Sponsorlu Bağlantılar
   

Ortopedi

Genel Sağlık icinde Ortopedi konusu , Omurga eğriliği skolyoz Omurganın yanlara doğru “S” veya “C” biçiminde kıvrılmasıdır. Bunun sonucunda omurga döner ve bir omuz ve bir kalça diğerinden yüksek görünür. Genetik olanları varsa da genellikle çoğunun ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 02-12-2009   #11 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi

Sponsorlu Bağlantılar


Omurga eğriliği skolyoz



Omurganın yanlara doğru “S” veya “C” biçiminde kıvrılmasıdır. Bunun sonucunda omurga döner ve bir omuz ve bir kalça diğerinden yüksek görünür. Genetik olanları varsa da genellikle çoğunun nedeni bilinmemektedir. (idiopatik skolyoz)

Herhangi bir yaşta olabilir. İnfantil skolyoz 3 yaş altında görülür. Genellikle doğumsal yapı bozukluklarına, sinir ve adele hastalıklarına ( muskuler distrofi, spastik felç gibi) , kazalara, enfeksiyon ve tümörlere bağlı olarak gelişebilir. Juvenil skoltoz 3-10 yaşları arası görülür ve nadirdir. 10 yaş sonrası görülen adolesan (buluğ çağı) skolyoz olarak adlandırılır ve en sık görülen tipidir.

Skolyoz büyümenin devam ettiği buluğ çağı boyunca hızlı bir ilerleme gösterir. İskelet gelişiminin tamamlanıp büyümenin durduğu yaşlarda ilerleme ileri eğrilikler hariç durur. 50 derece özelliklede 70 derece üzeri eğrilikler erişkin yaşlarda oldukça az olmasına karşı ilerleme gösterirler.

Skolyoz genellikle ağrı yapmaz. Tedavi eğilmenin ilerlemesini engellemek, görünüm bozukluğunu gidermek, gelişebilecek solunum ve dolaşım problemlerini engellemek, omurgada gelişebilecek kireçlenmelerini engellemek amacıyla yapılır.

Tanı

Doktor ve ailelerin skolyozu en kolay tanıyabilmelerinin yolu çocukların kollarını aşağı sarkıtarak öne eğildiklerinde sırtta ve özellikle kürek kemiği seviyesinde asimetrinin farkedilmesidir. Bu asimetrinin diğer nedenlerinin( travma, kas tutulması gibi) olup olmadığına da bakılmalıdır.

Tanı rontgen ile teyid edilir. Burada skolyozu tam değerlendirmek için ortoröntgenogram denilen tüm omurgayı gösteren filmler kullanılmalıdır. Bu filmlerde eğriliğin bölgesi ve derecesi değerlendirilir. İlerleme riski olan vakalarda 3-6 ay aralıklarla iskelet gelişimi tamamlanana kadar rontgen tetkiki yinelenmelidir.

Tedavi



Gözlem: 20 derecenin altında ve iskelet gelişimi tamamlanmaya yakın hastalarda sadece gözlem ve belirli aralıklarla kontrol yeterlidir.
Korse: Korsenin amacı eğimin artışının engellenmeye çalışılmasıdır. Korse özellikle eğimin 30 derece civarında olduğu ve büyümenin devam ettiği çocuklarda etkilidir. Korse etkisi 40 derece üstü eğriliklerde ve iskelet gelişimi tamamlanmasına uzun yıllar olan çocuklarda azalmaya başlar.
Cerrahi: Eğim 50 derece üzerinde ve çocuk hala büyüyorsa cerrahi kaçınılmazdır. 50 derece üzeri eğrilikler büyüme sona erdikten sonra da oldukça az olsa da artmaya devam eder. Bu nedenle ilerideki komplikasyonları önlemek, görüntü açısından cerrahi seçeneği iyi değerlendirilmelidir.


Omuz döndürücü tendon manşeti (rotator cuf) yırtıkları

Omuz anatomik olarak çok geniş hareket açıklığı, zayıf eklem teması, bu zayıf teması desteklemek ve hareket açıklığını sağlamak için yer alan kıkırdak ve tendon destekleriyle vucudun en karmaşık eklemidir. Bu eklem ileri yüklenmelere maruz kalır.

40 yaş üzerinde omuz ağrısı nedenlerinin en önemli nedenlerinden biri rotator cuff yırtıklarıdır. Rotator cuff, humerus (üst kol kemiği)kemiğinin üst ucundaki omuz eklemini yapan baş kısmını çepeçevre saran adele-tendon bir yapıdır. Omuz eklemini yerinde tutar ve omuzun içe-dışa dönüş hareketlerini yaptırır.

Rotator manşet yırtığı gençlerde ve sporcularda ani bir harekette oluşan yaralanma ile oluşabileceği gibi, zaman içinde tekrarlayıcı kolun baş seviyesinin üzerindeki hareketlerde zamanla gelişebilir.

Belirti ve bulgular

Başüstü hareketlerde daha fazla olmak üzere tekrarlayıcı, devamlı omuz ağrısı.
Gece ağrısı. Bu ağrı ağrıyan taraf üzerine yatmayı engeller.
Adele güçsüzlüğü. Özellikle kolu kaldırmaya çalışırken hissedilir.
Omuz hareketleri sırasında tıkırtılar , klik sesleri gelmesi.
Omuz hareketlerinde kısıtlılık. Genellikle hastanın ağırlıklı kullandığı kolunda olur.
Hastalar rahatsızlığın başlamasına neden olduğunu düşündükleri bir olay tanımlarlar.
Risk faktörleri


Tekrarlayıcı başüzeri hareketler. Fırlatma sporları, tavan boyama gibi
Aşırı güç, düşme gibi
Yaşlanmaya bağlı dejenerasyon.
Rotator maşetin bulunduğu aralıkta daralma. (bkz: Omuz Anatomisi)
Rotator manşetin akromion denilen (bkz: Omuz Anatomisi) çıkıntının altındaki yüzey tarafından zedelenmesi
Yırtığın tesbiti

Yukarıdaki bulgulardan herhangi biri mevcutsa zaman geçirmeden doktora başvurun. Şikayetleriniz, hastalığın gelişme öyküsü ve dikkatli bir muayene ile önemli ölçüde fikir sahibi olunabilir. Röntgen incelemesi kemik kaynaklı bulguların tesbitinde yararlıdır. Ancak rotator manşetin direkt izlenebildiği MR ve ultrasonografi gibi tetkikler genellikle kesin tanı ve tedavinin planlanması için gereklidir.

Rotator manşet yırtıkları parsiyel (tam olmayan) veya tam yırtık biçiminde olabilir. Tendonun bütün kalınlığınca olmayan parsiyel yırtıklar cerrahi olmayan tedaviye iyi yanıt verirler. Cerrahi olamayan tedaviye yanıt vermeyen parsiyel yırtıklar ve tam yırtıklarda cerrahi tedavi gerekir.

Tedavi seçenekleri

Doktorunuz yırtık tam değilse (parsiyel yırtık) aşağıdaki cerrahi olmayan tedavi seçeneklerini önerebilir;

Dinlenme; yırtık tam değil ve aşırı kullanma nedeniyle gelişmişse yardımcı olabilir.
İlaç; (ağrı ve ödem giderici ilaçlar) ağrının kontrolünde yardımcıdır.
Kuvvetlendirme ve germe ekzersizleri; fizyoterapinin ana parçalarından biridir ve yapılması önerilir.
Kortikosteroid enjeksiyonu; ağrının giderilmesinde yardımcıdır. Fakat çok sık tekarlanması tendonu zayıflatıp tam yırtığa neden olabilir.
Ultrason; lokal ilaç uygulaması ve derin ısı verme özellikleri nedeniyle iyileşme sürecine yararlıdır.
Yukarıdaki yöntemlere cevap alınamayan parsiyel yırtıklar veya tam yırtıklar için çeşitli cerrahi tedavi seçenekleri vardır. Aşağıda tanımlanan yöntemler modern omuz cerrahisi teknikleridir. Burada hangi tekniğin seçileceğine rotator manşetteki yaralanmanın büyüklüğü, yeri, nedenine bağlı olarak karar verilir. Artroskobik müdahale sırasında omuzdaki tesbit edilen diğer patolojilerinde düzeltilmesi şansı vardır.

Artroskopi; yaklaşık 1 cm lik kesilerden omuz eklemi ve çevre dokulara ait görüntülerin bir kamera aracılığıyla monitöre aktarılması ve yine mini aletlerle görüntü kullanılarak hastalığın ameliyatının yapılması prensibine dayanır. Omuzda kemik çıkıntılarının kaldırılması adele ve tendondaki küçük yırtıkların tedavisinde tek başına yeterli olabilir.
Mini-açık tamir; artroskobi ile birlikte kullanılarak bir kaç santimetrelik küçük kesilerden tam yırtıkların tedavisine olanak verir.
Açık tamir; yaralanmanın çok ciddi olduğu vakalarda uygulanır. Burada doku transferi, tendon grefti uygulamaları yapılabilir.
Rehabilitasyon (fizyoterapi)

Tüm omuz hastalıklarında olduğu gibi rotator manşet yaralanmaları ardından normal fonksiyonlara dönüş zaman alır. Cerrahi tedaviler sonrası bu zaman 6 ay veya daha uzun olabilir. Temel prensip eklem hareketlerini arttırıcı ve adele gücünü geliştirici hareketlerin yapılmasıdır. Doktorunuzun vereceği programı uygulamak nihai sonuçta operasyon kalitesikadar belirleyicidir. İyi ellerde yapılan cerrahi ve iyi bir fizyoterapi programı sonrası % 90 civarında tatmin edici sonuçlar alınabilmektedir.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Alt 02-12-2009   #12 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi


Omuz kapanı hastalığı TORASİK OUTLET SENDROMU (TOS)


Sıradışı bulgu ve belirtilerle giden bir hastalıktır. Bu hastalık akla gelmezse tanı zordur. Bu nedenle tanı çoğunlukla geç konur.

TOS ismini köprücük kemiği ile 1. kaburganın arasındaki boşluktan alır. Bu dar geçiş yolu kola giden ana damarlar, ana sinirler ve bazı adeleler tarafından doldurulur. Ana damarlar göğüs kafesinden, ana sinirler omurdan ayrılırlar. Bu dar geçişi kullanarak koltuk altından kola doğru devam ederler. TOS, bu aralıkta veya çıkışında damar ve/veya sinirlerin basıya uğraması sonucu çıkan rahatsızlıkların bütününe verilen addır.

TOS yaralanma, hastalık veya doğuştan anomaliler nedeniyle olabilir. Kötü duruş pozisyonu, şişmanlık bu hastalık belirtilerini belirginleştirir. Göğüs kökenli omuz kasları köprücük kemiğini yerinde tutacak kadar kuvvetli değilse köprücük kemiği aşağı doğru çöker ve damar-sinir basısına neden olabilir. Doğuştan ekstra kaburga, boyun adeleleri anormalileride TOS nedeni olabilir. TOS olan hastalarda psikolojik problemler de sıkça görülür. Bu tür psikolojik problemlerin nedeni tam anlaşılamamıştır.

Belirtiler ve tanı

Belirtiler hangi yapıların bası altında kaldığı ile ilgilidir.

Damar basılarında kola ve ele giden kan miktarı azalır. Buna bağlı olarak o kol ve elde soğukluk, çabuk üşüme, çabuk yorulma şikayetleri olur. Muayenede o kolda tansiyon daha düşük, nabız daha hafif alınabilir. Bu yakınmaların şiddeti bası miktarı ile doğru orantılıdır.

Sinir basılarında boyun hareketleri ile değişebilen net tanımlanamayan ağrılar olur. Bu ağrılar boyun omuz kol ve ele yayılabilir. Başüstü aktivitelerde zorluk olur. Hem damar hem de sinir basısı varsa bulgularda beraber ve yakınmalar oldukça karışık hale gelir. Hastanın beraberindeki psikolojik sorunlar nedeniyle genellikle tüm problemleri psikolojik sanılarak hastalık atlanılabilir.

Doktorunuz TOS düşündüğü anda bir seri test içeren muayenenizi yapacaktır. Röntgen, MR , EMG (sinir fonksiyonlarını inceleyen bir test), Dopler (damarları görüntüleyen ultrosonografik bir tetkik) gibi inceleme tetkikleri ile hastalığın ciddiyet derecesini tesbit eder.

Cerrahi olmayan tedavi ve korunma

TOS olan hastaların büyük kısmı cerrahi olmayan fiztoterapi, ekzersiz, diyet ve ilaçla tedavi edilebilirler.


Fizyoterapi ile omuz çevresi kaslarını kuvvetlendirerek köprücük kemiğinin daha iyi desteklenmesi sağlanarak bası azaltılır.


Antienflamatuar-antiromatizmal ilaçlar ağrının azalmasına yardımcı olur.


Fazla kilolara sahipseniz bir diyetisyen gözetiniminde kilolarınızı veriniz. Bu bölgedeki yağlanma zaten dar olan kanalı daraltan ciddi bir faktördür.


Omuzunuzu aşırı kullanmak zorundaysanız işinizi değiştirin.


Duruş ekzersizleri yapınız. Bu hareketleri günde 2 kez 10 ar tekrar yapınız.


Köşe germe ekzersizi; Bir duvar köşesine yarım metre uzakta durunuz. Omuz genişliğinde her bir elinizi bir duvara koyunuz. Köşeye doğru göğsünüzde bir gerilme hissedene kadar eğiliniz. 5 saniye tutunuz.


Boyun germe; Sol elinizi başınızın üstüne, sağ elinizi omuzunuzun arkasına koyunuz. Başınızı boyun sağında gerilme hissedene kadar sola çekiniz. 5 saniye tutunuz.Sonra diğer tarafta tekrarlayınız.


Omuz çevirme; Omuzlarınızı yukarı, arkaya ve aşağı gererek çeviriniz.


Boyun çekme: Boynunuzu düz olarak geriye bastırınız.
Bu sırada çene seviyesini koruyunuz. 5 saniye tutunuz.
Boyun fıtığınız var veya bu hareketleri yaparken ağrı hissederseniz doktorunuza danışınız.


Omuz üzerinden askılı ağır çanta taşımayınız. Bu körücük kemiğini aşağı bastırarak varolan yakınmalarınızı arttıracaktır.
Cerrahi tedavi

Yukarıdaki önlemlere rağmen 3 ay içinde belirgin iyileşme bulguları yoksa doktorunuz cerrahi tedavi önerebilir. TOS nedenine göre cerrahi tedavi seçilir. İyi bir cerrahi tedavi sonrası tüm yakınmalar ortadan kalkar.

OSTEOARTRİT: KİREÇLENME

Osteoartrit Nasıl Bir Hastalıktır?

Osteoartrit (eklem kireçlenmesi) en sık görülen eklem hastalığıdır. Eklem kıkırdağının yapısının bozulması, aşınması, incelmesi ve hatta kaybına neden olur. Ayrıca, eklem kıkırdağının altındaki kemik dokusunda da değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir. Sonuçta osteoartrit eklemlerin normal yapısını bozarak, hareketlerde kısıtlanmaya ve ağrıya neden olan bir hastalıktır.




Osteoartrit Neden Olur?

İki önemli faktör osteoartrit gelişmesinde önemli rol oynamaktadır:
1. Eklemlerin üzerlerine binen yükü dengeli bir şekilde emip dağıtarak, istenen hareketi rahat yapmasını sağlayan eklem kıkırdağı, kemik, bağlar gibi yapılarda doğumsal ya da sonradan gelişen bozukluklar
2. Vücut kilosunda artışta olduğu gibi eklemlerin üzerindeki yüklerin ya da mesleki nedenlere bağlı olarak eklemlerin normal çalışma koşullarının değişmesi.



Osteoartritin Gelişmesini Kolaylaştıran Faktörler Nelerdir?

Yaş. Osteoartrit orta-ileri yaşların hastalığıdır. Kırk yaşından önce görülmesi çok nadirdir. Yaş ilerledikçe hastalık görülme sıklığı artar. Örneğin, yetmiş yaşındaki insanların yaklaşık dörtte üçünde osteoartrit bulguları vardır.

Kalıtım. Bazı ailelerde çok daha sık olarak ve daha erken yaşlarda osteoartrit geliştiği bilinmektedir. Özellikle el parmak eklemlerinde şişlere neden olan ve "nodüllü osteoartrit" diye bilinen türünde kalıtımın katkısı çok belirgindir.

Cinsiyet. Diz ve ellerde görülen osteoartrit kadınlarda daha sık görülür. Kalça eklemi osteoartriti ise kadın ve erkeklerde eşit oranda görülmektedir.

Kilo. Fazla kilo ve şişmanlık eklem üzerine binen yükü artırarak özellikle diz osteoartriti gelişme olasılığını yükseltmektedir. Ayrıca, osteoartriti olan kimselerde kilo artışı şikayetlerin ortaya çıkmasına ya da artmasına neden olabilmektedir.

Eklemlerde yapısal bozukluklar. Eklemlerde doğuştan görülen (örneğin kalça çıkığı, kalça eklemi ile yuvası arasındaki uyumsuzluklar) ya da sonradan kaza, travma, hastalık gibi nedenlerle gelişen yapısal bozukluklar, eklemin işleyişini aksatarak osteoartrit gelişme riskini artırmaktadır.

Eklem hastalıkları. Osteoartrit, eşlik eden başka herhangi bir hastalık olmaksızın görülebileceği gibi, eklemlerde görülen özellikle iltihabi nitelikli hastalıkların eklemde yaptığı yapısal bozukluklara bağlı olarak da gelişebilir ("ikincil osteoartrit").

Eklemlerin aşırı kullanılması. Mesleki nedenlerle ya da yaşam tarzına bağlı olarak belirli eklemlerin aşırı kullanılması osteoartrit riskini artırmaktadır.









Osteoartrit Hangi Eklemlerde Görülür?

Osteoartrit en sık diz, kalça, el parmak eklemleri, ayak başparmağı ve omurgada görülür.

Diz osteoartriti özellikle bayanlarda sıktır ve artan kilo (şişmanlık) ile görülme olasılığı artar. Genellikle her iki dizi etkiler.

Kalça osteoartriti erkeklerde de kadınlar kadar sık görülür. Doğumsal kalça eklemi uyumsuzlukları, kalça ekleminin edinsel hastalıkları ve belirli meslekler (örneğin çiftçilik) kalça osteoartriti için risk faktörleri arasında sayılmaktadır.

El parmaklarında, özellikle en uçta bulunan eklemlerde ve baş parmak kökünde görülen osteoartrit, kemik çıkıntılara bağlı olarak eklem şişlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle "nodüllü osteoartrit" olarak bilinmektedir. Genellikle ilk ortaya çıktıklarında ağrılı, kızarık ve şiş olmakla beraber, bir süre sonra kızarıklık ve ağrı geriler ve genellikle el parmak işlevlerini aksatacak düzeyde şekil ve hareket bozukluğuna neden olmazlar.

Ayak başparmağında görülen osteoartrit başparmağın dışarı doğru eğrilmesine ve/veya hareketlerinin tama yakın kaybına neden olur. İlk ortaya çıktığında, eldeki nodüller gibi ağrı ve şiş ile birlikte kızarıklık da görülebilir ve yanlışlıkla gut hastalığı geliştiği düşünülebilir.

Osteoartrit, omurganın en hareketli bölgeleri olan boyun ve belde de görülebilir. Kemik çıkıntıların sinir kanallarını ya da omurilik boşluğunu daraltmasına bağlı olarak şikayetlere neden olabilir.



Osteoartritin Belirtileri Nelerdir?

Hastalar en sık olarak osteoartrit gelişen eklemlerin hareketlerinde kısıtlanma ve ağrıdan yakınırlar. Kemik çıkıntılara bağlı olarak eklem şiş görünebilir. Hareket sırasında eklemde çıtırtılar duyulabilir. Belirtilerin arttığı alevlenme dönemleri olabildiği gibi, uzun süren şikayetsiz dönemler de görülebilir.

Ağrı genellikle hareket sırasında ya da günün ilerleyen saatlerinde görülürken, yakınmalar dinlenmeyle rahatlar. Uzun süren dinlenme sonrası ya da oturur durumdan harekete geçince, hareketlerde kısa süren bir tutukluk olabilir. Bu durum hareket ettikçe dakikalar içerisinde düzelir. Eklem kıkırdağındaki bozukluklar ve aşınma ilerledikçe, istirahat sırasında da ağrı görülebilir ve hareketler günlük yaşam işlevlerini aksatacak düzeyde kısıtlanabilir. Osteoartrit olan ekleme komşu kaslarda zayıflama ve güçsüzlük dikkati çeker. Kaslarda kramplar da görülebilir.



Osteoartrit Tanısı Nasıl Konur?

Belirli eklemlerde gelişen kemik çıkıntılara bağlı şişler, hareket sırasında kısıtlanma ve kaba çıtırtıların (krepitasyon) hissedilmesi hekimin osteoartrit tanısını koymasında oldukça yararlı bulgulardır. Eklemlerin röntgen filmlerinin çekilmesi de, osteoartrit tanısını koyarken çok yardımcı olur. Bununla beraber, röntgen filmlerinde osteoartrit bulgularının olması, mutlaka o eklemde çeşitli yakınmaların olacağı anlamını da taşımaz ya da yakınmaların hangi şiddette olduğunu tahmin ettirmez.

Osteoartrit tanısını koyduran bir kan testi yoktur. Fakat, bazı kan testleri, özellikle vücutta ciddi bir iltihabi cevabın olmadığını gösteren testler, osteoartriti diğer romatizmal hastalıklardan ayırt etmede yardımcı olurlar.



Osteoartrit Nasıl Tedavi Edilir?

Osteoartrit tedavisinin ana amaçları:

ağrıyı gidermek
hareketteki kısıtlanmayı düzeltmek ve günlük yaşam aktivitelerinin sorunsuz yapılmasına yardımcı olmak
ve hastalığın ilerlemesini engellemektir.

Osteoartritin tamamen düzelmesini sağlayan bir tedavi yoktur. Aşınmış olan kıkırdak dokusunu yenilemek mümkün değildir.

Vücut ağırlığının ideal kiloya inmesi, düzenli egzersizlerle ekleme bine yükün azaltılması ve kas gücünün artırılması oldukça yararlı olmaktadır. Günlük işlerin ve önerilen egzersizlerin gün içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması çok önemlidir.

Eklem ağrısı için öncelikle basit ağrı kesiciler, bunlara yeterli yanıt olmazsa, kortizon dışı iltihap giderici romatizma ilaçları kullanılmaktadır.

Eklem içinde sıvının arttığı alevlenme dönemlerinde, eklem içine kortizon enjeksiyonları denenebilmektedir. Eklem içine eklem sıvısına benzer özelliklerde sıvıların verilmesinin ya da ağız yoluyla alınan ve kıkırdak içeriğinde bulunan bazı gıda maddelerini içeren ilaçların yararı ise tartışmalıdır. Uygun durumlarda sıcak ve/veya soğuk uygulamaları da ağrı kesici etki sağlamaktadır.

Osteoartrit, eklemde ileri derecede tahribat yaparak kişinin günlük ihtiyaçlarını bile yapamaz hale gelmesine neden olduğunda, bu eklemin cerrahi yöntemler kullanılarak bir protez ile değiştirilmesi gerekebilir. Eklem protezleri (yapay eklemler) hem ağrının ortadan kalkmasını, hem de eklem hareketlerinin belirgin şekilde düzelmesini sağlayabilmektedir.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 02-12-2009   #13 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi


Osteoporoz kemik erimesi


Tanım:

Halk arasında -kemik erimesi- de denen bu hastalık, insan hayatının uzaması ile kendini hissettirmiştir. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri her yıl sadece bu hastalık nedeni ile ortaya çıkan kemik kırıklarının tedavisi için yaklaşık 12 milyar dolar harcamaktadır. Hastalıktan bahsetmeden önce bir az kemiklerimiz hakkında bilgi aktaralım. Kemiklerimiz vücudumuzu dış tehlikelerden koruyan (beyin,kalp), hareket etmemiz için eklemler oluşturan, bazı mineralleri depolayan, kemik iliği denilen ve kanımızın şekilli elemanlarının da yapıldığı dokuları içinde barındıran çok özel yapılardır. Aslında kalsiyum, fosfor ve magnezyum gibi minerallerin oluşturduğu kristallerden yapılmışlardır. Kemiklerde kemik yapan ve kemik yıkan iki tip hücre bulunur. Hayatın başlarından 20-25 yaşlarına kadar kemik yapan hücrelerin üstünlüğü sürer. 40-45 yaşlarına kadar bir yapım yıkım dengesi görülürse de bu yaşlardan itibaren yıkım artar. İşte bu yıkımın artması kemiğin taşıdığı mineral miktarını azaltır bu azalma kırıklara sebep olacak kadar ciddi boyutlarda olabilir. Kemiklerin taşıdıkları mineral içeriğinin ciddi olarak azaldığı durumlarda OSTEOPOROZ'dan bahsedilir.

Düşük kemik kitlesi ve kemiğin mikromimari yapısının bozulması sonucu kemik kırılganlığı ve kırılganlığa yatkınlıkta artışla karakterize, en sık görülen metabolik kemik hastalığıdır.

Son zamanlarda oldukça önemli hale gelmiştir. Bunun en önemli sebepleri teknolojinin bizlere sağladığı imkanlarla daha kolay ve sedanter yaşam sürerken ortalama insan ömrünün de uzamasıdır. Genelde orta ve ileri yaş, postmenapozal kadın hastalığı olan osteoporozla her geçen yıl daha çok insan yüzyüze gelmektedir.

Kaç Çeşit Osteoporoz Vardır?

Genelde 3 tip osteoporoz vardır.

Birinci tip osteoporoz daha çok kadınlarda görülen bir hastalıktır. Kemik yıkan hücrelerden daha önce bahsetmiştik. Bu hücrelerin aşırı kemik yıkmalarını engelleyen faktörlerden birisi de östrojendir. Östrojen, kadınlarda büyük miktarlarda yumurtalıklar tarafından üretilir. Yaklaşık 45 yaşlarına gelen kadınlarda yumurtalık fonksiyonları azalmaya ve bitmeye başlar, kadınlar adetten kesilir. Bu döneme menapoz denir. Yumurtalık faaliyetlerinin bitmesi vücuttaki östrojen miktarını birden bire düşürür. Kemik yıkan hücreler kontrolsüzce kemikleri yıkmaya başlarlar.

Ikinci tip osteoporoz ise ileriki yaşlarda ortaya çıkar. 40 -45 yaşlarından itibaren kemiklerde yapımın azaldığı ve yıkımın arttığından söz etmiş idik. Kemiklerdeki bu yıkım fazlalığı yaş ilerledikçe belirgin bir hal alır ve özellikle 70 yaşından sonra kendini gösterir. Normal koşullarda insanlar bir oturma mesafesinden yere düşerler ise bir şey olmaz. Ancak bu hastaların çok daha kısa mesafelerden düşmeleri ile veya basit bir hapşırmaları ile kemiklerinde kırıklar meydana gelmektedir.

Üçünçü tip osteoporoz başka bir nedene bağlı olarak ortaya çıkar. Sıklıkla kortizon kullanan hastalarda görülür. Astım, allerji, romatizmal hastalıklar veya diğer nedenler ile kortizon kullanan hastaların kemiklerinde, ilacın uzun kullanımdan sonra ortaya çıkar.

Osteoporoz Belirtileri Nelerdir?

Osteoporoz çok sinsi bir hastalıktır. Genelde başka hastalıkların arkasına saklanarak belirtilerini gösterir. Erken dönemde Osteoporoz'un belirgin belirtileri yoktur. Menapoz sonrası görülen tipte başlangıçta bir bulgu yoktur. Menapozu takip eden 3-5 yıl içerisinde kemiklerin %30 dan fazlası kaybedilebilir. Eğer Osteoporoz tam olarak oluşmuş ise sırt ve bel ağrıları, sırtta kamburlaşma, boyda kısalma görülür. Özellikle omur kemikleri bu tip osteoporoz dan çok etkilenirler , sıklıkla bu kemiklerde kırıklar olur. Bu yapısal bozulma, boyda kısalma olarak kendisini gösterir. Ayrıca el bilek kemikleri de bu hastalıktan etkilenir. Daha yaşlı insanlarda ortaya çıkan ikinci tip te ise bulgular ağrılar ile kendini gösterebilir. İlerlemiş durumlarda kalça kemiği kırıkları görülür. Yapılan çalışamalar bu kırıkların insan hayatını tehdit edici boyutlar ulaşabileceğini göstermiştir. Kalça kırığı operasyonu geçiren hastaların %25 kadarı 1 yıl içerisinde hayatlarını kaybetmektedirler. Diğer bir %25 i ise yürüme güçlüğü nedeni ile yatağa bağlanmaktadır. Bu rakamlar bu hastalığın ortaya çıkmadan anlaşılması gerektiğini gösteriyorlar.

Kimler Daha Çok Risk Altında?

Osteoporoz konusunda çalışan bilim adamları bazı ırklarda bu hastalığın görülmediğini ve bazı özellikleri olan kişilerde de daha sık osteoporoz görüldüğünü tespit etmişlerdir.

Osteoporozun daha sık görüldüğü kişilerin ortak yanları şunlardır:

Kadınlar

İnce ve Narin Yapılı Kadınlar

Cilt ve Saç Rengi Açık Olan Kadınlar

Erken Menapoza Girenler

Fiziksel Aktivitesi Az Olan Kadınlar

Sigara ve Alkol Kullananlar

Süt ve Süt Ürünlerini Az Alanlar

Böbrek Fonksiyon Bozukluğu Olanlar

Kortizon Kullananlar

Fazla Doğum Yapanlar

Ailesinde Osteoporoz Görülenler

İnaktif ve sedanter yaşam önemli mi?

Fiziksel aktivite doruk kemik mineral dansitesinin önemli belirleyicilerinden biridir, aktif olmayan ve hareketsiz yaşam sürdürenlerde kemik mineral yoğunluğu ve aktif kas desteği azalmaktadır. Atlama ve zıplama içeren fiziksel aktiviteler büyük bir osteojenik potansiyele sahiptir. Egzersizlerin özelliği iskelete dik olarak yük bindirici olmalıdır. Yüzme ve bisiklete binme gibi aktiviteler iskelete yük bindirme etkileri az olmakla beraber kemik yoğunluğuna olumlu etkileri vardır. Bunun yanında çok aşırı sportif aktiviteler kemik mineral yoğunluğunu olumsuz etkiler (özellikle kadınlarda amenore ve düşük kiloya yol açması nedeniyle).

Kalsiyum ve d vitamininin önemi var mı?

Büyüme sırasında yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmazsa iskelet yapımının doruk noktaya ulaşamayacağı aşikardır. Kalsiyum ihtiyacı sadece büyüme sırasında değil tüm yaşam boyunca devam eder. Optimal Kalsiyum (Ca) ihtiyacı (günlük)

infantlarda
0-6 ay:
400 mg

6 ay-1 yaş:
600 mg

Çocuklarda
1-5 yaş:
800 mg

6-10 yaş:
800-1200 mg

Adölesan - genç erişkinlerde 11-24 yaş:
1200-1500 mg

Erkek
25-65 yaş:
1000 mg

65 yaş üzeri:
1500 mg

Kadın
25-50 yaş:
1000 mg

50 yaş üzeri ve Östrojen alan:
1000 mg

50 yaş üzeri ve Östrojen almayan:
1500 mg

65 yaş üzeri ve gebelik laktasyon dönemin-de:
1200 mg



Optimal kalsiyumun diyetle alınması tercih edilmelidir. Gıdalardaki kalsiyumun biyoyararlanımı %30 civarında olmaktadır. Başlıca kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir. Ayrıca koyu yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi, baklagiller, fındık, pekmez, tahin ve küçük balıklar kalsiyumdan zengin gıdalardır. Günlük kalsiyum ihtiyacı gıdalarla karşılanamıyorsa kalsiyum tuzları şeklinde ilave kalsiyum kullanılmalıdır.

Alkol ve sigara kullanımı osteoporozu nasıl etkiler?

Alkol, kalsiyum dengesini sağlayan hormonları etkiler, kemik yapımını azaltır ve osteopeni oluşturur. Alkol sitokrom P 450 enzimini indükleyerek 25 (OH) vit. D nin karaciğerde yıkımını artırmaktadır. Ayrıca hipogonadizm, hiperkortikolizm, metabolik asidoz ve ileri dönemlerde karaciğer sirozuna yol açarak osteopeni oluşturur. Yetersiz kalsiyum alımı (yanlış beslenme) ve kalsiyum emiliminin bozulması da söz konusudur. Aşın alkol tüketimi hem kadın hem de erkekte kemik yoğunluğunu azaltmakla birlikte düşme riskini de artırdığı için ayrı bir risk faktörü olarak görülmektedir. Sosyal alkol tüketiminin kemik yoğunluğu üzerindeki etkileri çok net değil ise de çoğu veri yoğunluğu azalttığı yönündedir.

Bir çok araştırma sigara içme alışkanlığı ile osteoporotik kırık riski ve sıklığı arasında paralel bir ilişkiyi göstermiştir. Bunun nedenleri arasında nikotin ve diğer toksik maddelerin karaciğerde sitokrom P 450 enzimini indüklemesi yanında sigaranın antiöstrojen etkileri de yer almaktadır. Sigara içenlerde kalsiyum emiliminde azalma gösterilmiştir. Sigara içenler genellikle zayıftır ve daha erken menapoza girerler. Sigara içen kadınlarda osteoporoza bağlı kırıklar 1,5-2,5 kat daha fazladır. Yapılan bir araştırmada erkeklerde 1 yıl sigara içiminin kalça kırık riskini % l artırdığı gösterilmiştir.

Osteopeni - osteoporoz - yerleşmiş osteoporoz ne demektir?

Osteopeni:

Genç erişkine göre KMY nin 1SD arasında olması

Osteoporoz:

Genç erişkine göre KMY nin 2,5 SD' nin üzerinde olması

Yerleşmiş Osteoporoz:

KMY nin -2,5 SD nin üzerinde ve ek olarak bir veya daha fazla kırık olması.

Osteoporoz Nasıl Teşhis Edilir?

Osteoporozun ciddiyetini anlaşıldıktan sonra Dünya'da da ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Osteporoz ortaya çıkmadan bunu gösterebilecek değişik aletler geliştirilmiştir. Bu aletlerin bir kısmı ses dalgalarını kullanırken bazıları da X ışınları gibi değişik kaynakları kullanmaktadır. Günümüzde en çok kullanılan yöntem DEXA yöntemidir. Hastalar için bir zararı gösterilmemiştir. Hasta bir masaya yatar ve hareketli bir kamera ile ışın kaynağı vücut üzerinde gezinerek sonuçları sistemin bilgisayarına aktarır. Ölçüm süresi uygulanacak yöntem ve makine cinsine göre değişse de ortalama 30-45 dakika da tüm işlemler bitmektedir. Tabii ilerlemiş osteoporoz normal röntgen filmleri yardımı ile de anlaşılabilir. Bir klasik röntgen filminde osteoporozun görülmesi, kemik kütlesinin en az %30 unun kaybedilmiş olduğunu gösterir. Günümüzde geliştirilmiş bir çok yöntem olmasına karşın hekimlerin klinik değerlendirmeleri , hastalığın anlaşılmasında ki en önemli faktördür.

Osteoporoz'dan Nasıl Korunulur ?

Düzenli hekime gitme alışkanlığı bu hastalıkta sizleri koruyacak en önemli adımdır. Basit bazı önlemlerde osteoporoza karşı yardımcı olabilir. Nedir bu önlemler? Öncelikle beslenmemizde bazı değişiklikler yapmalıyız.

En önemlisi kendinizi OSTEOPOROZ'a karşı sık sık kontrol ettiriniz.İleriki yaşantınızdaki rahat ve aktivite ancak erken teşhis ile mümkün olabilir. Sizde kemiklerinizi zaman zaman ölçtürebilirsiniz.

1. Süt ve süt ürünleri gibi kalsiyumdan zengin besinlerin alınması gerekir.Ancak bu tip ürünler yüksek oranlarda da yağ içerebilirler, yağsız veya yağı azaltılmış olan tiplerini kullanmalısınız.
2. Özellikle Magnezyum ve C vit takviyesi alınız.
3. Yüksek proteinli beslenmeden de kaçınmalısınız.
4. Tuz alımını azaltın.
5. Lifli besinlerle beslenin (sebzeler).
6. Alkol ve kahveden uzak durunuz.
7. Mutlaka Doktorunuzun uygun göreceği egzersizi yapın.

Evinizde de bazı değişiklikler yapmalısınız:
Bunda amaç hayatı kolaylaştırmak ve sizi düşmekten korumaktır.

1. Çorap ve ayakkabı giyerken bir yere oturun.
2. Uygun ayakkabı seçin.
3. Ağır eşyaları taşımayın.
4. Eğilmeniz gerekiyorsa, belinizi bükmeden, dizlerinizi bükerek eğilin.
5. Ani hareketlerden kaçının.
6. Buzlu ve kaygan zeminlerde dolaşmamaya özen gösteriniz.
7. Evinizin aydınlatmasını gözden geçirin ve daha iyi bir görüş sağlayacak şekilde aydınlatın.
8. Yatak odası ve banyo arasındaki yolu her zaman aydınlatın.
9. Sık kullandığınız eşyalarınızı yakınınıza yerleştirin.
10. Evinizde kolay erişilebilecek yerlerde telefonlar bulundurun.
11. Banyo ve tuvaletlere sağlam tutunabileceğiniz tutma kolları yaptırın.
12. Banyo küveti ve zemininin kayganlığını önleyecek tedbirleri alınız.

Yanları destekli iskemleleri tercih ediniz.

I- Kemik yıkımım azaltanlar:
1- HRT (östrojen-progesteron)
2- Antiöstrojen (raloksifen)
3- Kalsitonin
4- Bifosfanatlar
5- Kalsiyum
6- Vitamin D ve deriveleri
7- Tiazid diüretikleri

II -Kemik yapımını artıranlar:
l - Florid
2-Testesteron
3-Anabolik steroidler
4-Parat hormon

Bu çok geniş tedavi seçeneklerinden hastanın yaşı, risk faktörleri, kemik mineral yoğunluğu ölçüm sonuçları ve ülkemizin sosyo ekonomik durumu da göz önüne alınarak (çünkü uygulanan tedaviler genelde pahalı tedavilerdir.) hasta için en uygun kombinasyon yapılmalıdır. Bugün için tedavinin birinci basamağında HRT, Alendronat, Vitamin D ve deriveleri, Kalsiyum ve Raloksifen görünmektedir. ikinci basamakta Kalsitonin ve Etidronat, üçüncü basamakta diğer tedavi seçenekleri yer almaktadır.

Osteoporoz Tedavisinde Neler Kullanılır?

Tedavinin esasını risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, fizik tedavi rehabilitasyon ve medikal tedavi oluşturur. Amaç; kemik mineral yoğunluğunun stabilize edilmesi ve artırılması, kırıkların önlenmesi, iskeletin deformitelerine bağlı belirtilerin iyileştirilmesi ve yaşam kalitesinin artırılmasıdır.

Dengeli beslenme ( yeterli kalsiyum ve protein alımı), yeterli fizik aktivite, aşırı alkol ve sigara kullanılmaması tedavide önemli yol almamızı sağlar.

Hastalar ağır yük kaldırmaktan kaçınmalı, yük taşırken de gövdeye yakın olarak tutmalıdır. Çünkü öne eğilerek kaldırılan yük bel bölgesinde kaldırılan ağırlığın 10-20 kat fazlası yüklenmeye sebep olmaktadır. Kemik mineral dansitesinin devamlılığı ve artması için iskelete yük bindirici egzersizler verilmelidir. Ayrıca fleksiyon egzersizleri yapılmamalı, ekstansiyon egzersizlerine ağırlık verilmelidir.

Akut ağrının tedavisinde analjeziklerin yanında uygun pozisyonlama, yatak istirahati ve TENS, hot pack, infraruj gibi fizik tedavi modaliteleri kullanılır.

Kronik ağrıda kifotik postürün düzeltilmesi için uygun ortez kullanılabilir. Fakat kas güçsüzlüğüne yol açabileceği için kullanım süresi iyi ayarlanmalı ve beraberinde sırt ekstansör güçlendirme egzersizleri verilmelidir. Yine bu dönemde analjezik etkili fizik tedavi modaliteleri kullanılabilir.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 02-12-2009   #14 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi


Pes ekino varus (PEV) doğuştan çarpık ayak


En sıkdoğumsal hastalıklardan biridir. Topuklar ve parmaklar içe doğru dönmüştür. Genellikle baldır ve ayak normalden kısadır. Bu kısalık özellikle tek taraflı vakalarda belirgindir. PEV ağrısızdır, düzeltilebilir ve bebeğiniz normal bir yaşama döner.

Her 1000 doğumdan birinde görülür. Her 3 vakadan 1’i çift taraflıdır. Neden olduğu bilinmemektedir. Her 3 vakadan 2 si erkek bebektir. Ailede varsa olasılık iki katına çıkar.


Düzeltme ve alçılama

Tedavi doğumdan hemen sonra başlar. Amaç ağrısız, fonksiyonel bir basma elde etmektir. Doktorunuz nazikce ayağı normal pozisyona getirecek biçimde gererek düzeltir ve düzeltmeyi korumak için alçılar. Düzeltme tedrici olarak her hafta tekrarlanır. Tam normal pozisyona gelmesi aylar alabilir. Düzelme görüntü ve rontgenle takip edilir. Alçılama genellikle 6-12 hafta sürer. Düzelme meydana geldiğinde bunun korunması için yürüme yaşına kadar özel ayakkabılar giyilir. Adeleler 2-3 yaşına hatta bazen 7 yaşına kadar adeleler ayağı eski pozinyonuna döndürmeye çalışır. Bu nedenle 7 yaşına kadar çocukların izlenmesi ve bu arada gerekirse cerrahi müdahaleler yapılması önemlidir.

Cerrahi tedavi

Bazen germe ve alçılama bebeğinizin ayağını tam düzeltmeyebilir. Özellikle de düzeltme ve alçılamaya geç başlandığında. Bu durumda cerrahi tedavi gerekir. Cerrahi tedavi 3-12 aylıkken yapılabilir ve tek seansta ayaktaki bütün kemik, bağ ve tendon bozuklukları düzeltilir. Ameliyat sonrası 6-8 hafta alçı uygulaması ardından özel ayakkabı giyilir.

Tedavi edilmeyen çocuklarda çok ciddi sakatlık ve yürüme bozukluğu oluşur.Günümüz cerrahi teknojisi her yaşta bu rahatsızlığın tedavisine olanak vermektedir. Yine de en iyi sonuçlar 1 yaş altındaki cerrahilerden alınır.

En mükemmel sonuçlu tedavilerde bile hasta ayak 1-1.5 numara daha küçük, daha az hareketli ve baldırı daha ince olur.


PSORİATİK ARTRİT

Psöriyatik artrit nedir?

Psöriyatik artrit, kronik bir cilt ve tırnak hastalığı olan sedef hastalığıyla (psöriyazis) birlikte görülen bir iltihabi artrit tipidir. Bu hastalığın beş tipi vardır:


Öncelikle el ve ayak parmaklarındaki küçük eklemleri tutan artrit

Kol ve bacaklardaki eklemleri tutan asimetrik artrit

Romatoid artrite (iltihaplı romatizmaya) benzeyen simetrik poliartrit (çok sayıda eklemi tutan artrit)

Nadir fakat ekleme son derece zarar veren ve şeklini bozan bir tip olan artritis mutilans

Sakroiliyak (omurgayla kalça kemiğini birbirine bağlayan eklem) eklemin ve omurganın artriti (psöriyatik spondilit)

Bu artrit tiplerinin her birinin hangi sıklıkta görüldüğünü belirlemek zordur. Aynı hastada zamanla artritin tipi değişebilir ve bazı hastalarda birden fazla tip bir arada görülebilir. Bazen artrite ek olarak gözde ya da bağların ve tendonların (kasın kemiğe tutunduğu yapı) kemiğe yapıştığı yerde, örneğin topukta, iltihaplanma vardır, ikinci durumda o bölgede ağrı ortaya çıkar.

Nedeni

Tam nedeni bilinmemektedir, fakat bağışıklık, genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etki ettiklerinden şüphe edilmektedir. Psöriyatik artritli hastaların %40'a varan bir bölümünün ailelerinde psöriyazis ya da artrit öyküsü vardır.

Sağlık üzerindeki etkisi


Psöriyatik artrit ABD'de bulunan 3 milyon psöriyazis hastasının en az %10'unda görülmektedir.

Kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmekte ve genellikle 30-50 yaşları arasında başlamaktadır, fakat çocuklukta da başlayabilir.

Psöriyatik artrit, hastaların %15'e kadar bir kısmında psöriyazis tanısı konulmadan önce başlayabilir.


Tanı

Kesin bir tanı konulmadan önce, psöriyazis için karakteristik olan cilt ve tırnak değişiklikleri gösterilmelidir. Bazı hastalarda sedimentasyon yüksekliği, hafif anemi ve kan ürik asit düzeyi yüksekliği bulunabilir. Gut olmadığı kanıtlanmalıdır.

Tedavi

Psöriyatik artritin tedavisi başlangıçta steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçlardan ibarettir, fakat artrit bu ilaçlara yanıt vermezse metotreksat kullanılması gekebilir. Antimalariyal (sıtma tedavisinde kullanılan) bir ilaç olan hidroksiklorokin de etkili olabilir fakat bazı hastalarda bu ilaçla psöriyaziste alevlenme görülebilir. Sulfasalazin adlı ilaç bazı psöriyatik artrit hastalarında çok faydalı olmaktadır. Hastalığın ağır şekillerinde azatioprin kullanılabilir.

Doğrudan eklemin için uygulanan kortikosteroid enjeksiyonları faydalı olabilir. Son zamanlarda siklosporin ile iyi sonuçlar alınmaktadır, fakat bu ilacın böbrek üzerinde yan etkileri olduğu için, diğer tedavilere cevap vermeyen ilerleyici hastalıkta kullanılmalıdır. Uygun egzersizler çok önemlidir. Eklem harabiyeti gelişen hastalarda cerrahinin yararı olabilir.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 02-12-2009   #15 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi


ROMATOİD ARTRİT: ROMATİZMA

Romatoid Artrit (Artrit = Eklem iltihabı) en yaygın romatizmal hastalıktır ve daha fazla kadınlarda olmak üzere nüfusun % 0,5 inde görülmektedir. Hastalığın sebebi henüz tam olarak açıklanamamıştır, ancak genetik faktörler ile oto imunite (= bünyenin kendi dokularına karşı çalışması) süreçleri ile bağlantılar mevcuttur. Tipik semptomlar arasında, geceleri ve gündüzleri el parmaklarında, genelde simetrik olarak, oluşan ağrılar ile sabahları bu eklemlerin 15 dakikadan daha fazla tutuk ve uyuşuk olmasıdır. Devamında başka eklemlere de sıçrama gerçekleşir. Eklemler deforme olur. Ender olarak organlara da sıçrar (gözlere, tükürük ve göz yaşı bezlerine, cilde, kalp ve akciğerlere).

Teşhisin konulmasında hastalığın geçmişi ile el ve ayakların röntgen filmleri belirleyici olmaktadır. Laboratuar değerleri sadece fikir vermektedir. Hastalığın sebep olacağı zararları engellemek veya geciktirmek için uygun tedavinin vakit geçirilmeden başlaması önemlidir. Bu tedavi, temel ilaçlar dediğimiz ilaçlarla (özellikle Methotrexat) ve gerekirse iltihap önleyici başka ilaçların kombinasyonu ile yapılmaktadır. Tamamlayıcı olarak fizik tedavi, Ergoterapi, Hasta jimnastiği ve cerrahi tedavi yardımcı olmaktadır.
Tanımlama

Kronik Poliartritis olarak da adlandırılan Romatoid Artrit kronik iltihaplı bir hastalıktır. Bu hastalık ağırlıklı olarak eklemleri etkilemekle birlikte ender de olsa göz ve cilt gibi iç organları da etkileyebilmektedir.
Sıklık

Romatoid Artrit iltihaplı romatizmal hastalıklar içerisinde en sık görülenidir. Almanya’da nüfusun yaklaşık % 0,5’i bu hastalıktan mustarip. Bu hastalığın kadınlarda görülmesi erkeklere göre 3:1 oranında daha fazladır.
Romatoid Artrit her yaştaki insanda, hatta küçük çocuklarda dahi görülebilmektedir. Bununla birlikte hastalık daha çok 35 ile 45 yaş arasında ve 60. yaştan sonra başlamaktadır.
Sebepleri

Romatoid Artritin oluşumuna neyin sebep olduğu konusu halen kesin olarak çözülmüş değil. Ancak muhtemelen hastalığın başlangıç sürecinde imun sistemine (bağışıklık) ait hücreler aktif hale gelerek bir oto imünite sürecinin başlaması ile kendi vücutlarına karşı savaşa geçmektedirler. Bu süreç birkaç adımda gerçekleşmektedir:

Ak yuvarların özel bir şekli olan T-Lenfositleri aktif hale gelir. Belirli yüzey molekülleri ağır Romatoid Artrit hastalarında daha sıklıkta görülmektedir. Bu nedenle genetik bir eğilim muhtemeldir.

Hastalığın oluşumundaki sonraki adımlarda eklem iç zarı (sinovyal zar), bağışıklık sisteminin neredeyse tüm hücreleri ile bağ dokusunun sinovyal hücreleri dahil olmak üzere iltihaplanır. Bu iltihap, hücreler arasında iletişimi sağlayan bağışıklık sisteminin elçi maddeleri, yani Sitokinler tarafından yönetilmektedir. Bir verici hücre etki maddeleri (sitokin) çıkartır. Bu maddeler hedef hücreye ulaşır. Hedef hücrenin hücre zarında reseptörler bulunur. Sitokin molekülleri bu reseptörlere kilit - anahtar misali yanaşabilmektedirler. Böylece hücre içlerine sinyaller gönderilir ve bu sinyaller hedef hücrenin belirli bir cevapta bulunmasına neden olurlar. Romatoid Artritin oluşumunda en önemli sitokinler Tümör Nekrose Faktörü - alpha (TNF - alpha) ve İnterlökin - 1 (IL-1) sayılmaktadır.

Sitokinlerin etkisi ile Sinovyalden yumru şeklinde bir doku oluşur. Pannüs denilen bu doku belli bir süre sonra kıkırdak, kemik, tutucu aparatlar ile söz konusu ekleme ait diğer yapıları bozmaktadır. Bu yıkıcı iltihab sürecinin sorumlusu olarak TNF-alpha görülmektedir. Bu mekanizmayı çözmek için yeni bir tedavi katkısı, TNF-alpha’ nın hedef alınarak antikorlar veya çözünebilir TNF-reseptörleri ile bloke edilmesidir.

Interlökin-1 (IL-1) kıkırdak dokusunun bozulmasını teşvik eder ve kemik yapısını bozan hücreleri, yani Osteoklastları, aktif hale getirir. Bu etki organizmada normal olarak IL-1 reseptör antagonisti IL-1Ra tarafından düzeltilmektedir. IL-1Ra, hücre zarındaki reseptörleri karşıt oyuncular ile, yani Reseptör antagonistleri ile bloke ederek hedef hücrenin cevap (tepki) vermesini engeller. IL-1Ra, reseptörün kilidine uygun ama "kör" bir anahtar sunar. IL-1’ in yanaşabileceği kilitler böylece bloke edilmiş olurlar. Hücre içerisine bir sinyal verilmemiş olur. Hücrenin korkunç cevabı gelmez. Romatoid Artrit hastalığında, yeterli sayıda IL-1 reseptör antagonisti bulunmadığından, bu denge bozulmuştur.

Tipik Belirtiler:


Geceleri ve sabahları eklem ağrıları


Sabahları 15 dakikayı geçen eklem tutulmaları


Eklemlerin şişmesi, tipik olarak parmakların dip ve orta eklemlerinde


Yorgunluk ve takatsizlikle birlikte genel olarak kendini hasta hissetme.
İlk devrelerde bazen sadece az sayıda eklem etkilense de neredeyse her zaman belli bir süre sonra poliartritis dediğimiz vücudun çok sayıda küçük ve büyük ekleminin iltihaplanması gerçekleşir. Bu daha çok el ve parmak eklemlerinde görülür. Baş - boyun eklemi dışında Omurga hemen hemen hiç etkilenmez.


Hastalık seyrinin devamında eklemlerde aşağıda tarif edilen değişiklikler gelişebilir:



Parmakların dışa kayması


Parmak ucunun aşağıya katlanması


Parmak kemiğinin yukarıya çıkıntı yapması


Eklemlerin dış tarafında lastik benzeri düğümlerin gelişmesi
Ancak sadece eklemler değil başka organlar da etkilenmiş olabilir.

Organların etkilenmesi aşağıdaki şekillerde görülebilir:


Akciğer
Akciğerde bağ dokusunun çoğalması (akciğer fibrozu) veya göğüs zarı iltihabı (Plevrit)


Kalp
Perikard iltihabı (Pericarditis)


Gözler
Göz duvarlarında değişik katmanların iltihaplanması (Skleritis ve Episkleritis) ekstrem durumlarda gözün delinmesi (ör. bir Ulcus cornae sonucu)

Cilt
Romatizma düğümleri veya kılcal damar iltihabı (Vaskulitis) özellikle alt baldır ile ayak sırtında.
Tükürük ve göz yaşı bezleri
Ağız ve gözde kuruluk belirtili kronik iltihap (Sicca-Syndrom
TEŞHİS:
Romatoid Artrit hastalığının teşhisi her zaman bir çok bulguya dayanılarak konulur: Belirtiler, vücudun muayenesi, laboratuar verileri ve röntgen tetkikleri.
Kan değerlerinin tipik değişimleri aşağıda verilmiştir:
Kan çökelme hızı (BSG) ve C-Reaktif-Protein (CRP) gibi iltihap değerlerinin yükselmesi
Romatizma Faktörünün tespiti (değişik antikorlar)
Hemoglobin değerinde düşmeyle birlikte İltihap anemisi
Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus, Romatoid Artrit hastalarının sadece yaklaşık % 80 kadarında romatizma faktörünün tespit edilebilmesi ve romatizma faktörünün bazı başka hastalıklarda ve hatta sağlıklı insanlarda da bulunabilir olmasıdır. Bu nedenle çok fazla spesifik olmamaktadır.

Romatoid Artrit hastalığının eklem bozucu sürecine bağlı olarak genelde bir kaç yıl sonra eklemlerin röntgen filmlerinde tipik değişimler görülebilir:
Ekleme yakın Osteoporoz = ekleme yakın kemikte kireç tuzu eksikliği (erken işaret)
Erozyonlar = eklem yüzeyinin dış kenarında fare ısırığını andıran kemik hasarları
Baş-boyun ekleminin de etkilendiği, boyun omurgasında omurların kayması
Vaktinde tipik değişiklikleri tanımlayabilmek için el ve ayakların röntgen filmleri özellikle faydalı olmaktadır.
Teşhisi standartlaştırmak için American College of Rheumatology (ACR) 1987 yılında aşağıdaki teşhis kriterlerini belirlemiştir.


Romatoid Artrit için ACR-Kriterleri


Eklemlerin sabah tutukluluğu (süresi: en az bir saat) > altı hafta


Üç veya daha fazla eklem bölgesinde dokunularak hissedilebilir şişlikler > altı hafta


El veya parmak eklemlerinde artrit > altı hafta
Simetrik Artrit (aynı zamanda her iki eklem bölgesinde) > altı hafta
Romatizma düğümü
Kanda romatizma faktörünün bulunması
Tipik röntgen değişiklikleri (eklem yakınında Osteopeni ve/veya erozyon)
Romatoid Artrit teşhisi için bu 7 kriterden en az 4 tanesinin söz konusu olması gerekmektedir.



TEDAVİ:

Bir Romatoid Artrit hastasının tedavisi büyük tecrübe gerektirmektedir, ayrıca romatolog, ortopedist, hasta jimnastikçisi ve bir ergo terapistin disiplinli bir iş birliği içerisinde çalışmaları gerekir. Takip eden tedavi yolları mevcuttur:
İlaçla tedavi
- En kullanışlı temel ilaçlar
- Eklemlere Kortizonlu preparatların enjeksiyonu
- NSAR
- Biyolojikler
Hasta jimnastiği
- Bireysel ve grup jimnastiği
- Kuru terapi ve hareket banyosu


Fizik tedavi
- Sıcak ve Soğuk uygulaması
- Masaj
- Elektro terapi


Ergo terapi ve Rehabilitasyon
- Eklem koruma eğitimi
- Evde, işte ve serbest zamanda, genel olarak günlük hayatta uyum
- Yardımcı madde tedariki
Psikolojik önlemler
- Gevşeme eğitimi
- psikolojik olarak ağrıyı yenme
- Ruhsal destek ve refakat


Cerrahi tedavi (Synovektomi ve rekonstrüktif cerrahi)
- örn. Eklemlerin bozuk durması veya fonksiyon kaybında düzeltici operasyonlar.
- Suni eklem uygulaması


İlaç tedavisi

Romatoid Artrit'in eklem bozucu sürecine engel olmak için sürekli ve yeterli ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Buradaki amaç, eklemlerdeki iltihabı mümkün olduğunca kontrol altında tutmaktır.

Burada vazgeçilemez ilaçlar arasında temel ilaçlar dediğimiz ilaçlar veya disease-modifying antirheumatic drugs (DMARD) dediğimiz ilaçlar önemli bir rol oynamaktadır. Bu ilaçlar hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebilirler. Aktif olan her Romatoid Artrit en az bir veya daha fazla temel ilaçla tedavi edilmelidir.


a) En kullanışlı temel ilaçlar

Methotrexat
Sulfasalazin
Hydroxychloroquin
Chloroquin
Aurothioglukose (enjekte edilebilen altın)
Auranofin (oral altın)
Azathioprin
Cyclosporin A
Leflunomid


Temel ilaçlar arasında yüksek etkisi ve kabul edilebilir yan etkileriyle Methotrexat özel bir yer almaktadı. Methotrexat, esasen daha yüksek dozlarda kullanıldığı kanser tedavisinden gelmektedir. Methotrexat genelde ilk seçilen temel tedavi ilacıdır. Tablet halinde verilebildiği gibi enjeksiyon (kas içine, damara ve subkutan) olarak da verilebilmektedir.

Tüm temel ilaçlar belirli bir sürede etkilerini gösterebilirler. Genelde bu süre 4 hafta (Methotrexat, Leflunomid) ile 6 ay (enjekte edilebilir altın) arasındadır.

Sadece bir temel ilaca yetersiz düzeyde tepki alınıyorsa değişik ilaçlar aralarında kombine edilmelidir. Büyük araştırmalarda tercih edilen bir kombinasyon Methotrexat ile Cyclosporin A veya Hydroxychloroquin plus Sulfasalazin ile olanıdır.


b) Eklemlere Kortizon preperatlarının enjekte edilmesi

Romatoid Artrit tedavisinde diğer bir ana direk olarak kortizonlu preperatlar gösterilebilir. (Glukokortikoidler). İltihaba karşı etkileri çabuk olduğundan hastaların şikayetlerini hızla azaltmaktadır. Düşük dozlu uzun süreli tedavide eklem bozulmasında ki ilerleme yavaşlamaktadır. Ne yazık ki Glukokortikoidlerle yapılan uzun süreli veya yüksek dozlu tedavilerde yan etkiler meydana gelmektedir, örn. Osteporoz.


c) Steroidal olmayan anti romatik (NSAR)

Örneğin Diclofenac ya da Indometacin gibi anti iltihap etkili ağrı kesicilerdir. Ortak eki prensibi olarak Prostaglandin üretimi için gereli olan Cyclooxygenase (COX) enzimini azaltırlar. Ağrı kesici etkileri iyi olduğundan Romatoid Artrit hastalığında kullanımına devam edilmektedir. Sık rastlanan bir yan etki mide ve onikiparmak bağırsağı ülserinin oluşumunu desteklemesidir. Bu durum özellikle ilaçlar Glukokortikoidlerle birlikte alındığında ortaya çıkabilir. NSAR'ın bir diğer sınıfı Cyclooxygenase-2(COX-2)- engelleyicileridir. Bunlar sadece iltihap durumunda meydana gelen Prostaglandin üretimini bloke ederken, mide zarının koruması için gerekli olan Prostaglandini bloke etmezler.


d) Biyolojikler

Romatoid Artrit hastalığında iki sitokin özellikle önemli bir rol oynarlar: İnterlökin - 1 (IL-1) ve tümör nekrose faktörü - alpha (TNF - alpha). Her ikisi de bağışıklık sisteminin hücreleri tarafından üretilir ve salgılanır. Biyolojikler, iltihabı teşvik eden ve iltihabı engelleyen faktörler arasındaki dengesizliği kaldırırlar. Bunlar IL-1 veya TNF-alpha fazlasına karşı etkili olurlar.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 02-12-2009   #16 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi


Tekrarlayan omuz çıkıkları

TEKRARLAYICI OMUZ ÇIKIKLARI

İlk omuz çıkığı genellikle oldukça büyük bir travmayla olur. Yeterli tedavi olmuş veya olmamış kişilerde ikinci ve sonraki çıkıklar şaşırtıcı derecede kolay olabilir. İlk çıkık sonrası tedavi kurallarına uygun yapılmış bile olsa yeniden çıkma olasılığı vardır. Özellikle ilk çıkık 20 yaş altında olmuşsa % 50 nin üzerinde yeniden çıkık olasılığı vardır.

İlk çıkık sırasında omuz sabitliğini sağlayan dokuların bir kısmının iyileşememesi yeniden çıkığa neden olur. Bunlardan en sık görüleni labrum denen kıkırdak desteğin kemiğe yapışma yerinden ayrılmasıdır. (omuz anatomisine bakınız) Ayrıca omuz kapsülündeki gevşemede ana nedenlerdendir. Ayrıca humerus kemiğinin başındaki defektlerde sorumlu tutulmaktadır. Bu problemlerin onarıldığı cerrahi müdahaleler sonrası bile yeniden çıkıklar görülebilmektedir.

Tekrarlayan çıkıklar omuz ekleminde bozulma ve kireçlenmelere neden olurken omuz çevresi adele ve tendonlarda kalıcı hasarlar oluşturabilir. Ayrıca beklenmeyen zamanlarda oluşan omuz çıkıkları ek sakatlıklara da neden olur. Bütün bu nedenlerle tekrarlayan omuz ıkıklarında cerrahi tedavi önerilir.

Tedavi yöntemleri

Değişik cerrahi tipleri vardır. Bunların her birinin avantaj ve dezavantajları vardır. Bir cerrahiden beklenen özellikler şunlardır;



Düşük nüks oranı
Düşük komplikasyon oranı
Düşük yeniden operasyon oranı
İleride artrit olasılığı düşük
Hareket kısıtlılığı yapmayan
Eklem içinin görülmesine izin veren
Yeniden çıkığa neden olan problemlerin giderildiği
Vakaların büyük çoğunluğuna uygulanabilen olması
Bütün bu beklentileri karşılayan bir operasyon henüz tanımlanmamıştır.Ancak artroskobik, açık birçok operason % 90 lar civarında başarı sağlamaktadırlar.

Tekrarlayan çıkıktan nasıl korunulur?

Omuzunuz ilk çıktığında derhal doktora başvurun. Çıkığın yerleştirilmesi kolayca başarılamazsa fazla zorlamadan genel anesteziyle yapılmalıdır. Çıkık yerine yerleştirildikten sonra omuz 3-4 hafta tesit edilmelidir. Bu tesbit iyileşebilecek dokuların iyileşmesine olanak verir. Tesbit sonrası omuz adelelerinin kuvvetlendirilmesi de önemlidir. Bütün bunlara rağmen omuzunuz yeniden çıkabilir.


Tensiçi ve golfçü dirseği

TENİSÇİ ve GOLFÇU DİRSEĞİ

Tenisçi dirseği dirsek dış kısmındaki çıkıntı çevresinin ağrılı bir hastalığıdır. Tenis oynayanlarda sık görüldüğü için bu isim verilmiştir. Gulfcu dirseği aynı problemin dirseğin iç kısmında olanıdır. Aslında sporcu olmayan kişilerde de bu hastalıklar oldukça sık görülür. Ağrı dirsek dış tarafından aşağı doğru yayılır. Ağrıyı özellikle yakalama hareketi ve ağırlık kaldırma arttırır.

Her iki rahatsızlıkla tekrarlayıcı kol hareketlerin sonucudur. Önkol adelelerinin aşırı kullanılması sonucu adelelerin dirsek içi ve dışındaki çıkıntılara yapışma yerlerindeki tendonlarında küçük yırtıkla meydana gelir. Eğer zorlanma devam ederse yırtık tam iyileşmeden ödemli bir hal alır. Tenis, golf dışında boyama, tornavida kullanma, yakalama, tornavida-çekiç kullanma gibi birçok aktivitede bu tür zorlanmalar olabilir.
(bkz: Şekil 1)

Eğer dirsek iç veya dışında bir hassasiyet gelişir ve bu ağrı koldan aşağı doğru yayılıyorsa derhal neden olan hareketi durdurup doktora başvurunuz. Bu aktiviteyi durdurmanız oluşan mini yırtığın iyileşmesine izin verir. Spor sırasında olduysa tekniğinizi ve kullandığınız ekipmanları gözden geçirmeniz gerekir.

Tedavi

İlk olarak kolu dinlendirme, buz uygulaması, ödem giderici ilaç kullanımı önerilir. Ani ve şiddetli başlangıçta alçı veya hazır ateller dinledirme amacıyla diğer tedavilerle beraber kullanılabilir. 2-3 hafta içinde o bölgeye kortizon bazlı enjeksiyonlar yapılır.

Yakınmalar geçer geçmez önkol adeleleri için germe ve kuvvetlendirme ekzersizleri başlanmalıdır. Tekrarlaması önleyen ve iyileşmenin tamamlanmasını asıl sağlayanın ekzersiz tedavisi olduğu unutulmamalıdır. Doktorunuz yeniden spora veya olayı başlatan aktiviteye dönüldüğünde koruyucu dirseklik kullanmanızı önerebilir.

3 kez kortizon enjeksiyonu, korunmaya ve fizyoterapiye rağmen geçmeyen vakalarda operasyon kesin bir çözüm sağlayabilir. İyi bir hasta-doktor uyumu bazında dikkatli bir tedavi ile vakaların % 80-90 ı cerrahiye gerek kalmadan iyileşebilir.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 02-12-2009   #17 (permalink)
Standart Cevap: Ortopedi


Ulnar sinir sıkışması



Dirseğinizi bir yere çarptığınızda tüm kolunuza yayılan bir elektriksel akım yada ağrı hissettiğinizde ulnar sinirinizi hissetmiş olursunuz. Ancak zaman zaman ulnar sinirin oluşturduğu bu tablo kalıcı olabildiği gibi ,elin parmaklarını ve el bileğini rahatsız eden bir tablo oluşturabilir.

Ulnar sinir tüm kol boyunca uzanır ve dirseği ,el bileğini geçerek sonlanır. Elin küçük parmağı ve yüzük parmağının his duyusundan ,elin parmaklarının hareketinin bir bölümünden sorumludur. Dirseğin iç yanından mevcut olan eliniz ile de hissedebileceğiniz bir tünelden geçer. Dirseğin almış olduğu bir travmadan ulnar sinir etkilenecek olursa (dirsek kırıkları sonrası gibi) sinirde gelişen ödeme bağlı olarak sinir bu tünel içerisinde sıkışır. Bu tabloya kubital tünel sendromu yada ulnar sinir sıkışma sendromu adı verilir.

Bu durumun uzaması sonrasında sinirin üzerinde yer alan koruyucu myelin tabakası el bileği ve dirseğin hareketleri sonrasında sürtünmeye bağlı olarak aşınabilir. Bu sinir de kalıcı bir hasar oluşma ihtimali demektir. Burada elin kaslarında zayıflama kavanoz açma gibi hareketlerde zorlanma gibi şikayetler ortaya çıkar. Problem dirseği ilgilendiren bir patolojiden kaynaklansa da esas şikayetler sinirin etkili olduğu alan olan elde ve parmaklarda ortaya çıkar. Hem motor hem his duyusu ile ilgili sorunlar yaşanır.


Dirseğin iç kısmında oluşan gerginlik hissi


Özellikle geceleri oluşan elin küçük ve yüzük parmağında uyuşma hissi


Araba kullanma veya telefonla konuşma gibi dirseğin uzun süre katlı pozisyonda kalması sonrasında uyuşmanın oluşması


Müzikal bir instrumanı kullanırken yada elin parmaklarını ilgilendiren bir iş yapmada güçlük


Kavrama yada ayıklama işleminde güçsüzlük hissi


Tüm kolun iç yüzünde ağrı hissetme gibi şikayetler oluşabilir.
Bunlardan herhangi biri mevcut ise doktorunuza başvurun,erken tanı kolay tedavi seçeneklerini getirecektir.

Hastalığın tanısı koymada mevcut birçok yöntem mevcuttur. Hastadan alınan bilgi bunların en önemlisidir. Dirsek ile ilgili geçirilmiş bir sorununuz varsa doktorunuz sizden çeşitli röntgenler istiyebilir. Ayrıca elin, elbileğinin kaslarının ve sinirlerinin elektriksel yanıtını görmek üzere EMG istenebilir.


Dirseğinin üzerine düşenler


Dirsek hareketi ile ilgili işlerde çalışanlar (sekreterler, şöförler gibi)


Diabetikler


Artrit problemi olanlar veya troid problemi olanlar


Alkolikler risk altında olan kişilerdir.
Cerrahi olmayan tedavi seçenekleri


Dirseği olabildiğince düz tutarak sinirin sıkışmasını engellemek,


Gögüs üzerinde kolların çaprazlaşmasını engellemek,


Sık telefon görüşmeleri yapıyorsanız dirseği kullanmayacağınız bir sistem oluşturmak (megafonla konuşmak gibi)


Çalışma masasınızı ayarlayarak dirseğin kırılmış pozisyonda kalmasını engellemek,


Geceleri kullanacağınız,kolun pozisyonunu ayarlayan ateller,


Spor esnasında dirseği koruyan dirsekliklerin kullanımı


Steroid enjeksiyonu (ödemi azaltmak üzere)
Cerrahi tedavi

Eğer konservatif tedavi ile kas güçsüzlüğü ortadan kaldırılamıyorsa yada ağrı şikayetleri sürüyorsa ileri tetkikler yapılarak cerrahi tedavi planlanmalıdır. Cerrahi de birçok yöntem mevcuttur, ancak en sık olarak anterior submuscular transpozisyon adı verilen sinirin geçtiği kemik tünelin arkasından önüne alınması olarak tarif edilebilecek işlem uygulanır. Cerrahi tedaviden sonra rehabilitasyon planlanarak elin gücünün tekrar kazanılması sağlanır.
KaRDeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ortopedi Teknisyeni - Ortopedi Teknisyeninin Görevleri _Mr.PaNiK_ Meslekler Rehberi 1 18-10-2012 13:38
Türkiyenin En İyi Ortopedi Doktorları Eylül Genel Sağlık 1 15-06-2012 12:32


Saat: 22:41.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014