İnsan haklarının gelişimi

Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü icinde İnsan haklarının gelişimi konusu , İnsan haklarının gelişimi ile ilgili kısa ve mümkünse maddeler halinde bilgi verebilir misiniz?...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 24-10-2010   #1 (permalink)
Kayıtsız Üye
Standart İnsan haklarının gelişimi

Sponsorlu Bağlantılar


İnsan haklarının gelişimi ile ilgili kısa ve mümkünse maddeler halinde bilgi verebilir misiniz?

 

  Hızlı Cevap
Alt 24-10-2010   #2 (permalink)
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


İnsan Hakları Kavramı Gelişimi ve Düşünsel Temelleri
  • Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (Universal Declaration of Human Rights)
    • Madde 1: Her insan özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdanla donatılmış olup birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranır (Sencer, 1988:48).

  • Avrupa Konseyi tarafından ilan edilen insan haklarını ve temel özgürlükleri koruma sözleşmesi (Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms)
    • Madde 2: herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Hiç kimse, yasada ölüm cezası öngörülen bir suçu işlemesi durumunda bir mahkeme kararının yerine getirilmesi dışında amaçlı olarak yaşamından yoksun bırakılamaz (Sencer, 1988:398).
İnsan hakları kavramının temelinde elbette insan olgusu bulunmaktadır. Akıl taşıyan, düşünen ve aynı zamanda psikolojik varlık olarak insanın sırf insan olması nedeniyle doğuştan bazı haklarının varolduğu savı insan hakları düşüncesinin başlangıcı olmuştur. Her insanda temelde bir toplumsal ilişkinin sonucu olarak varlık kazanır ve yaşamını sürdürür. Hak kavramı da toplumsal yaşama geçiş ile birlikte ortaya çıkmıştır. Genel olarak hak bir kimsenin isteyebileceği, ileri sürebileceği ve kullanabileceği bir durumu belirtir. İnsanların gereksinimlerini karşılayacağını belirten devlet onların doğuştan gelme bazı hak ve özgürlükleri bulunduğunu ve bunları koruyacağını söylemiştir. Hak ve özgürlüklerinin güvende olduğunu gören insanlarda bazı sınırlamalara bu güvence karşılığında toplumsal yaşam içerisinde rıza göstermişlerdir. Hak ve yetki olguları aslında toplumsal düzeninin temelinde vardır.
İnsan haklarının düşünsel temelleri çok eski dönemlere kadar götürülebilir. Ancak bu hakların bir kavram olarak biçimlenmesi 18.yüzyıldan sonra başlamıştır. Nitekim insanlar ilk olarak uzun yıllar yaşam üzerine düşünmeye başlamışlardır. Yaşamın değeri ve canlıların varoluşu, onu izleyen tüm diğer değer ve ideallerin kaynağıdır. Her insanın fizyolojik olarak değerinin yanında yaşamı geliştirici ve besleyici tüm etkinliklerden yararlanma hakkına sahip olduğu düşüncesi zaman içinde gelişip ifade edilmiştir. İnsanların tam ve tatmin edici yaşamlar sürdürerek mutlu olacakları ve tüm dünyada barış ve huzurun ancak böyle sağlanabileceği gerçeğine ulaşılmıştır. İnsan haklarının ikinci önemli düşünsel boyutu eşitliktir. Eşitlik basit ve yalın ifadesiyle her şeyin herkes için aynı olmasıdır. Eşitlik hiçbir ayrıcalığı kendi yapısı içinde barındıramaz. En küçük bir ayrıcalık ya da ilgisizliğin insan haklarının törpülenmesine neden olacağı unutulmamalıdır. İnsan ve toplumun aynı düzen içerisinde bütünleşmesini sınırlayacak ve sosyal düzenin belli bir grubun lehine olacak şekilde kurumlaşmasını sağlayacak uygulamaların karşısında olunarak toplumsal adaletin yerine getirilmesi eşitlikten anlaşılan olmalıdır. Özgürlük ise bir anlamda insan haklarının özünü oluşturmaktadır. Özgürlük insanın bütün yönleri ve boyutları ile gelişme olanaklarına kavuşabilmesidir. Nitekim uzun yıllar düşünsel boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılan bu kavramlar Fransız İhtilali sonrası somutlaşarak bir takım belgeler aracılığıyla yazılı hukuklarda da vücuda gelmişlerdir.
İnsan haklarıyla ilgili ilk düşüncelerin eski Yunan ve Roma da gündeme geldiği ve o dönemin düşünürlerince ele alındığı görülmektedir. Bu dönemde insanı her şeyin temelinde yer alan görüşlerin gelişmesine rağmen, bunların o dönemin toplumlarında gerçekleştiğini söyleyebilmek olanaksızdır. Katı bir devlet anlayışının hakim olduğu o dönemlerde tüm insan ilişkileri ve toplumsal olgular devlet yönetiminin egemenliği altında gelişiyordu. Ortaçağ da ise yeni bir dönem başlamış ve devletin sınırsız hukuk sistemi yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Ortaçağ tam bir özgürlük dönemi olmamakla beraber yinede insanların kişilik kazandığı bir ortamı hazırlamıştır. Ortaçağlarda siyasi yapıyı feodal düzen oluşturmaktadır. Böyle bir düzende halk yöneticilere karşı hizmet ve sadakatle yükümlüyken, yönetenlerde onların can ve mal güvenliğinden sorumluydular. Bu dönemde din olgusu da giderek ön plana çıkmış ve dinsel ilkelerin devlet yönetimlerini etkisi altına aldığı gözlenmiştir. Tek tanrılı dinlerin giderek ön plana çıkması ve dinsel etkilerin devlet yönetimlerinde hissedilmesiyle insanlarında bazı hak ve özgürlüklere sahip olduğu gerçeği yavaş yavaş belirmeye başlamıştır. Dinin getirdiği hükümler sayesinde insanlar sahip oldukları hakları devlete karşı ileri sürebilir duruma gelmişlerdir. Devlet yöneticilerinin, yönettikleri halkla tanrı katında eşit oldukları, yönetici olmanın bir ayrıcalık olmadığı gerçeği dile getirilmeye başlanmıştır. Böylece hükümdarlar, egemenlik haklarını kilise aracılığı ile tanrıdan aldıkları için dinin denetimine razı olmuşlardı.
O dönemde insan haklarıyla ilgili kazanımlarını genel olarak kralın yetkilerinin kısıtlanması dolayısıyla da halkın özgürlüklerinin artması yönünde olduğu bilinmektedir. Bu çağlardaki antlaşmaların en önemli örneğini hiç kuşkusuz 1215 tarihli İngiliz Büyük Şartı (Magna Charta Libertatum) oluşturmaktadır. 63 madde içeren şartta, kişinin can ve mal güvenliğine sahip olduğu belirtilerek, bunlar kralın keyfi müdahalelerine karşı korunmuştur. Şartta ayrıca, kişiye keyfi yakalama ve ceza takibine karşı korunma gibi somut bir takım haklar da tanınmışsa da, bunları uygulamada etkin bir şekilde gerçekleştirebilecek mekanizmalar kurulamamıştır. Buna rağmen, büyük şart, kralın yetkilerini kısıtlayan ve kişi hak ve özgürlüklerin sınırlarını genişleten ilk adım olarak insan hakları alanında ilk ve en önemli belgelerden biri sayılmaktadır.
15. yüzyıldan sonra batı dünyasında olan bilimsel, ekonomik ve siyasal durgunluk, haçlı seferleriyle elde edilen bilimsel ve teknik gelişme ile hareketlenmeye başladı. Bilim adamlarının gözlem ve deneye yönelmesi, olayların akıl yoluyla sorgulanmaya başlaması tüm toplumsal düzene hakim olan dininde sorgulanması beraberinde getirdi. Tüm bu gelişmeler daha sonra birbiri ardına gelişecek düşünsel dönüşüm süreçlerine hareket verecek olan Rönesans'ın doğmasına neden oldu. Rönesans'ta ilk hamleyi bilim başlatmış, aklın değeri yeniden keşfedilmiş, bu özellik de akıl ile duyguyu birleştiren güçlü bir sanat akımı doğurmuştur. Bu gelişme içinde değişen devlet yapıları, Reform hareketinin getirdiği aydınlanma, devlet ve siyaset felsefesine de yansımış, sözü geçen alanda çeşitli düşünceler ileri sürülmüş, modern insan hakları ve özgürlük kavramlarına geçiş sağlanmıştır (Mumcu, 1992:43). Bu düşünsel dönüşüm süreçleri sonrası gerçekleşen Fransız İhtilali ise belki de tüm dünya için atılan önemli bir adım olmuştur. İnsan haklarının ülke sınırları gözetilmeksizin bütün dünyada geçerli olduğu şeklindeki evrensel insan hakları anlayışı, Fransız İhtilali sonucu yerleşmiştir. Bu ülkede yapılan temel hak ve özgürlüklerin geniş bir şekilde yer aldığı anayasal düzenlemeler, Avrupa'nın diğer ülkelerini de çok derinden etkilemiş ve çığ gibi yayılmıştır. İnsan hakları alanında adım adım gerçekleşen bu gelişmeler sonucu ilk kez İngiltere’de, 1689 tarihli temel haklar bildirisi, daha sonra 1776 tarihli Virginia İnsan Hakları Bildirisi ve Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirilerinde, insanların doğal, evrensel ve devredilemez haklarının olduğu dile getirilmiş ve bu hakların devletlerin anayasalarına girme süreci başlamıştır.
Anayasal denetim mekanizmalarıyla güvence altına alınmaya başlanan insan hakları, bu yüzyıldan sonra tam anlamıyla gelişerek bugünki modern insan hakları anlayışına zemin hazırlamıştır. Nitekim 20.yüzyıl insan haklarının ulusal sınırların dışına çıkarak evrenselleştiği bir dönem olmuştur. Bu dönem insan haklarının, devletler için sadece ahlaki bir yükümlülük olmaktan çıkıp, siyasi bir anlam ve içerik kazandığı bir dönem olmuştur. İnsan haklarının uluslararası arenadaki bu sarsıl maz yerini almasında yarım yüzyılda gerçekleşen iki dünya savaşının etkisi de önemli roller oynamışlardır. Yaraları bugün bile sarılamayan bu savaşlar, milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalmasıyla, insanın değeri ve onuruna yakışmayan olaylara meydan vermesi sonucu tüm dünyada barışın sağlanması insan hakları ve özgürlüklerine gereken saygının gösterilmesi uğrunda uluslararası bir bilincinde doğmasına neden oldu. İnsan hakları ve özgürlükleri konusunda savaş sonrasındaki çabaları iki kesime ayırmak gereklidir. Bunların ilki daha global (toptan, bütünsel) olan BM'in başını çektiği çabalardan, diğeri ise Avrupa devletlerinin kendi aralarında gösterdikleri çalışmalardan oluşmaktadır (Mumcu, 1992:98). Bu çabalar sonucu ilk kez Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni, 1950 yılında vrupa Konseyi'nin ilan ettiği İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Koruma Avrupa Sözleşmesi izlemiştir. Bu belgelerde insanlığın yüzyıllardır ulaşmaya çalıştığı tüm insanların özgür, onurlu ve haklar yönünden eşit doğdukları, bu haklardan herkesin ırk, cinsiyet, din, dil, maddi durum ve doğuş biçimi gibi nedenlerle bir ayrıma tabi tutulmaksızın yararlanmaları gerektiği gerçekleri ifade edilmiştir. Kuşkusuz bu iki belge modern insan hakları doktrinin uygulamaya yönelik en temel kaynakları olarak günümüzde hala geçerliliği olan belgelerdir. Bu bildirilerin önemi kavrandıkça temel metinlerde kısa cümleler halinde ifade edilen hükümleri açan ve üye devletlerin iç hukuklarına aktarabilecekleri yeni bildiri, sözleşme gibi metinler imzalanmıştır.
Bu sözleşmelere ve bildirilere imza atan devletler insan haklarıyla ilgili herhangi bir ihlalde bazı yaptırım ve müdahaleleri de kabul etmiş oluyorlardı. Böylece insan hakları geçerliliği uluslararası belgelerle kabul edilen ve tüm dünyanın onayladığı bir zaferle günümüze kadar olan yolculuğunu tamamlamıştır. Bu yeni bildiriler sonucu demokratik toplumlarda kişilere tanınan özgürlükler veya haklar; pozitif statü hakları, negatif statü hakları ve aktif statü hakları olarak üçe ayrılmıştır. Negatif statü hakları, kişinin devlet tarafından dokunulamayacak, kişinin özel alanının (inanç, düşünce özgürlüğü, kişi güvenliği gibi) sınırlarını çizen özgürlüklerdir. Bu haklar devlete negatif bir tutum, karışmama görevi yükler. Bu haklara aynı zamanda klasik haklar, devlet üstü haklar ya da temel haklar da denilmektedir. Pozitif statü hakları ise, vatandaşın devletten olumlu bir davranış hizmet ve yardım isteme haklarıdır (sağlık, eğitim, çalışma, sosyal güvenlik gibi). Bu haklara aynı zamanda sosyal haklar ya da devletçe tanınan haklar da denilmektedir. Aktif statü hakları ise, referandum seçme seçilme yollarıyla bireylerin toplum yönetiminde söz sahibi olma, kararlara katılma yetkisi veren, siyasi haklar da denilen haklardır.
Görüldüğü gibi insan haklarının tarihsel süreç içerisinde adım adım geldiği bugünki noktasından tek bir geri adımı bile felaket olarak nitelenebilir. Eski dönemlerde bir çoğu hayal olarak kabul edilen bir çok özgürlük ve hakkın bugün yasalarla koruma altında olduğunu bilmek sevindiricidir. Fakat yaşadığımız yüzyılda her şeyin yolunda olduğunu söylemekte bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Küreselleşme sürecinde sermayenin giderek daha az elde toplanması, mülksüz, işsiz ve geçim araçlarından yoksun bırakılan kitlelerin yoksulluk ve açlığa terk edilmesi, dünya polisliğine soyunan sözde büyük devletlerin istedikleri ülkeleri çeşitli gerekçelerle sömürmeleri endişe ve korku içinde izlenmektedir. Bütün insanlığın daha iyi, güzel ve mutlu bir dünya için bu düzenin devamı için çalışanlara ortak bir tavır ve tepki koyabilmesi aklın, bilginin ve özgür düşüncenin önderliğinde olacaktır.

SeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 24-10-2010   #3 (permalink)
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi Hakkında Bilgi


İnsan haklarının gelişimi Hakkında Bilgi

İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu "temel hak ve özgürlükler". İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir. Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler.

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve bu hakları çiğnememe zorunluluğu ile dengelenmektedir. Bir başka deyişle, birçok hakkın yanında bir sorumluluk da bulunmaktadır.

“ Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.


Madde 1

Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.
Madde 2

Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.

Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.
Madde 3

Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.

Madde 4

Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.

Madde 5

Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.

Madde 6


Herkes her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkını haizdir.

Madde 7

Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından istifade hakkını haizdir. Herkesin işbu Beyannameye aykırı her türlü ayırdedici mualeleye karşı ve böyle bir ayırdedici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.

Madde 8

Her şahsın kendine anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı muamelelere karşı fiilli netice verecek şekilde milli mahkemelere müracaat hakkı vardır.

Madde 9


Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulanamaz veya sürülemez.

Madde 10

Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.

Madde 11

Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.

Madde 12

Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz bırakılamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.

Madde 13


Herkes herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme hakkına haizdir.
Herkes, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi terketmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir.

Madde 14

Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir.
Bu hak, gerçekten adi bir cürüme veya Birleşmiş Milletler prensip ve amaçlarına aykırı faaliyetlere müstenit kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.

Madde 15


Her ferdin bir uyrukluk hakkı vardır.
Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek hakkından mahrum edilemez.

Madde 16

Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, uyrukluk veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına haizdir. Her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir.
Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.
Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.

Madde 17

Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkını haizdir.
Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.

Madde 18
Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.

Madde 19


Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.

Madde 20


Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine maliktir.
Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.

Madde 21

Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir.
Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.
Halkın iradesi kamu otoritesinin esasıdır; bu irade, gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak muadil bir usul ile cereyan edecek, genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak olan devri ve dürüst seçimlerle ifade edilir.

Madde 22


Her şahsın, cemiyetin bir üyesi olmak itibariyle, sosyal güvenliğe hakkı vardır; haysiyeti için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların milli gayret ve milletlerarası işbirliği yoluyla ve her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır.

Madde 23


Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
Herkesin menfaatlerinin korunmasi için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

Madde 24

Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

Madde 25

Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.
Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

Madde 26

Her şahsın öğrenim hakkı vardır. Öğrenim hiç olmazsa ilk ve temel safhalarında parasızdır. İlk öğretim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır.
Öğretim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlerine saygının kuvvetlenmesini hedef almalıdır. Öğretim bütün milletler, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın idamesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

Madde 27

Herkes, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve bundan faydalanmak hakkını haizdir.
Herkesin yarattığı, her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserlerinden mütevellit manevi ve maddi menfaatlerin korunmasına hakkı vardır.

Madde 28

Herkesin, işbu Beyannamede derpiş edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve milletlerarası nizama hakkı vardır.

Madde 29

Her şahsın, şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesi ancak bir topluluk içinde mümkündür ve şahsın bu topluluğa karşı görevleri vardır.
Herkes, haklarının ve hürriyetlerinin kullanılmasında, sadece, başkalarının haklarının ve hürriyetlerinin gereğince tanınması ve bunlara saygı gösterilmesi amacıyla ve ancak demokratik bir cemiyette ahlâkın, kamu düzeninin ve genel refahın haklı icaplarını yerine getirmek maksadıyla kanunla belirlenmiş sınırlamalara tabi tutulabilir.
Bu hak ve hürriyetler hiçbir veçhile Birleşmiş Milletlerin amaç ve prensiplerine aykırı olarak kullanılamaz.

Madde 30
İşbu Beyannamenin hiçbir hükmü, herhangi bir devlete, zümreye ya da ferde, bu Beyannamede ilan olunan hak ve hürriyetleri yoketmeye yönelik bir faaliyete girişme ya da eylemde bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.


Kaynak: Wikipedia-Özgür Ansiklopedi

Konu Mavi_inci tarafından (24-10-2010 Saat 13:33 ) değiştirilmiştir.
Mavi_inci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 24-10-2010   #4 (permalink)
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


İNSAN HAKLARI KAVRAMI VE TARİHSEL GELİŞİMİ



Giriş
Halk arasında anlatılan güzel bir çömlek hikayesi vardır. Bu hikayeye göre, bir çömlek ustası çırağına bütün hünerlerini öğretmiş, yalnızca çömlekteki havayı çıkarmak için bir ince kamışla “püf” demek (üflemek) gerektiğini öğretmemiş. Ustasından her şeyi öğrendiğini sanan çırak, ustasının dükkanının karşısına kendi dükkanını açmış. Ne var ki fırına sürdüğü bütün çömlekler çatlıyormuş. Bir türlü sağlam çömlek yapamayan çırak iflas ettikten sonra anlamış ki işin püf noktası; çömleği fırına sürmeden önce çömleğin içindeki havanın boşaltılması için “püf” denmesi gerekiyormuş. Bernard Shaw’ın deyimiyle “layık olduğumuzdan daha iyi yönetilemeyeceğimiz garantisi” olan demokrasinin de püf noktası, insan haklarıdır. Zaten demokrasinin gelişimine bakacak olursak insan hakları mücadelelerinin sonucu geliştiğini görürüz. Bu anlamda demokrasi ve insan hakları birbirinin olmazsa olmaz koşullarındandır. Bir başka anlatımla demokrasi çömleği yapmak isteyen her usta bu çömleğin püf noktasının insan hakları olduğunu bilmek zorundadır.
Soyut Anlamda İnsan Hakları
İnsan Hakları, hem Anayasa, hem Uluslararası Hukuk kavramlarıdır. İnsan Hakları deyimi geniş kapsamlıdır; bir yandan insanların haklarının devlet organlarına karşı korunmasını, diğer yandan da çok boyutlu olan insan kişiliğinin geliştirilmesini içerir. İnsan deyimi ile kimi kez tüm insanlara tanınması gereken haklar anlatılmak istenir. Buna “Soyut Anlamda İnsan Hakları “da denir. Bu anlamda insan hakları “olanı” değil “olması gerekeni” gösterir.
Hür Ve Demokratik Toplumlarda İnsan HaklarıKavramı
Hür ve demokratik toplumlarda kişilere tanınan haklar ve hürriyetler çeşitli terimlerle adlandırılmaktadır. Bu konuda “ferdi haklar” (kişi hakları) veya “ferdi hürriyetler” (Kişi hürriyetleri), “insan hakları”, “Temel Haklar” ve “Kamu Hürriyetleri” terimlerinin kullanıldığını görüyoruz.
İnsan hakları kavramı, insanlığın belli bir gelişme döneminde kurumsal olarak bütün insanlara tanınması gereken haklar listesini belirtir. Bu ideal liste, çeşitli ülkelerde, değişik ölçülerde değer kazanmış ve uygulama alanına girmiş olabilir. Fakat, “İnsan Hakları” denilince, genel olarak, daha çok “olması gereken” alanında kalan veya yalnız platonik bildirilere geçen bir “ulaşılacak hedefler programı” akla gelir. İnsan hakları olgusunda önemli olan konunun kurumsal alanda kendini belli etmesi değil, bir siyasal ve hukuksal örgüt içerisinde gerçekleşme olanağı bulmasıdır. Şahısların sahip oldukları haklar bulunmaktadır. İnsan hakları, insanların doğmadan önce sahip bulunduğu, vazgeçilmeyen ve değerler sisteminde en üst sırada yer alan temel haklardır. Devlet, suçun mağduru ve zanlı hepsi ortada bulunan suç fiilinin ayaklarını oluşturduğunu düşünürsek, hepsinin yetkileri ve hakları dengeli ve orantılı bir şekilde ortaya koyulmalıdır. Devlet ve onu temsil eden güçlere aşırı yetki verilmesi sakıncalı olur. Sanığa verilecek tek taraflı haklar da yanlış olacaktır. Çünkü mağdurun hakkı böylelikle engellenecek ve korunamaz hale gelecektir.
İnsan hakları olgusunda önemli olan konunun kurumsal alanda kendini belli etmesi değil, bir siyasal ve hukuksal örgüt içerisinde gerçekleşme olanağı bulmasıdır.
“Kamu Hürriyetleri” bu ideal programın gerçekleşmiş kısmıdır. Daha açık bir deyişle kamu hürriyetleri, insan haklarının devlet tarafından tanınmış ve pozitif hukuka girmiş olan bölümünü ifade eder. Belli haklar ve hürriyetler, anayasa ve kanunlar tarafından düzenlenmiş, sınırları belirtilmiş ve böylece kişiler pratik olarak kullanılma imkanları sağlanmıştır.
“Kamu”, bir devletle yaşayan insan topluluğunun bütünüdür. “Kamuya ait” demekle, istisnasız toplumun tamamı ve onunu bütün bireylerine ait olması kastedilir. Kamunun içine, bütün topluluğu yöneten devlet gücü ile onun bireyin sahip olduğu haklar girer. Bunlara “kamu” hürriyetleri denmesi, sadece bir sınıfa veya zümreye değil, fakat istisnasız olarak herkese (kamuya) tanınmış olmasından ve dolayısıyla fert devlet ilişkilerini düzenleyen kamu hukukunun bir kolunu teşkil etmesindendir. Son zamanlarda, “kamu hürriyetleri” karşılığında “Temel Haklar” teriminin de sık sık kullanıldığı görülmektedir.
Yüce’ye göre, “1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” ile yayılıp yerleşen “insan hakları” bugün özellikle Türk-Alman Anayasa Hukukunda “temel haklar” terimi ile anlatılmaktadır.
Öğretide “temel haklar” kavramının tanımı üzerinde görüş birliği olmasa da yazarların çoğunca “temel haklar” kavramının pozitif hukuk kaynaklı bir kavram olduğu ifade edilmektedir.
Tanımlardan da anlaşılacağı gibi insanların sahip olduğu birtakım haklarının bulunduğu ve bu hakların kullanımını hiçbir kimsenin ve gücün engelleyemeyeceğidir.

Demokrasi İle Genel Olarak İnsan Hakları Ve Özel Olarak Da İnsan Hakları Eğitimi
Demokrasi ile genel olarak insan hakları ve özel olarak da insan hakları eğitimi, birbirinin “onsuz olmaz” koşulunu oluşturur; birinin gerçekten varlığı ötekine bağlıdır.İnsan hakları eğitimi, demokrasiyi yerleştirmenin, korumanın ve güçlendirerek yaşatmanın, onu her koşulda yaşatma bilinç ve karanlığa erişmiş yurttaşlarla güvenceye almanın ön koşuludur anlatımında bulunur. İnsan Hakları kavramı birbirlerine çok yakın ve genellikle doğrudan bağlantılıdırlar. Bir siyasal rejim olarak demokrasi, insan hakları ise, doktrin olarak demokrasiler çağlar boyunca süregelen ve günümüzde daha ileri aşamada sürdürülen insan hakları düşüncesinin temelleri üzerinde doğmuşlar ve zamanla yükselerek çağımızın ileri rejimleri düzeyine gelmişlerdir. İnsan hakları düşüncesi nasıl ki, demokrasilerin düşünsel temelini oluşturmakta ve genel çerçevesini çizmekte ise, demokrasiler de insana ve insanlığa bağlı temel hakların gerçekleştirildiği ve güvence altına alındığı siyasal düzenleri ve yönetim biçimlerini sergilemektedir.
Ulusal İnsan Hakları, devlet ile insanlar/vatandaşlar arasında bir sözleşme ya da anlaşmanın parçası olarak görülebilir. Uluslararası insan hakları için üç katmanlı, üç yapılı bir dünya bağlamı gereklidir. Bireyler, devletler ve devlet toplulukları/ örgütleri bu özel toplumsal yapı ortaçağın sona ermesinden sonra yavaş yavaş meydana gelmiştir.

İnsan Hakları Ve Çeşitli Disiplinler
İnsan Hakları, çeşitli disiplinler tarafından ele alınmaktadır. Sadece bir hukuk meselesi değildir. Etik, felsefi, sosyolojik, tarihi yaklaşımlar, dini yaklaşımlar İnsan Hakları konusunu ele almaktadır. Ancak bunların içinde hukuki yaklaşım hukuk terimleri kullanılarak yapılan açıklamalar uygulaması olduğu için, mahkemeler bu tür kuralları tatbik ettiği için, çok büyük önem taşımaktadır.

Sonuç
İnsan Hakları, bir kez belirlenip herkes tarafından benimsenen, oluşmuş ve bitmiş kavramlarla içeriği değişen ve zenginleşen bir kavramdır. İnsan haklarının gelişim sürecine bakıldığında, bu hakların ilk ortaya atıldığı dönemde, devleti ahlaki bir ilke ile sınırlandırmayı ve bu suretle bireylere, devletin dokunamayacağı özgürlük alanlarına oluşturmayı amaçladığı görülecektir. Günümüzde bir bütün halinde toplumsal yaşamı düzenleyen siyasal rejimlerin ve hukuki düzenlerin meşruluk kaynağı olarak uygulanan insan hakları, insanın sırf insan olması nedeniyle sahip olduğu sorusunun cevabı da aynı kısalıktadır. Her insan bunları içinde hissettiği için bilir. Bu tanım biçimi doğal hukuk yaklaşımıdır. Kim tarafından konulduğu bilinmeyen “doğal” olan, tanım gereği duyulmayan bu haklar “insan kadar eski” sayılır.

İnsan Hakları kavramının herkes tarafından kabul edilen bir tanımı yoktur. Türkçe kitaplar ‘kamu hürriyetleri’, ‘temel haklar’, ‘vatandaş hakları’ hep aynı anlamda birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Çeşitli tanımlarda ortak noktaları belirten bir tanım verecek olursak; “Kişilerin insan olmakla doğuştan sahip oldukları siyasal iktidar karşısında cins, yaş, inanç ve düşünce farkı gözetilmeksizin eşit oldukları devredilemez haklardır” diyebiliriz. Bu haklar hemen hemen her ülkede bulunan kanun önünde eşitlik, yaşama hakkı, özgürlük hakkı ve mülkiyet hakkı gibi temel haklardır. İnsan hakları öyle kutsal bir kavram ki, neredeyse bütün devletler ve devlet adamları meşruiyetlerini bu kavrama sadakatlerini açıklayarak korumak eğilimindedirler




Mustafa ÖZKAVAK

Murat DÖNMEZ


Kaynak
SeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 23-04-2012   #5 (permalink)
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


İNSAN HAKLARININ GELİŞİMİ

İnsan hakları, bireylerin salt insan olmakla kazandıkları haklardır. İnsanların, insan olarak
taşıdıkları değerin sömürü, baskı, kıyım ve her türlü doğal güç karşısında korunması ilkesine dayanır.

İNSAN HAKLARI KAVRAMI

.İlk çağlarda insanlar birbirlerinin yaşam haklarını ellerinden almışlardır. Hakları elinden
alınan, ezilen, sömürülen insanlar, haklarını elde edebilmek için çok uğraştılar.
.İnsanlara tek tek veya toplum olarak hakların verilmesi fikri ilk defa, 1215 yılında İngiltere’de doğmuştur.

.İnsanlık haklarını koruma ve genişletme akımları İngiltere’de olduğu gibi 18. yüzyıl başlarında dünyanın diğer ülkelerinde de görülmeye başlamıştır.

.İnsan hak ve hürriyetleri 19. yüzyılda milletlerin „Anayasaları“nagirmiştir.
.10 Aralık 1948 yılında da bütün „Birleşmiş Milletler“ üyeleri tarafından „İnsan Hakları
Evrensel Beyannemesi“ aynen kabul edilmiştir.
Türkiye’de de 7 Kasım 1982 Anayasası’nda, İnsan Hak ve Hürriyetlerine geniş yer
verilmiştir.

.İlk çağlardan beri insanların büyük bir kısmı kendisini üstün gören azınlık tarafından idare
edilmiştir.Kendilerini üstün gören asiller ve yöneticiler diğer insanların temel hak ve hürriyetlerini ellerinden almış, onları esir ve köle etmiştir.
.Zenciler asırlar boyu Avrupa ve Amerika pazarlarında esir olarak alınıp satılmıştır.

.Batılılar sanayi devrimi ve çıkarları için asırlarca insanları ezmiş ve sömürmüştür. Milyonlarca insanın emeği bir ömür boyunca yalnızca boğaz tokluğuna yaşamak için harcanmıştır.
.Batıda insan haklarının ilk belgesi 15 Haziran 1215’de,İngiltere kralına kabul ettirilen “MagnaChartaLibertatum”, Hürriyetlerin Büyük Beratı’dır.
.1689’da elde edilen yeni haklarla güçlenen MagnaCharta, İngiliz Anayasasının temelini
oluşturur.

.Amerika’da 1776’da İngiltere’ye karşı yayınlanan “Bağımsızlık Bildirgesi” insan hakları ile ilgili ilk önemli belgedir.Bunu 1789’da Fransız Devrimi’nde yayınlanan “İnsan Hakları Bildirgesi” takip etmiştir.

.18. ve 19. yüzyıllar güç ve otoritenin insanlığı zorladığı, Avrupa’nın Afrika ve Asya toplumlarını köle ve esir edip sömürdükleri, mazlum insanlar için kötü dönemler olmuştur.
.I. ve II. Dünya Savaşları ezen ve sömüren devletlerin çıkar çatışmaları yüzünden çıkmıştır.

.Birleşmiş Milletler tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ilan edilmiştir. Bu beyanname 30 madde ve bir önsözden oluşmaktadır.Beyanname, hiçbir ayrım gözetmeden tüm insanların hür ve eşit doğduğu, kanunlar karşısında eşit olduğu temeli üzerine kurulmuştur.

.Tarihte, yakın zamana kadar, insanlar arasında bu günkü anlamda eşitlik yoktu. Eski zamanlarda halk ırklarına, cinsiyetlerine, renklerine, yerli-yabancı oluşlarına bakılarak sınıflara ayrılırdı.Hükümdarlar, kendilerini tanrısal ve kutsal kimliklere büründürerek, olağanüstü hak ve yetkiler elde etmişlerdir. yüksek düzeydeki devlet adamları da üstün haklar elde etmişlerdir. Bunlar bolluk, rahatlık ve huzur içinde yaşıyorlardı.


İNSAN HAKLARININ TARİHÇESİ

.Toplumun büyük ve ezici çoğunluğunu oluşturan halk kesimi ise hemen hemen hiçbir hakka sahip değildi. Yoksulluk, açlık, ölüm korkusu içinde yaşıyorlardı. Ülkenin en ağır hizmetlerim' görürler, savaşlara giderler, vergilerini verirler; ama "insan gibi" yaşayamazlardı.


.Eski Yunanistan'da insanlar arasında yerli-yabancı ayrımı yapılmış, Atinalı ana-babadan
olmayanlar vatandaş sayılmayıp köle muamelesi görmüşlerdir.İslamiyettenöncek i ilkel Arap kabilelerinde insanlar arasında cinsiyet ayrımı gözetilmiştir. Erkek çocuklar üstün görülmüş, kız çocukları diri diri kuma gömülmüştür.


.Ortaçağ Avrupa'sının derebeyliklerinde ise halk korkunç bir baskı altına alınmıştır. Bu ayrım ve baskılara karşı ilk hareket İngiltere'de görülür. 13. Yüzyılda ingilizhalkı, fazla vergi toplandığı gerekçesiyle krala karşı ayaklanmıştır.

.Bunun sonucunda da ünlü "MagnaCarta" (Büyük Şart) kabul edilmiş, kral tarafından halka bazı haklar verilmiştir. Yeni Çağda da halkın, devlet yönetiminin haksızlıklarına karşı hoşnutsuzluğu artmış, çeşitli tepkileri ortaya çıkmıştır.

.İnsan haklarıyla ilgili bilinçlenme ve çalışma süreci 17.Yüzyılın sonlarıyla 18. Yüzyılın
başlarında tüm dünyada görülmeye başlandı..Amerikalıların 4 Temmuz 1776'da ingilizlerekarşı ilan ettikleri "Hürriyet Beyannamesi" ve 1789'daki Fransızların "İnsan Hakları Beyannamesi" bu uyanışın önemli örneklerindendir. 19. Yüzyıldan sonra insan hak
ve hürriyetleri oldukça genişlemeye başladı.

.2.Dünya Savaşı'ndan sonra bireylere daha geniş hak ve hürriyetler tanındı. Birleşmiş Milletler'edahil olan ülkeler, 10 Aralık 1948 yılında "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"ni kabul ederek, insan haklarında yeni bir çığır açmışlardır.

.Bu alanda Avrupa'dan geç de olsa bizde de çalışmalar yapılmıştır. 1839'dailan edilen
"Tanzimat Fermanı" insan hakları alanındaki ilk belge sayılabilir. Bu belgeyle halkımıza az da olsa yeni haklar tanınmış, padişahların bazı önemli yetkileri kısıtlanmıştır.
.Bu belgeyi 1856'daki "Islahat Fermanı" ve 1876'da "1 .Meşrutiyet'in İlanı" izlemiştir.

.Her alanda olduğu gibi insan hakları alanında da önemli ve ciddi çalışmalar Cumhuriyet
döneminde yapılmaya başlanmıştır.

Demokrasi ve İnsan Hakları Kulübü Öğrencileri
Eylül isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 08-05-2012   #6 (permalink)
Kayıtsız Üye
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


çok güzel
  Hızlı Cevap
Alt 22-05-2012   #7 (permalink)
paraparazula
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


thank you ))))
  Hızlı Cevap
Alt 18-04-2013   #8 (permalink)
by_emsalsiz
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


ya çok uzun bu bunun özeti olsa biraz uğraşsanız olmaz mı neyse güzel olmuş
  Hızlı Cevap
Alt 20-04-2013   #9 (permalink)
öğrenci1940
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


insan hakları gelişmelerini arıyoruz maddelerini değil dikkat eder isek iyi olur
  Hızlı Cevap
Alt 27-12-2013   #10 (permalink)
gamze çatık
Standart Cevap: İnsan haklarının gelişimi


tmm
çok güzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzze llllllllllllllllllllllllllllll llllllllllllllllllll
  Hızlı Cevap
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İnsan haklarının özellikleri nelerdir? Kayıtsız Üye Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 6 1 hafta önce 20:43
Dünyada insan haklarının gelişimi nasıldır? misafir Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 2 14-04-2013 17:50
İnsan Haklarının Sınırlandırılması SeLeN Açık Öğretim AÖF 0 25-11-2010 16:42
İnsan Haklarının Ortaya Çıkışı ve Gelişimi Hakkında Bilgi SeLeN Seviyeli-Ciddi Konular 0 25-11-2010 16:41
İnsan Haklarının İşlevselleştirilmesinde Devletin Görevi - Vatandaşlık UquR Diğer Mesleki Bilgiler 0 24-10-2008 23:12


Saat: 14:57.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014