FrmArtuklu

FrmArtuklu

Kaliteli Paylaşımın Adresi


Go Back   FrmArtuklu > (¯`·.(¯`·.Eğitim Portalı ·´¯).·´¯) > Teknik Bİlgiler > Hukuk



Sponsorlu Bağlantılar
   

İş Hukukunun Tanımı ve Konuları

Hukuk icinde İş Hukukunun Tanımı ve Konuları konusu , İş Hukukunun Tanımı İş Hukukunun Konuları -İş Hukukunun Tarihsel Geişimi - 1) İŞ HUKUKUNUN TANIMI İş hukuku iş sözleşmesine dayalıdır. Hizmet akdi iş hukukuna konu olan iş ilişkisinin hukuki temelini ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 08-07-2010   #1 (permalink)
Standart İş Hukukunun Tanımı ve Konuları

Sponsorlu Bağlantılar


İş Hukukunun Tanımı İş Hukukunun Konuları -İş Hukukunun Tarihsel Geişimi -


1) İŞ HUKUKUNUN TANIMI
İş hukuku iş sözleşmesine dayalıdır. Hizmet akdi iş hukukuna konu olan iş ilişkisinin hukuki temelini oluşturur.
İş sözleşmesi işçiyi işverene bağımlı kılar. Tabiiyet olarak ifade edilen bu bağımlılık; teknik, ekonomik ve hukuki bağlılıktır. İşin yürütüm biçimi ve koşulları yönünden bağlı olması teknik, düzenli ve sürekli bir gelir elde etmesi ekonomik, denetim ve yaptırım yetkileriyle de otorite altında iş görmesi ise hukuki bağlılıktır.
Bu nedenle kendi adına ve hesabına, bağımsız olarak çalışanlar iş sözleşmesi dışında, istisna (eser) akdi, vekalet akdi gibi, konusu yine insan emeği olan başka sözleşme türleri ile çalışırlar.
Kamu yönetiminde devlete bağlı (tâbi) olarak çalışan memurların iş ilişkileri ise iş hukukunun değil, idare hukukunun kurallarıyla düzenlenir.
İş hukuku tanımı; "statü hukuku hükümlerine bağlı olanlar dışında, bir iş sözleşmesine dayanarak ücret geliri karşılığında, bir başkası adına ve ona bağlı olarak işçi statüsü altında çalışanlar ile bunları çalıştıran işverenler arasındaki iş ilişkilerini düzenleyen uyulması zorunlu kuralların tümüdür" biçiminde yapılabilir.
2) İŞ HUKUKUNUN KONULARI
Bireysel İş Hukuku'nun konusunu; işçi ile işveren arasındaki bireysel nitelikteki iş ilişkileri oluşturur. ( bir iş ilişkisinin kurulması, düzenlenmesi, son bulması ve sonuçları, çalışma yaşamının denetlenmesi)
Toplu iş hukuku ikili bir ayrıma tabi tutulabilir. İşçilerin ve işverenlerin sendikaları ile olan ilişkilerini düzenleyen kuralları sendikalar hukuku, işçi sendikaları ile işveren, işverenler ya da işveren sendikaları arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerden doğan uyuşmazlıkları düzenleyen kuralları ise, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt hukuku olarak adlandırılır.
Sosyal Güvenlik Hukuku: Hiç bir ayrım yapmadan tüm bireyleri, risklere karşı sosyal güvenlik sistemleri ile korunmaya çalışılır. Sosyal güvenlik sistemleri bu işlevlerini, üç temel araçtan yararlanarak yerine getirirler. Bunlar sosyal sigortalar, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlerdir. Sosyal sigortalar devlet tarafından kurulan ve işletilen, zorunlu ve primli bir tekniğe dayanır. Sosyal sigorta yardımları, sigortalılar ile sigortalı çalıştıran işverenlerin ödedikleri primler ile devlet katkılarından oluşan bir fondan, götürü olarak karşılanır. Sosyal yardımlar ve hizmetlerle ise çalışmayan ya da çalışamayan ve bu nedenle de prim ödeme olanağına sahip olmayan kesimlerin korunması hedeflenir.
Bunlar önceleri iş hukuku içinde yer alıyordu, zamanla gelişerek sosyal güvenlik hukuku olarak adlandırılan bir başka hukuk dalı kapsamında irdelenmeye başlanmıştır.
4) İŞ HUKUKUNUN HUKUK BİLİMİ İÇİNDEKİ YERİ

İş hukuku özel ve kamu hukukuna ait özellikleri bir arada bulunduran "karma", “bağımsız, kendine özgü” bir hukuk dalıdır. Bireyler arasındaki iş ilişkilerini düzenlemesi, kuralları ile kamusal yararları gözetmesi ve devletin bu ilişkiler içinde yer alması, iş hukukunun özel ve kamu hukukuna ait özellikleri bir arada bulunduran karma bir hukuk dalı olarak görülmesine yol açmıştır.
5) İŞ HUKUKUNUN TEMEL İLKELERİ
a) İşçinin Korunması İlkesi: Ekonomik yönden sahip oldukları güç, işverenlere göreli bir üstünlük kazandırır. Bu gücün işçiler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılma olasılığı her zaman vardır. İlkenin temelinde, işçi ile işveren arasında gerçek bir hukuki eşitliğin, işçinin özel hukuki düzenlemelerle korunması yoluyla kurulabileceği düşüncesi yer alır. Ancak, bu düşünce biçimi, kamu yararı ile çelişmediği sürece geçerli olabilir. Bu nedenle de bir ülkenin olanakları ve koşulları, işçinin korunması ilkesinin sınırlarını çizer. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 65 inci maddesinde de "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir" denilerek, bu yaklaşım ile uyumlu bir hüküm getirilmiştir.
b) İşçi Yararına Yorum İlkesi: Eğer yargı sürecinde, mevzuatın yeterince açık olmayan bir hükmünün yorumlanması gerekiyorsa, bu hüküm işçi yararına yorum ilkesi gözetilerek, işçi lehine karara bağlanır. Örneğin; niteliği ile ilgili olarak kanun hükümlerinde açık bir hüküm bulunmamasına karşın, asgari ücretler bu ilke çerçevesinde parasal olarak ödenmekte ve bu yöndeki yargı kararları Yargıtay tarafından da onaylanmaktadır. Bir hukuki düzenlemenin işçi yararına yorumlanabilmesi, mevzuatta açık ve seçik bir hükmün bulunmaması koşuluna bağlıdır. Bu nedenle mevzuat hükümleri, hukuki düzenlemenin özüne ya da sözüne aykırı sonuç doğuracak biçimde işçi yararına yorumlanamaz.
3) İŞ HUKUKUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ
a) İş Hukukunun Dünyadaki Tarihsel Gelişimi
İş Hukuku; 18. yüzyıl sonlarında İngiltere'de başlayan, daha sonraları önce Batı Avrupa, ardından da dünya ülkelerine yayılan ve Sanayi Devrimi olarak adlandırılan oluşumun kendine özgü koşulları altında doğup gelişmiş olan bir hukuk dalıdır.
Sanayi Devrimi; önce buhar, daha sonra elektrik, gaz gibi yeni enerji güçlerinin bulunması ve bu enerji güçlerinin uyarlandığı makinelerin üretimde kullanılması ile birlikte 18. yüzyıl sonlarında İngiltere'de yaşanıldı.
Sanayi Devrimi'ni başlatan teknolojik gelişmelerle üretim süreci ilk kez yeterli, sürekli ve düzenli bir güç kaynağına kavuşmuştur. Böylece o döneme dek üretimin temelinde bulunan insan ve hayvanın kas gücünün, doğa gücünün ya da bu güçlere dayalı mekanik düzenlemelerin yerini, buhar ve elektrik gücüyle çalışan makineler almıştır.
Fabrikalarla birlikte yeni bir iş ilişkisi ve bu ilişkinin dayalı olduğu bir çalışma statüsü de doğmuş ve fabrikalarda, fabrika sahiplerinin ad ve hesabına, onlara bağlı olarak, bir ücret geliri karşılığında çalışan kişilere işçi denilmiştir. Sanayinin giderek gelişip, yaygınlaşmasıyla bu fabrikalarda çalışan işçilerin sayıları da çoğalmıştır. Böylece; fabrikalarda çalışan işçiler, onların aile üyeleri ve fabrikalarda iş arayanlar "işçi sınıfı" olarak adlandırılacak sosyal tarihin daha önceki dönemlerinde rastlanmayan, yeni bir toplumsal kesimi oluşturmuşlardır.
Üretim maliyetleri içinde işgücünün payını azaltabilmek hiç de güç değildi. Çünkü, sözleşme serbestisi ve hukuki eşitlik ilkelerine dayalı kurulu hukuk düzeni, fabrika sahiplerine bu bağlamda geniş bir inisiyatif tanıyordu. Bu koşullar altında fabrikalardaki çalışma koşulları giderek ağırlaşmaya başladı.
Yaygın bir sefalet ve yoksullukla aşırı kapital birikimi arasında oluşan ekonomik dengesizlikler, işsizlik ve ağır çalışma koşulları, kadın ve çocukların sanayide acımasızca kullanımı ile bozulan aile birliği ve düzeni, ahlâki bunalımlar, fabrikalarda yer yer başlayan ayaklanmalar, makine kırımları, kanlı çatışmalar Sanayi Devrimini yaşayan toplumları büyük bir bunalıma sürüklemişti. Bu arada işçiler, henüz yasallaşmamış da olsa kurdukları meslek örgütleri (sendikaları) içinde birleşerek haklarını toplu olarak savunma ve kazanma mücadelelerini başlatıyor, klâsik liberal ekonomik düşüncelere dayalı kapitalist düzen eleştirilerek, yeni ekonomik modeller, sistemler yaratılıp, sorgulanıyordu.
Bu biçimdeki gelişmeler, İngiltere'den sonra pek az farklılıklarla Sanayi Devrimi'nin yaşanıldığı diğer ülkelerde de sergilendi. Böylece devletler, iş ilişkileri ve yaşamına karışmak zorunda kalarak, iş hukuku kurallarını yapılandırmaya ve onlara işlerlik kazandırmaya başlamışlardır. 1802 yılında İngiltere’de dokuma sanayinde çalışan çocukların iş süreleri ve koşulları yönünden korutulmasını öngören ve çocuk işçilerin günlük iş sürelerini 12 saat ile sınırlandıran kanun, iş hukuku alanında dünyada atılan ilk adım olmuştur.
Çalışma koşullarının giderek ağırlaşması, toplumsal yaşamı da olumsuz yönde etkilemiş ve devletler, önce İngiltere’de ve daha sonra da Sanayi Devrimi'ni pek az farklılıklarla yaşayan başka ülkelerde, iş ilişkileri ve yaşamını düzenleyen hukuk kurallarını hazırlayarak, yürürlüğe koymak zorunda kalmışlardır,
b) İş Hukukunun Türkiye'deki Tarihsel Gelişimi
Türkiye'de sanayileşebilme alanında, Cumhuriyet Dönemi'ne dek önemli bir başarı kaydedilememiştir. Bu nedenle Türk İş Hukuku'nun gelişmesi Cumhuriyet Dönemi ile birlikte başlar.
(1) Cumhuriyet Öncesi:
Osmanlı İmparatorluğu'nda Sanayi Devrimi'nin koşulları oluşmamış ve bu nedenle bir Sanayi Devrimi yaşanmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk sanayileşme hareketleri Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde başlamıştır.
Daha çok İstanbul ve çevresinde, yabancı ortaklıklar tarafından kurulup, işletilen ilk fabrikalarda işçi olarak çalışanların sayıları çoğalmaya ve iş hukuku normlarının doğup, gelişebileceği sosyo-ekonomik bir ortam yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Önce; iş ilişkileri ve yaşamını düzenleyen geleneklerin göreneklerin, bir başka deyişle teamülü hukuk kurallarının yerini pozitif hukuk kuralları almış, art arda yürürlüğe konulan nizamnamelerle de ilk yazılı hukuk kurallarına işlerlik kazandırılmıştır.
1865 yılında çıkarılan Dilâver Paşa Nizamnamesi ile Maadin (maden) Nizamnamesi bunların ilk örnekleridir. Nizamnamelerde yer alan hükümlerle, maden işletmelerinde işçi statüsüyle çalışanların iş ilişkileri ve yaşamında korunmaları hedeflenmişti.
1877 yılında ise, ülkemizin ilk medeni kanunu olan Mecelle yürürlüğe girmiştir. Mecelle'de işçi ile işveren arasındaki iş ilişkilerini, sözleşme (akit) serbestisi ilkesine dayalı olarak liberal bir yaklaşımla irdeleyen hükümlere de yer verilmişti.
Geçerliliğini 20. yüzyıl ortalarına dek sürdürecek Tatil-i Eşgal Kanunu, 1908'den sonra giderek çoğalan işçi eylemlerini yasaklamak üzere 1909 yılında yürürlüğe konulmuştur.
(2) Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet döneminde devletin çalışma yaşamına ilk müdahalesi, 1921 yılında yürürlüğe konulan, Zonguldak ve Ereğli Havzai Fahmiyesinde Mevcut Kömür Tozlarının Amele Umumiyesine Olarak Füruhtuna Dair Kanun ve Ereğli Hav-za-i Fahmiye Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun ile birlikte başlamıştır.
Ülkemizde bireysel iş ilişkileri ilk kez 1926 yılında yürürlüğe konulan Borçlar Kanunu'nun "hizmet akdi" başlığı altında yer verilen hükümleriyle düzenlenmeye başlamıştır. Bu hükümlerin geçerliliği, yürürlükte bulunan 4857 sayılı iş Kanunu'nun uygulama alanı dışında bırakılan işlerde günümüzde de sürmektedir.
Yetişkin işçilerin yanı sıra, kadın, genç ve çocuk işçileri çalışma yaşı, süreleri, işin nitelik ve koşulları yönünden koruyan Umumi Hıfzısıhha Kanunu 1930'da hazırlanarak yürürlüğe konulmuştu.
Sanayileşme geliştikçe iş kanunu gereksinimi ortaya çıkmış ve TBMM'de 08.06.1936 günü kabul edilen 3008 sayılı İş Kanunu hazırlanıp, Resmi Gazete'de yayınlanmasından 1 yıl sonra, 15.06.1937'de yürürlüğe konulmuştur. Ülkemizde bireysel iş ilişkileri ve yaşamı, 1937-1967 yılları arasında, yani 30 yıl boyunca 3008 sayılı iş Kanunu hükümleriyle düzenlenmiştir.
2. Dünya Savaşı'nın hemen ardından iş ilişkileri ve yaşamına ilişkin hukuki düzenlemelerin hem sayılarında ve hem de içeriklerinde önemli gelişmeler olmuştur. Türkiye'de de 1945 yılında önce Çalışma Bakanlığı kurulmuş, aynı yıl 4772 sayılı İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu ile ülkemizde ilk kez bir sosyal sigorta koluna işlerlik kazandırılmış, ayrıca, 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu yine aynı yıl içinde hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. 1946 yılında Cemiyetler Kanunu değiştirilerek sendikaların kurulup, mesleki faaliyetlerde bulunabilmeleri hukuken meşru hale getirilmiştir. Böylece Türkiye'de sendikalar kurulup, kademelenmeye ve yavaş bir hızla da olsa gelişmeye başlar.
1951 yılında yürürlüğe konulan bir kanun ile önce hafta tatili günü için yarım ücret ödenmesi ilkesi benimsenmiş, daha sonra 1956 yılında yapılan bir değişiklikle de yarım ücret, tam ücrete dönüştürülmüştür.
3008 sayılı iş Kanunu'nun düzenleme alanı dışında bırakılan deniz işlerinde, bireysel iş ilişkileri 1953 yılında çıkarılan Deniz İş Kanunu, basın işlerinde bireysel iş ilişkileri ise, yine aynı yıl içinde kabul edilen Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir.
09.07.1961 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri kapsamında sosyal hukuk devleti ilkesine de yer vermişti. Klâsik demokrasinin kişilere tanıdığı hak ve özgürlüklerinin ötesinde ilk kez iktisadi ve sosyal haklar ve ödevler (m.53) de Anayasa hükümleriyle düzenlenmekteydi. Böylece o döneme dek süregelen grev ve lokavt yasağı da kaldırılmıştı. 15.07.1963 gün ve 274 sayılı Sendikalar Kanunu, 15.07.1963 gün ve 275 sayılı Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ile 09.06.1965 gün ve 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu hükümleri bu ilkelere yalnızca işlerlik kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda toplu iş ilişkilerinde yeni ve hareketli bir dönemin başlamasına da yol açmıştır.
1964 yılında yürürlüğe konulan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile, daha önce çeşitli tarihlerde kurulmuş olan sigorta kolları kapsamları da genişletilerek bir araya getirilmiştir.
1964 yılında yeni bir iş kanunu tasarısı hazırlanarak TBMM’ye sunuldu. Bu tasarı ancak 1967 yılında 931 sayı ile kabul edilerek yürürlüğe girebilmiştir. 931 sayılı iş Kanunu, 3008 sayılı iş Kanunu'ndan sonra ülkemizde yürürlüğe giren ikinci iş Kanunu olmuştur.
931 sayılı İŞ Kanunu, kabulü sırasında TBMM'de yapılan şekil hataları nedeni ile 3 yılı aşkın bir uygulamadan sonra Anayasa Mahkemesi tarafından şekil (biçim) yönünden tümü ile iptal edilmiştir. Böylece 931 sayılı iş Kanunu'nun çok benzeri olan ve hiç bir köklü değişiklik getirmeyen 1475 sayılı İş Kanunu, 25.07.1971 günü kabul edilerek, 01.09.1971 günlü Resmî Gazete'de yayınlanmış ve aynı gün yürürlüğe girmiştir.
1971 yılında 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Bu kanun ile işçi ve memur kesimleri dışında, bağımsız çalışanların sosyal güvenlik gereksinimlerinin karşılanması hedeflenmişti. Böylece Türk sosyal güvenlik hukuku yeni bir boyut da kazanmıştır.
Anayasa'da yapılan bir değişiklikle, kamu görevlilerinin sendikalarını kurma ve üye olma hakları, 1971 yılında verilen askeri muhtıranın ardından yürürlüğe konulan 624 sayılı Kanun ile geri alınmıştır.
1980'den sonra 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu yerlerini, 1982 Anayasasında yer alan hükümler ve bu hükümler çerçevesinde hazırlanarak günümüzde de yürürlükte bulunan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununa bırakmıştır.
Ülkemizde bireysel iş ilişkileri halen 22.05.2003 günü kabul edilerek, 10.06.2003 günü yürürlüğe konulan 4857 sayılı iş Kanunu ile düzenlemektedir.

 

KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ts1 Konuları Mavi_Sema SBS - ÖSS - Sınavlar 0 21-05-2011 23:37
Lys 4 Coğrafya Konuları Mavi_Sema SBS - ÖSS - Sınavlar 0 09-05-2011 02:36
LYS 1 konuları Mavi_Sema SBS - ÖSS - Sınavlar 0 07-05-2011 16:29
İş Hukukunun Kaynakları Sınav Soruları ve Cevapları SeLeN Açık Öğretim AÖF 0 19-11-2010 02:44
Yardım konuları-Doğru Paylaşım-Google Arama Konuları _Mr.PaNiK_ Google Hakkında Her Şey 1 09-01-2010 02:00


Saat: 09:16.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014