’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi adı ile, 23 Nisan 1981’de de Kurtuluş savaşı Müzesi ismi ile ziyarete açılmıştır.

    Koridorun solunda 1918-1923 tarihleri arasındaki olayları tanıtılmakta, sağ tarafında ise Meclis çalışmaları birinci ve ikinci dönem milletvekillerine ait fotoğraf, yağlı boya tablo, belge ve hatıra eşyalar sergilenmektedir.

    Sivas Kongresi’nde kullanılan masa, Erzurum Kongresi’nde kullanılan mühür, Kurtuluş savaşı’nda kullanılan telefon santrali, bazı savaş araç ve gereçleri ile Gümrü Antlaşması sırasında Kâzım Karabekir Paşa’ya armağan edilen gümüş yemek takımı, Kurtuluş savaşı’nın çeşitli dönemlerine ait fotoğraflar, Cumhuriyetin ilanından sonraki ilk Bakanlar Kurulu üyelerinin fotoğrafları bulunmaktadır. Meclisin 23 Nisan 1920’de toplandığı ve ilk hali ile sergilenen Meclis Toplantı Salonu’nda başkanlık ve divan üyelerinin, arkasında eski yazı ile “Hakimiyet Milletindir” yazısı yer alan kürsüsü vardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma odası ise Reis Odası (Meclis Başkanı) olarak ilk hali ile korunmuştur.

    I.Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası
    Cumhuriyet Caddesi No: 14 Ulus
    Tel : (0312) 310 71 40


    Cumhuriyet Müzesi


    [​IMG]Ulus, Cumhuriyet Caddesinde yer alan Cumhuriyet Müzesi binası, 1923 yılında Mimar Vedat tek tarafından Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli olarak tasarlanan ve inşa edilmiştir. 18 Ekim 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet meclisi olarak hizmete açılmış ve 27 Mayıs 1960 tarihine kadar II.Türkiye Büyük Millet Meclisi binası olarak kullanılmıştır. 1979’da Kültür Bakanlığı’na devredilen yapının ön kısmı 30 Ekim 1980’de Cumhuriyet Müzesi olarak hizmete açılmıştır.

    I.Ulusal Mimarlık akımının örneklerinden olan bu iki katlı yapının içi, iki kat boyunca yükselen ortadaki meclis salonunun üç kenarında yer almaktadır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi süslemelerinin yer aldığı tavanı, taç kapı, kemer, saçaklar ve çinilerin kullanıldığı bina döneminin mimari özelliklerini taşımaktadır.

    Müzede, Cumhuriyet tarihi, Meclis tarihi, Atatürk devrimleri ve ilkeleri fotoğraflarla ve döneme ait objeler eşliğinde sergilenmektedir. Meclis Toplantı Salonu’nda ise Atatürk’ün “Nutuk”unun okunduğu (15-20 Ekim 1927) doğal ortam balmumu heykellerle canlandırılmıştır. Ayrıca II.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye ve III.Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a ait eşya ve fotoğraflar ile Cumhuriyetin ilanından günümüze değin tedavüle çıkan kağıt ve madeni paralar, pullar, hatıra paralar ve madalyalar sergilenmektedir.

    II.Türkiye Büyük Millet meclisi Binası
    Cumhuriyet caddesi No: 22 Ulus
    Tel: (0312) 310 53 61
    Fax: (0312) 311 04 73


    Alagöz Karargâh Müzesi


    Ankara Polatlı, Alagöz Köyü’nde bulunan, Atatürk’ün Sakarya Savaşı’nı idare ettiği Çiftlik evidir. Bina evin sahibi Türkoğlu ailesi tarafından 1965 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir. Anıtkabir Müze Müdürlüğü tarafından düzenlenerek 10 Kasım 1968 tarihinde müze olarak hizmete açılmıştır. Daha sonra 1982’de Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı Anıtkabir Komutanlığı’na devredilmiştir. 1983 yılından bu yana Karargâh Müzesi olarak hizmet vermektedir.


    Anıtkabir Atatürk Müzesi


    [​IMG]Anıt Caddesi, Tandoğan’da bulunan Anıtkabir içerisinde yer almaktadır. Anıtkabir, Prof.Dr.Emin Onat ve Doç.Dr.Orhan Arden’in eseri olup, Türk Mimarlığında II.Ulusal Mimarlık akımı özelliklerini taşımaktadır. 1941 yılında düzenlenen Anıtkabir Serbest Proje Yarışması ile elde edilen projenin yapımına, 9 Ekim 1944 tarihinde başlanmış ve dokuz yılda tamamlanmıştır.

    Anıtkabir, Anıt Bloku ve Barış Parkı olarak iki kısımda yapılmış, Anıt Bloku Aslanlı Yol, Tören meydanı ve Mozole bölümlerinden oluşmaktadır. Barış Parkı’nda ise Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden ve yabancı ülkelerden getirilen fidanlarla 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı ve süs bitkisi bulunmaktadır.

    Anıtkabir yapı topluluğu içerisinde, simetrik olarak yerleştirilmiş on adet kule bulunmaktadır. Bunlar; İstiklal, Hürriyet, Mehmetçik, Zafer, Barış, 23 Nisan, Misak-ı Milli, İnkılap, Cumhuriyet, Müdafa-i Hukuk kuleleridir.

    Anıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılap Kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiş ve 21 Haziran 1960’ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Müzede Atatürk’ün kullandığı eşyalar, kendisine armağan edilen eşyalar ve giysiler teşhir edilmektedir. Müzede ayrıca Atatürk’ün madalya ve nişanları ile manevi çocuklarından Afet İnan’ın, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen’in müzeye armağan ettikleri Atatürk’e ait eşyalar sergilenmektedir.

    Anıt Caddesi, Tandoğan
    Tel: (0312) 231 79 75
    Fax: (0312) 231 53 80


    Devlet Resim ve Heykel Müzesi

    Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu (1888-1982) tarafından Neo-Klasik üslupta 1927 yılında yapılmıştır. Kültür Bakanlığı’na Resim ve Heykel Müzesi olmak üzere 1976 yılında devredilmiştir. Bu arada Arif Hikmet Koyunoğlu’nun gözetiminde Mimar Abdurrahman Hancı’nın projesine göre müze olarak düzenlenmiş ve restore edilmiştir.

    Müze, Türk resim sanatı eserlerini oluşturan koleksiyonlardan meydana gelmiştir. Başlangıçta kamu kurum ve kuruluşlarındaki eski resimler toplanmış, ardından Devlet Resim ve Heykel sergilerinde ödül kazanmış yapıtlar, resimler ve heykeller müze koleksiyonlarına katılmıştır.

    Müzede üç güzel sanatlar galerisi, resim heykel ve seramik atölyeleri ile bir de restorasyon atölyesi bulunmaktadır. Eserler altı salonda teşhir edilmektedir. Ayrıca uzmanlık alanında kitapları oluşturan kütüphane, Şark salonu, tiyatro-konser salonu, kafeterya, depolar ve yönetim birimi müze kapsamındadır.

    Müzedeki galerilerde her yıl ulusal ve uluslar arası düzeyde sergiler açılmaktadır. Bunların başında Asya-Avrupa Bienali Sergisi, Uluslar arası Sedat Simavi Karikatür Yarışması Sergisi, Kültür Bakanlığı’nın diğer devletlerin kültürel anlaşması ile açılan yabancı sanatçı sergileri de müzenin çalışma kapsamı içerisindedir. Bunun yanı sıra müze atölyelerinde halka yönelik kurslar düzenlenmekte, Ankara Devlet Opera ve Balesi burada her hafta gösteri düzenlemekte, Kültür Bakanlığı’nın özel sanat toplulukları, konserleri, film ve halk dansları gösterileri ile konferanslar düzenlenmektedir.


    Opera Karşısı, Talat Paşa Bulvarı, Ulus
    Tel: (0312) 310 20 94- 310 20 95


    Şefik Bursalı Evi


    Cumhuriyet dönemi Türk resim sanatının öncülerinden Şefik Bursalı’nın (1903-1990) Ankara’da yaşamış olduğu ev Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılmış ve müzeye dönüştürülmüştür. Müzede Şefik Bursalı’nın yapmış olduğu eserlerden örnekler, kişisel eşyaları, fotoğrafları ve çeşitli anılarını içeren belgeler sergilenmektedir.

    Ahmet Mithat Efendi Sokak No.36/3 Çankaya


    Ankara Etnoğrafya Müzesi


    [​IMG]Ankara Talat Paşa Bulvarı ile Atatürk Bulvarı’nın birleştiği noktada yer alan Etnoğrafya Müzesi Türkiye’nin Cumhuriyet döneminde kurulan ilk müzelerinden birisidir. Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927’de ziyarete açılan müzede başlangıçta 1924 ve 1925 yıllarında Türkiye genelinde toplanan eserler sergilenmektedir.

    Etnoğrafya Müzesi’nin yapımına 1925 yılında milli müze kurma düşüncesi ile başlanmış, iki yılda inşaat tamamlanmıştır. Müzenin girişindeki büyük salon Şeref Holü’dür. Atatürk’ün ölümünden sonra naşı 1953 yılında Anıtkabir’e nakledilinceye kadar burada gömülmüştür. Büyük bir mermer levha üzerindeki yazıt da bunu belirtmektedir.

    Müze bölümlerinde Selçuklular döneminden başlayarak folklora kadar her çeşit Türk eseri koleksiyonlar halinde sergilenmektedir. Çeşitli yöresel giysiler, süs takılar, başlıklar, nakış işlemeleri ile Türk folklorunun bir bölümü burada sergilenmektedir. Ayrıca Uşak, Gördes, Bergama, Kula, Milas, Ladik, Karaman, Niğde, Kırşehir yörelerine ait halı ve kilimler müzenin dokuma bölümünü meydana getirmektedir. Bunların yanı sıra XV.yüzyıldan başlayarak günümüze kadar uzanan Türk maden sanatı eserleri de ayrı bir bölümdedir. Burada Memluklu kazanları, Osmanlı şerbet kazanları, güğümler, leğenler, siniler, kahve tepsileri, sahanlar, taslar, mum makasları, gülaptanlar koleksiyonlar halinde bir araya getirilmiştir. Osmanlı döneminde kullanılan yay ve oklardan, çakmaklı tabancalardan, tüfeklerden, kılıçlardan ve yatağanlardan oluşan Silah Seksiyonu da kronolojik olarak sergilenmiştir.

    Müzenin bir diğer önemli bölümü de Ankara başta olmak üzere Anadolu’nun bir çok yerinden getirilen ahşap eserlerdir. Burada Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde uygulanmış oyma, kazıma, kündekâri, kakma tekniğindeki ahşap eserler; özellikle ahşap minber, mihrap, kapı, rahle, pencere ve dolap kapları, cüz muhafazaları bulunmaktadır. Bunların arasında Selçuklu Sultanı II.Keyhüsrev’in tahtı (XII.yüzyıl), Ahi Şerafettin’in sandukası (XIV.yüzyıl), Ürgüp Damsa Köyü’ndeki Taşkın Paşa Camisinin mihrabı (XII.yüzyıl), Siirt Ulu Cami Minberi (XII.yüzyıl), Merzifon Çelebi Sultan Medresesi kapısı (XV.yüzyıl) en ilginç ahşap eserlerdir. Bunların yanı sıra müzede, cam eserler, eski yazmalar, antika mobilyalar, Türk evi odaları, işlemeli tavanlar, ocaklar, dolaplar da sergilenmektedir.


    Talat Paşa Bulvarı
    Tel: (0312) 311 30 07


    Tabiat Tarihi Müzesi


    [​IMG]Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) yönetimindeki müze 7 Şubat 1968 tarihinde açılmıştır.

    Müzede Maden tetkik Arama Enstitüsünün yapmış olduğu jeolojik, minerolojik ve paleontolojik araştırma ve çalışmalara yer verilmiştir. Ayrıca yer bilim fakültelerinin yapmış olduğu bilimsel ve teknik araştırmalar, materyaller müzede bulunmaktadır.

    Müzedeki başlıca eserler arasında Fransa Tabiat Tarihi Müzesi’nin armağanı, 15 milyon yıl önce Fransa’da yaşamış ilk fil örneği olan Trilophodon angustidesin fosil iskelet kalıbı, Ankara civarında 193 milyon yıl önce yaşamış 1,5 m. çapındaki dev mürekkep balığı fosili, 25 bin yıl önce batı Anadolu’da yaşamış insanların ayak izleri fosilleri, Türkiye’de bulunan değerli ve az değerli taş örnekleri, Sivas-Yıldızeli’ne düşen meteorit parçası ve Ay’dan getirilen aytaşı bulunmaktadır. Müze, üniversiteler ve yer bilimleri ile ilgili tüm kuruluşların bilimsel ve teknik çalışmalarına, ortaöğretim kurumlarına, teknik ve bilimsel materyal temin edilmesinde yardımcı olmaktadır.


    Eskişehir Yolu Balgat
    Tel: (0312) 287 34 30-287 10 25-287 10 29


    Gordion Müzesi


    [​IMG]Ankara Polatlı’daki Yassıhöyük Köyü’nün yanında, 1963 yılında kurulmuştur.

    Müzede Eski Tunç, Hitit, ithal Yunan seramikleri, Helenistik ve Roma dönemi eserleri koleksiyonları yer almaktadır. Ayrıca Gordion’da ele geçirilen mühür ve sikke koleksiyonları da bu müzede sergilenmektedir. Kayabaşı Köyü temel kazısında ortaya çıkarılan Roma dönemine ait mozaik ile bir Galat mezarı müze bahçesinde sergilenmektedir.

    Son yıllardaki ziyaretçi artışından ötürü müzeye yeni depo binası, ek teşhir salonu, laboratuar, görüntü ve bilgilendirme salonu ile yeni açık hava teşhir salonu eklenmiştir.


    Yassıhöyük Köyü, Polatlı
    Tel: (0312) 638 22 73


    Eğit-Der Eğitim Müzesi


    Eğit-Der Eğitim Müzesi, 17 Nisan 1995 tarihinde, eğitimle ilgili düşünce ürünlerini, belgelerini derlemek, kalıcılığını sağlamak, bütün bunları öğrencilerin, eğitimcilerin, araştırmacıların ve bilim adamlarının görüşlerine sunmak amacı ile hizmete açılmıştır. Bir diğer amacı da eğitimle ilgili yapıt ve nesnelerin korunması ve değerlendirilmesi alışkanlığının kazandırılmasına yardımcı olmaktır.

    Müzede çeşitli eğitim araçlarının yanı sıra, Osmanlı döneminden günümüze kadar yazılmış Osmanlıca ve Türkçe kitap, dergi, gazete, atlas ve öğretmen örgütlenmesi ile ilgili olan çeşitli basılı malzemeler sergilenmektedir. Ayrıca Mehmet Yiğit, Cahit Külebi, Rauf İnan, Hüsnü Cırıltı, Mahmut Makal, Talip Apaydın gibi iz bırakan eğitimcilerin kendi görüntüleri ve ses kayıtlarının yanı sıra Türkiye’nin bugünkü eğitim durumu, geleceğe ait önerileri içeren video kayıtları, 1940’lı yıllarda Köy Enstitüleri’ndeki koro bantları ve taş plak, eğitimci ve öğrenci etkinliklerini gösteren fotoğraflar sergilenmektedir.

    Sokollu Mehmet paşa Cad. 105/3 Dikmen
    Tel: (0312) 480 75 64


    Oyuncak Müzesi


    Oyuncak Müzesi, 20 Nisan 1920’de kaybolmakta olan oyuncakları korumak amacı ile açılmıştır. Müze aynı zamanda araştırma ve eğitim merkezi olarak da hizmet vermekte, oyuncağın ülkemizdeki tarihsel gelişimini, oyuncaklar aracılığı ile sanayi, kültür ve eğitim tarihi araştırmaları yapılmaktadır. Bunların yanı sıra geleneksel, fabrikasyon, yabancı oyuncak ve antik oyuncaklar olarak sınıflandırılmış bin beş yüzün üzerinde oyuncak bulunmaktadır.

    Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Cebeci
    Tel: (0312) 363 33 50


    Atatürk Orman Çiftliği Atatürk Evi ve Müzesi

    Atatürk Orman Çiftliği’nde, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği evin bir benzeri yapılmış, 10 Kasım 1981’de de müze olarak ziyarete açılmıştır.

    Atatürk Evi üç katlı olup, zemin katında kiler, mutfak, hizmetçi odası ve sofa; birinci katta geniş bir sofanın çevresinde annesi Zübeyde Hanım’ın odası, bir misafir odası ve mutfak; ikinci katta da yine geniş bir sofanın çevresinde Atatürk’ün çalışma odası, yatak odası ve banyosu ile bir de balkonu bulunmaktadır. Evin bu katındaki müze odasında Atatürk’ün yaşamından alınmış fotoğraflar, vesikalar, belgeler ile kullandığı bazı eşyalar sergilenmektedir.

    Atatürk Orman Çiftliği, Gazi Mahallesi
    Tel: (0312) 211 01 70-285 01 71


    Hava Müzesi (Etimesgut)


    Türkiye Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olan Hava Müzesi, havacılık tarihinin tanıtılması amacı ile kurulmuştur. Müzede Türk ve dünya havacılığı ile ilgili gelişmeler kronolojik olarak belgeler, maketler ve fotoğraflar ile sergilenmiştir. Ayrıca ilk uçaklar da bu müzede yer almaktadır. Cumhuriyet dönemi pilot giysileri, uçuş ekipmanları da sergilenmektedir. Müzede, Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’e ait özel bir köşe de bulunmaktadır.

    Müze 18 Eylül 1998 tarihinde açılmıştır.

    Etimesgut
    Tel: (0312) 244 85 50-4059
    Fax. (0312) 245 07 57


    Mehmet Akif Ersoy Evi


    [​IMG]Hacettepe Üniversitesi Merkez kampusu içerisindedir. I.Türkiye Büyük Millet Meclisi Mebusu iken Mehmet Akif Ersoy’a tahsis edilen bu ev, 30 Ekim 1949 tarihinde Şehir meclisi kararı ile “Mehmet Akif Ersoy Evi” adı altında müze olarak hizmete açılmıştır.

    İki katlı ahşap bir Ankara evi olan bina, yüksek avlu duvarları ile çevrilidir. Ortasında kalem işleri ile süslü altıgen göbekli yöresel Ankara tavanı binanın en güzel ve gösterişli yeridir.Müzede Mehmet Akif Ersoy’a ait gözlük, tespih, cep saati, tüfek ve şairin yüz kalıbı ile çeşitli fotoğraflar bulunmaktadır.

    Hacettepe Üniversitesi Merkez Kampüsü, Sıhhıye
    Tel : (0312) 311 29 52




    Meteoroloji Müzesi


    Sanatoryum Caddesi’nde bulunan müze, Kurtuluş Savaşı sırasında Genel Kurmay Başkanlığı olarak kullanılan tarihi bir binada yer almaktadır. Müze iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, Atatürk’ün kaldığı ve Kurtuluş Savaşı’nda askeri plânları hazırladığı “Atatürk Odası”, ikinci bölümde ise meteorolojik parametrelerin ölçümünde kullanılan alet ve cihazlar sergilenmektedir.

    Müze, meteorolojik alet ve cihazların zaman içerisinde teknolojik gelişmeye paralel olarak değişimini yansıtan bir biçimde düzenlenmiştir. Ayrıca eski Türkçe ile kayıtları yapılan rasatlar da bu müzede sergilenmektedir.

    Sanatoryum caddesi, Kalaba
    Tel: (312) 302 24 19-22


    Milli Mücadelede Atatürk Konutu ve Vagonu


    Eski adı ile Direksiyon Binası olarak bilinen yapı, Anadolu-Bağdat demiryolunun yapımı sırasında, 1890 yılında Almanlar tarafından yapılmıştır. 24 Aralık 1964’te, Atatürk’ün anısını yaşatmak amacı ile müze olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır.

    Özgün kilit kemerli, köşeleri taş dekorlu ve ahşap çatı saçaklı taş bina, iki katlıdır. Müzenin ikinci katında Atatürk’ün kabul odası, çalışma odası, yatak odası ve banyosu bulunmaktadır. Atatürk’e ait özel eşyalarla o günün özelliklerini taşıyan mobilyalar olduğu gibi korunmaktadır.

    Binanın alt katı Demiryolları Müzesi olarak düzenlenmiş olup beş bölümden oluşmaktadır. Bu müzede , 1856 yılından günümüze, demiryolları ile ilgili belgeler, hatıra madalyaları, o dönemde kullanılan makaslar, ray örnekleri, yemekli ve yataklı vagonlarda kullanılmış olan gümüş servis takımları gibi eşyalar sergilenmektedir. Ayrıca Osmanlı döneminde kullanılan mühür, diploma, kimlik kartları, biletler, TCDD’nin tren işletmeciliğinde kullandığı lokomotif plâkaları, haberleşmelerde kullanılan telefon ve telgraf makineleri sergilenmektedir.

    Alman Demiryolları İdaresi tarafından TCDD ilk Genel Müdürü Behiç Erkin’e armağan edilen buharlı lokomotif maketi, Sultan Abdülaziz’e İngiliz hükümeti tarafından armağan edilen altın kaplama minyatür vagon, Sultanın özel vagonunda kullandığı sedef kakmalı çalışma masası, duvar saatleri ve 1925 yılında Atatürk’ün Samsun-Çarşamba demiryolu hattının temel atma töreninde kullandığı kazma, kürek müzenin en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Atatürk’ün 1935-1938 yılları arasında yurt gezilerinde kullandığı özel vagonu da müzenin yanında raylar üzerinde sergilenmektedir.

    TCDD Genel Müdürlüğü Binası, Gar
    Tel: (0312) 309 05 15/4084


    Pembe Köşk Müzesi


    Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Çankaya’da, 1924’te satın aldığı ve Pembe Köşk olarak bilinen bağ evi, İnönü Vakfı tarafından Müze-Ev olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır.

    Atatürk’ün başkanlığında birçok toplantıya ev sahipliği yapan, ilk konserler, ilk sergiler, ilk ilmi toplantılar, satranç ve bilardo, ata binme, engel atlama yarışmaları, Ankara’nın iklimine uygun çiçek ve ağaç yetiştirme denemelerinin yapıldığı Pembe Köşk, İsmet İnönü’nün hayatının çeşitli dönemlerini yansıtan eserlerle Müze-Ev olarak düzenlenmiştir.

    Kurtuluş Savaşı dönemini yansıtan birinci salonda, İsmet İnönü’nün savaşlarda kazandığı madalyalar, Atatürk ve diğer arkadaşları ile savaşlarda çekilmiş fotoğrafları sergilenmektedir. İsmet İnönü’nün eşi Mevhibe Hanım’ın konuklarını kabul ettiği ikinci salonda ise Atatürk’ün İsmet Paşa’ya imzaladığı bir portresi, çeşitli aile tablo ve fotoğrafları, Namık İsmail ve Şevket Dağ’ın iki tablosu ile Rus ve Alman ressamların peyzajları yer almaktadır.

    Atatürk’ün isteği üzerine 22 Şubat 1927’de Ankara’nın ilk balosunun verildiği salondaki vitrinlerde İsmet İnönü’nün bilardo masası, binici kıyafetleri, kamçıları, çizme eğerleri ile Mevhibe Hanım’ın 1916’dan itibaren giydiği elbiseler, çocuklarının beşik ve bebeklik eşyaları ile oyuncakları yer almaktadır.

    Şehit Ersan Caddesi No:14, Çankaya
    Tel: (0312) 428 18 41-427 15 26


    Orta Doğu Teknik Üniversitesi Müzesi


    Orta Doğu teknik Üniversitesi kampusünde 1969 yılında açılmıştır. Bu müzede, 1964-1966 yıllarında Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yerleşkesi içerisinde yapılan Yalıncak ve Koçumbeli kazıları ile 1967-1968 yıllarında Orta Doğu teknik Üniversitesi tarafından yürütülen Ankara Ovası Frig tümülüsleri kazılarında ele geçen eserler sergilenmektedir.

    Müzenin giriş katında sergi salonu, ofisler, depo ve servis mekânları bulunmaktadır. Sergi salonunda ODTÜ Müze ve Arkeoloji Araştırma Merkezi’nin kazı çalışmaları tanıtılmaktadır. Ayrıca burada etnografik eserlerden oluşan küçük bir koleksiyon da bulunmaktadır. MÖ.VII.yüzyıldan günümüze kadar gelen sürekli yerleşimi sergileyen Yalıncak buluntuları yer almaktadır. Bu eserlerden en ilginci Roma dönemine tarihlenen üst kısmı bronz çift başlı aslan biçimli anahtardır.

    Müzenin birinci katında, Frig tümülüsleri kazı buluntuları ile, Frig mezar yapım tekniği ve ölü gömme geleneği canlı bir biçimde anlatılmaktadır. Müzede sergilenen en zengin koleksiyon ise Frig metal işçiliğini en iyi şekilde ortaya koyan kap, kacak ve kazanlardır.

    ODTÜ Kampusü, Eskişehir Yolu
    Tel: (0312) 210 22 09 / 210 42 31-32


    T.C. Ziraat Bankası Müzesi


    [​IMG]Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi yapılarından olan T.C.Ziraat Bankası Genel Müdürlük binası, İtalyan Mimar Guiliano Mongeri tarafından 1926-1929 yıllarında yapılmıştır. Bina, bankanın 118. kuruluş yıldönümünde, 20 Kasım 1981’de müze olarak düzenlenerek hizmete açılmış olup, Türkiye’nin ilk banka müzesidir.

    T.C.Ziraat Bankası Müzesi koleksiyonları arasında; Mithat paşa’nın Memleket sandıkları’nın kurulması için sadaret Makamı’na yazdığı mektuplar, Memleket sandıkları’ndan Ziraat Bankası’na geçiş Nizamnamesi, Emniyet Sandığı’nın kuruluşunda yazılan mektup ve belgelerle Şûra Devlet Reisi Mithat Paşa’ya ait 1.No.lu hesap sayfası bulunmaktadır. 1863-1867 yıllarında açılan Şarköy ve Tavas Memleket sandıkları’nda kullanılmış standart ölçü ve şekle göre yapılmış bölmeli sandıklar, 1889 yılında Sivrihisar Sandığı’nın açılışından itibaren kullanılan mıhlı para kasası ve Bergama Şubesi’nden gelen demir kasa da bu müzede teşhir edilmektedir. Ayrıca tarihi değer taşıyan teftiş defterleri, imza sirküleri, bugünkü fotokopinin yerini tutan haberleşme kopya defterleri, tasarruf ve tevdiat hesabı cüzdan örnekleri, makbuzlar ve fiş dip koçanları gibi örnekler sergilenmektedir.

    Bunların yanı sıra müzede, banka binası için 1928’de özel olarak yapılan İbrahim Çallı’nın “Harman” ve Namık İsmail’in “Gazi Mustafa Kemal Çiftçiler Arasında” isimli yağlıboya tabloları yer almaktadır.

    T.C.Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binası Şeref Salonu Ulus
    Tel: (0312) 229 68 41


    Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Müzesi

    Cumhuriyet döneminde çocuklara ve ailelere bakım, eğitim, sağlık ve kültür hizmetleri sunan ilk kurum olan Çocuk Esirgeme Kurumu (Himaye-i Etfal Cemiyeti), Kurtuluş savaşı’nda öksüz ve yetim kalan çocukların korunması, bakımının sağlanması, eğitilmesi ve yetiştirilmesi amacıyla 30 Haziran 1921’de Atatürk’ün önderliğinde kurulmuştur.

    Çocuk esirgeme Kurumu’na ait tarihsel doküman ve malzemenin sergilendiği müze, özellikle çocuklara, gençlere Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze değin süren gelişmeleri sunmak amacı ile kurulmuştur. Ayrıca müzenin bir bölümü çocuklara yönelik bir kütüphane ve kültür merkezi olarak hizmet vermektedir.

    İstiklal Mahallesi Çocuk Sarayı Mevkii, Altındağ


    TCDD Müzesi ve Sanat Galerisi


    Ankara Gaz kompleksi içerisinde “Ankara Oteli” adı ile 1924 yılında yapılan, ancak demiryolu idari binası olarak kullanılan iki katlı taş bina, 1990 yılında restore edilmiş ve giriş katı Sanat galerisi, ikinci katı da Demiryolları Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

    Sanat Galerisi’nde belirli aralıklarla ulusal ve uluslar arası çeşitli sergiler düzenlenmektedir. Geniş sofaya açılan yüksek tavanlı büyük salon ile sekiz farklı büyüklükte odadan oluşan müzede ise; geçen yüzyıldan günümüze değin trenin serüveni grafik illüstrasyonlarla gösterilmekte, demiryollarında kullanılan her tür teknik ve etnolojik malzeme de tarihi gelişimi içerisinde sergilenmektedir. Müzede sergilenen semaverler, pirinç yazı takımları, ahşap sedefli mobilyalar, biletler, sağlık malzemeleri, yol ölçüm aletleri, madalyalar, şiltler ve özgün buharlı lokomotif plakaları T.C.D.D bünyesinden temin edilmiştir.

    TCDD Gar Alanı
    Tel: (0312) 309 05 15/4094


    TRT Müzesi


    TRT Müzesi, 22 Ağustos 1994’te Türkiye’de radyo ve televizyon yayıncılığının öncüsü olan TRT her türlü belge, görsel, işitsel materyali bir araya toplamış ve ulusal yayıncılığımızın geçmişini belge ve kanıtlarla gelecek kuşaklara tanıtmak amacı ile açılmıştır.

    Müzede Ankara, İstanbul ve İzmir Radyolarında kullanılmış olan ses teçhizatı ile “Radyo ve Gösterim Stüdyoları” oluşturulmuş, ayrıca iki renkli televizyon yayınlarında kullanılan cihazlardan da bir “Televizyon Stüdyosu” kurulmuş ve halkın ziyaretine açılmıştır.

    TRT Oran Sitesi, Oran Yolu
    Tel : (0312) 490 43 00
     
  14. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara I.TBMM Binası


    [​IMG]Ulus Meydanı’nda, Cumhuriyet heykeli karşısında köşede bulunmaktadır. İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübü için 1915 yılında yapımına başlanmış, 1920 yılına kadar binanın üstü açık olarak kalmıştır.

    Cumhuriyetin kuruluş yıllarında üzeri kiremitle örtülmüş, 23 Nisan 1920’de ilk kez TBMM bu binada çalışmalarına başlamıştır. 15 Ekim 1925’e kadar 5,5 yıl Meclis binası olarak kullanılmıştır. 5 Kasım 1925’te Atatürk’ün bir nutku ile Ankara Hukuk Fakültesi ilk defa burada açılmıştır. Uzun yıllar Hukuk Fakültesi olarak bu binadan yararlanılmış, ardından Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi olarak 1952 yılına kadar kullanılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin buradan ayrılmasından sonra dokuz yıl terkedilmiş, bina Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne devredilerek 23 Nisan 1961’de Meclis Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

    Bina Ankara taşından iki katlı olarak yapılmıştır. Üzeri geniş saçaklı bir çatı ile örtülmüştür. Yer yer çıkıntılı dikdörtgen planlı olup, içerisi Neo-Klasik üslupta pencerelerle aydınlatılmıştır. İçerisinde geniş bir toplantı odası, bunun çevresinde ve ikinci katta değişik ölçüde odalar bulunmaktadır.
     
  15. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Bedestenleri

    Mahmutpaşa Bedesteni

    [​IMG]Mahmutpaşa Bedesteni, Ankara kalesi’nin eteğinde eğimli bir arazide Sadrazam Mahmutpaşa (1464-1471) tarafından bitişiğindeki Kurşunlu han (Mahmutpaşa Kervansarayı) ile birlikte yapılmıştır. Bedestenin etrafındaki 102 dükkandan oluşan arastası ile birlikte XV.yüzyılda yapılmış büyük bir ticaret merkezidir.

    Dikdörtgen plânlı bedestenin ortasında tek sıra halinde dizilmiş dört büyük ayak ile üzerini örten on kubbeyi taşımaktadır. Duvarlarında moloz taş ve kesme taş birlikte kullanılmış, kemer ve tonozlar tuğladan dıştan derzli, içten de sıvalı bir mimari yapı özelliği göstermektedir. Bedestenin duvarları oldukça yüksek olup, yanındaki arastanın yüksekliği bu duvarların yarısına kadar erişebilmektedir.

    Arastanın güney cephesi boyunca uzanan alt katı meyilli bir arazi üzerinde olduğundan iç ve dışta merdivenler bulunmaktadır. Arastanın köşesindeki kapı Kurşunlu Han, Arasta ve Bedesten ile olan bağlantıyı sağlamaktadır. Bedestenin batı cephesinin ortasında yüksek, sivri kemerli bir kapısı bulunmaktadır. Beyaz taştan yapılmış olan bu kapının yerine, kuzey cepheye renkli taşlardan basık kemerli bir kapı daha geç dönemlerde yapılmıştır.

    Arasta’nın güneyindeki bodrumun üzeri kesme taş kaplıdır. Batıdaki ana girişin dışında ortada iki küçük kapısı daha bulunmaktadır. Üzeri beşik tonozlarla örtülü olup, iç mekân dokuz büyük, dokuz da küçük pencere ile aydınlatılmıştır. Ayrıca dış cephelerdeki sağır kemerler cepheye hareketlilik kazandırmıştır.

    Bedestenin duvarlarında yuvarlak kemerli pencereler sıralanmıştır. Üst örtüsü Arasta ile birlikte kurşun kaplıdır. Bedesteni örten on kubbeden ortadaki ikisi sekiz dilimli olup, kubbe geçişi Türk üçgenleri ile, diğer ikisi pandantifle sağlanmıştır. Burada kubbeyi taşıyan kemerler demir gergilerle kuvvetlendirilmiştir.

    Mahmut Paşa’nın vakfiyesinden öğrenildiğine göre, bedesten ve hanın geliri İstanbul’daki Mahmutpaşa Camisi’ne vakfedilmiştir.

    Bedesten Kurşunlu Han ile birlikte 1881 yılında bir yangın geçirmiş, Ankara belediyesi’nin düzenlediği 1901 tarihli onarım keşfi uygulanamamıştır. Cumhuriyet döneminde, 1933 yılında Bedesten Kurşunlu han ile birlikte onarılmış ve Ankara Arkeoloji Müzesi (Anadolu Medeniyetleri Müzesi) olarak kullanılacağından içerisinde birçok değişiklik yapılmıştır.
     
  16. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Kervansarayları


    Mahmutpaşa Kervansarayı (Kurşunlu Han)
    [​IMG]Mahmutpaşa Kervansarayı Sadrazam Mahmut Paşa (1464-1471) tarafından, Mahmutpaşa Bedesteni ile birlikte yapılmıştır. Kervansarayın kitabesi bulunmadığından kesinlik kazanamamakla beraber XV.yüzyılın ikinci yarısının başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Ankara Kalesi eteklerinde, doğu-batı yönünde uzanan Han iki katlı dikdörtgen plânlı bir yapıdır. Arazi konumundan ötürü kervansarayın güneybatı köşesine L plânlı bir bodrum eklenmiştir. Yapımında moloz taş kullanılmış, yalnızca giriş cephesi ile avludaki revaklarda tuğla hatıllar ve kaba taşlar alternatif olarak sıralanmıştır.

    Kervansarayın içerisine basık kemerli geniş bir kapı ile girilir. Buradaki avlunun köşelerdekilerden başka kuzey ve batısında beşer ayak güney ve doğusunda da dörder ayak olmak üzere toplam yirmi ayak kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Bunlar üst örtüyü meydana getiren küçük kubbecikleri taşımaktadır. Kervansarayın alt katında, doğu yönünde dokuz dükkan bulunmakta olup, batısı Bedesten duvarı ile kapatılmıştır. Üst katlarda güney ve batı cephelerinde odalar sıralanmıştır. Kuzeye bakan giriş cephesi önünde yuvarlak kemerli beşik tonozlu on bir dükkan sıralanmıştır. Giriş katında 28, üst katında da beşik tonoz örtülü 30 oda bulunmaktadır. Bu odaların dışa açılan bir penceresi, ocakları ve ocağın iki yanında da birer niş bulunmaktadır. Dışa penceresi olmayan odalarda ise aydınlanma, kapının yanındaki avluya açılan pencerelerle yapılmaktadır. Bu odaların önündeki revaklar yuvarlak kemerli olup, avluya açılmaktadırlar. Üst kata revakların içerisinden taş bir merdivenle çıkılırdı.

    Mahmutpaşa Kervansarayı bedestenle birlikte restore edilmiş, günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin bir bölümünü oluşturmaktadır.
     
  17. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Hanları

    Kurşunlu Han (Mahmutpaşa Kervansarayı)

    Kurşunlu Han (Mahmutpaşa Kervansarayı) Sadrazam Mahmut Paşa (1464-1471) tarafından, Mahmutpaşa Bedesteni ile birlikte yapılmıştır. Hanın kitabesi bulunmadığından kesinlik kazanamamakla beraber XV.yüzyılın ikinci yarısının başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Ankara Kalesi eteklerinde, doğu-batı yönünde uzanan Han iki katlı dikdörtgen plânlı bir yapıdır. Arazi konumundan ötürü hanın güneybatı köşesine L plânlı bir bodrum eklenmiştir. Yapımında moloz taş kullanılmış, yalnızca giriş cephesi ile avludaki revaklarda tuğla hatıllar ve kaba taşlar alternatif olarak sıralanmıştır.

    Hanın içerisine basık kemerli geniş bir kapı ile girilir. Buradaki avlunun köşelerdekilerden başka kuzey ve batısında beşer ayak güney ve doğusunda da dörder ayak olmak üzere toplam yirmi ayak kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Bunlar üst örtüyü meydana getiren küçük kubbecikleri taşımaktadır. Hanın alt katında, doğu yönünde dokuz dükkan bulunmakta olup, batısı Bedesten duvarı ile kapatılmıştır. Üst katlarda güney ve batı cephelerinde odalar sıralanmıştır. Kuzeye bakan giriş cephesi önünde yuvarlak kemerli beşik tonozlu on bir dükkan sıralanmıştır. Giriş katında 28, üst katında da beşik tonoz örtülü 30 oda bulunmaktadır. Bu odaların dışa açılan bir penceresi, ocakları ve ocağın iki yanında da birer niş bulunmaktadır. Dışa penceresi olmayan odalarda ise aydınlanma, kapının yanındaki avluya açılan pencerelerle yapılmaktadır. Bu odaların önündeki revaklar yuvarlak kemerli olup, avluya açılmaktadırlar. Üst kata revakların içerisinden taş bir merdivenle çıkılırdı.

    Kurşunlu Han (Mahmutpaşa Kervansarayı) bedestenle birlikte restore edilmiş, günümüzde Anadolu medeniyetleri Müzesi’nin bir bölümünü oluşturmaktadır.


    Sulu Han (Hasanpaşa Hanı)


    Hacı Doğan Mahallesi’nde, Suluhan Sokağı’nda bulunmaktadır. Sultan II.Beyazıt dönemi Beylerbeylerinden Hasan Paşa tarafından Akşehir’deki imaretine gelir getirmek üzere 63 odalı Sulu Hanı, Çifte Hamamı ve dükkanları 1511’de vakıf olarak yaptırılmıştır. Daha sonra Rumeli Kazaskeri Ankaralı Mehmet Emin Efendi tarafından satın alınan Sulu Han 1685 yılında yeniden yaptırılmıştır.

    Sulu Han, iki katlı iki avlulu ve yanında arastası olan bir handır. Çeşitli zamanlarda onarılmış, genişletilmiş, büyük bir bölümü yıkılmış, yakın zamanda da yeniden yapılırcasına onarılmıştır. Moloz taş ve tuğla karışımı bir yapı olan hanın kuzey yönündeki asıl giriş kapısı Posta Caddesi’nin açılışı sırasında kapatılmıştır. Bu cephede onarım sırasında yapılmış dükkanlardan birisinden içeriye girilmektedir.

    Günümüzde hanın güney ve batı cepheleri muhdes (sonradan yapılmış ek dükkanlar) dükkanlardan arındırılmıştır. Bu cephelerde alt katlar dışa kapalı olup, batı cephesindeki sıralanmış odalara birer pencere açılmıştır. Dış görünümünde derzli duvarlar iki sıra halinde kirpi saçakla tamamlanmaktadır. Hanın kuzey kısmının avlusunda kare planlı dört ayağın taşıdığı bir köşk mescit, diğer avluda da küçük bir hamam ve onun dışında da arastası bulunmaktadır. Hanın kuzey cephesinde tonozla örtülü iki katlı dükkanlar bulunmakta olup, kuzeyde, alt katta on bir adet dükkan yer almaktadır. Üst kattaki dükkanların özellikleri ve mimari durumları yıkılmış olduğundan tam olarak anlaşılamamaktadır.

    Hanın kuzey yönündeki kare plânlı avlusundaki yirmi paye ikinci katın revaklarını taşımaktadır. Sivri kemerlerle birbirlerine bağlanan tuğla kemerlerde bir sıra kesme taş, üç sıra da tuğla kullanılmış ve cepheler kirpi saçakla sona erdirilmiştir. Alt ve üst katlardaki 29 oda buradaki avluya açılmaktadır.

    Hanın batı cephesi boyunda, kapıdan kuzeye doğru uzanan dikdörtgen planlı arasta tek katlıdır. Güneyden girilen arastanın beşik tonozlu koridorunun iki yanına sıralanmış eyvanlar bulunmaktadır. Arastanın taşıyıcı ayakları duvarlara sivri kemerlerle bağlanmış, tuğla ve kesme taş kullanılmıştır.

    Osmanlı döneminde kahve ve iplik ticareti yapılan Sulu Han 1929 yılındaki Bölükpazarı yangınından sonra tahrip olmuş, bazı bölümleri yıkılmış ve sebze hali olarak kullanılmıştır. Yalnızca dış duvarları ayakta kalan han, 1971-1984 yıllarında onarılmıştır.


    Çengel Han

    Atpazarı Meydanı’nda hanlar bölgesinde bulunan ve günümüze oldukça iyi bir durumda gelen Çengel Han, Rüstem Paşa tarafından 1537 yılında yaptırılmıştır. Sülüs yazılı Türkçe kitabesinde şu satırlar yer almaktadır:
    “Tamam oldu çün binası bu hanın sarayıdır hakikat kârbanın
    Tamam olduğunu görüp didi dil “Melih’il-hayr tarihin bu hanın”

    Çebgel Han açık avlulu, dikdörtgen planlı iki katlı bir yapıdır. Yapımında kaba yontma taş ile tuğla kullanılmıştır. Eğimli bir arazide yer almasından ötürü doğu köşesinden içerisine girilen hanın kuzeydoğudaki giriş cephesinde tek katlı, beşik tonozlu, eyvanlı dükkanlar sıralanmıştır. Girişin sağında sekiz, solunda da iki dükkan yer almaktadır. Giriş çukurda kaldığından buradaki cephe iki katlıdır. Girişin üstü mescit olup, dışarıya doğru çıkıntı yapmaktadır. Hanın güneybatı cephesi ise, arazi eğiminden ötürü üç katlıdır. Buradaki borcum katı depo ve ahır olarak kullanılmaktadır.

    Hanın dikdörtgen avlusunda iki katlı bir revak,bunun ardında revaklara açılan 18 oda bulunmaktadır. Hanın üst katında yer alan 28 odanın her birisi revağa bir kapı ve bir pencere ile açılmaktadır. İç kısımlarında nişler, ocaklar bulunmaktadır.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetinde bulunan Çengel Han’da zaman süreci içerisinde bazı değişiklikler olmuş, revakların avluya bakan alt ve üst katları kapatılmış ve bir kısmı da çökmüştür.


    Nasuh Paşa Hanı (Sulu Han) (Beypazarı)

    XVI.yüzyıl başında sadrazamlık yapmış olan Nasuh Paşa tarafından vakfiyesine göre 1613 de yaptırılmıştır. Nasuh Paşa’nın bu handan başka Nallıhan’da, Ankara-Göynük yolu üzerinde iki han daha yaptırmıştır. Hanın kapısı üzerindeki kitabeye göre l319 da Hurşit Bey tarafından onarılmıştır.

    Klasik Osmanlı şehir içi hanlarını üslubundaki han dikdörtgen planlı ve iki katlıdır.Günümüze harap bir halde gelen hanın güney ve doğu duvarları ile giriş kapısı ayaktadır.İç avlu etrafında sıralanmış odaların önünde dört tarafı dolaşan revakları vardı. Ancak bunlar günümüze gelememiştir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre birinci kattaki odaların ahşap tavanlı ikinci kattakilerde kubbelidir.

    Hanın yapımında moloz taş kullanılmış,kemerlerde, tuğlaya,yer yer de kesme taştan yararlanılmıştır.
     
  18. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Sivil Mimari Örnekleri

    Ankara Evleri


    [​IMG]Günümüze ulaşan Ankara evleri genellikle iki katlı ve sade yapılardır. Evler taş temeller üzerine ahşap olarak yapılmışlardır. Ahşap harpuştaların arası kerpiç veya tuğlalarla doldurulmuştur. Evlere sokak ile giriş kapısı arasındaki avludan geçilmektedir. Evlerin mimari düzeni avlu etrafında geliştirilmiştir. Alt katlarda ambarlar, hizmetkarların odaları, mutfaklar, helalar bulunmaktadır.

    Ankara iklimi kış aylarında soğuk, yaz aylarında sıcak geçtiğinden evler genellikle kışlık ve yazlık olarak iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Kışlık bölüm aile fertlerinin daha çok yaşadığı zemin veya orta katlardır. Bu bölümlerin duvarları taş veya kalın kerpiçten yapılmıştır.

    Kapı ve pencereler az sayıdadır ve genellikle de küçük boyuttadırlar. Odaların döşemeleri ahşa olup bu odalarda ocaklar ve gömme dolaplara yer verilmiştir. Üst katlar daha çok yazlık bölüm olarak kullanılır. Ahşap merdivenlerle çıkılan bu bölüme “Hayat” ismi verilir ve bu mekan evin avlusuna veya dışarıya açılır. Odalar Hayatın çevresinde yer almakta olup özellikle tavanlar en güzel şekilde bezenmişlerdir.Yatak odası, oturma odası, misafir odası olarak isimlendirilen bu odalardan misafir odası, evin en büyük ve en görkemli odasıdır.Tavanı yüksek ve bezemelidir. Duvarlarında küçük nişler,gömme dolaplar ve ocak yer alır ve aynı zamanda geniş pencerelerle aydınlatılmıştır. Pencereler dıştan tahta kapaklarla veya kafeslerle örtülüdür. Çoğu kez pencereler iki sıra halindedir. Bazen bu duvarların önüne geniş sedirler ve divanlar yerleştirilmiştir.

    Ankara evleri arazi konumundan ötürü düzgün bir arazide yapılmadıklarından zemin katlarda araziye uyum sağlanmıştır. Üst katlarda yapının bütünü ile uyum sağlamak amacıyla cumbalara yer verilmiştir.

    Günümüzde eski Ankara evleri Ankara Kalesi çevresinde yoğunlaşmış, burası sit alanı ilan edildiğinden ötürü de koruma altına alınmıştır. Ankara ilçelerinden Beypazarı’nda, Haymana’da, Keskin’de de eski Ankara evlerine rastlanmaktadır. Evlerden çoğu yeni yapılanma nedeniyle yıkılarak günümüze gelememiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Neo-Klasik üslupta ve I.Ulusal Mimarlık Dönemi olarak isimlendirilen evlerden büyük çoğunluğu yeni yapılanma nedeniyle yıktırılmış ve günümüze ulaşamamıştır.
     
  19. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Selçuklu Köprüsü (Akköprü)

    Ankara İstanbul yolunun başlangıcında Çubuk Çayı’nın bulunduğu yerdeki köprü, Selçuklu hükümdarı I.Alaaddin Keykubat döneminde (?-1237), Selçukluların Ankara Valisi Kızıl Bey tarafından XIII.yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır.

    Bu köprü, Batı Anadolu’yu Ankara’ya bağlayan yol üzerinde olup, askere ve hacca gidenlerin bu köprü başında ağıtlarla uğurlandıkları kaynaklardan öğrenilmektedir.

    Köprü bazalt taşından yedi gözlü ve sivri kemerli olup, ortadaki göz diğerlerine göre daha geniş ve yüksektir. Diğer gözler birbirlerinden daha alçak ve daha dar olarak dizilmişlerdir. Köprünün batısında oldukça silik iki yazıt bulunmaktadır. Madeni korkulukları ise daha geç dönemde yapılmıştır.

    Günümüze iyi bir durumda gelmiş olmasına rağmen darlığından ötürü kullanılmamaktadır.
     
  20. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Ankara Roma Tiyatrosu

    Ankara tiyatrosu Ulus Meydanı’ndan Ankara Kalesi’ne çıkan Hisar parkı Caddesi üzerindedir. Ankara Kalesi’nin kuzeybatı yamacındaki bir inşaatın temel kazısı sırasında mimari yapı parçaları ile karşılaşılmış, bunun üzerine Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi burada bir kazı çalışması yapmıştır. 1982 yılında yapılan kazıda bir tiyatro ile ilgili mimari parçalar bulunmuştur.

    Ankara’da Roma dönemine ait bir tiyatronun bulunduğu konusunda kaynaklarda bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak, Roma hamamındaki bir heykel kaidesi üzerinde, Ankara’da yapılan Dionysos Şenliklerine ait bir kararnamenin tiyatronun belirli bir yerine konulduğu belirtilmiştir. Yapılan kazılar sonunda oturma sıralarının bulunduğu ön kısım, yarım daire şeklindeki orkestra, skene ve proskene ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca orkestraya geçişi sağlayan yan duvarlardan doğu ve batı yönündeki duvarlar kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

    Ankara tiyatrosu Roma döneminde MS.I.yüzyılın ikinci yarısı ile MS.II.yüzyılın başına tarihlendirilmiştir. Bizans döneminde ise, tiyatroda bazı değişiklikler yapılarak kullanılmıştır.
     

Bu Sayfayı Paylaş