FrmArtuklu

FrmArtuklu

Kaliteli Paylaşımın Adresi


Go Back   FrmArtuklu > (¯`·.(¯`·.Spor Dünyası Genel·´¯).·´¯) > Spor Merkezi > Diğer Spor Dalları



Sponsorlu Bağlantılar
   

Olimpizm Nedir - Olimpizm Felsefesi - Olimpizm Tarihçesi

Diğer Spor Dalları icinde Olimpizm Nedir - Olimpizm Felsefesi - Olimpizm Tarihçesi konusu , Olimpizm Nedir ?, olimpizm felsefesi, Olimpizm bir yaşam felsefesidir. Bedene iradeye ve zihne özgü nitelikleri yücelterek dengeli bir biçimde bütünleştirir. Olimpizm sporu kültür ve eğitimle kaynaştırarak çaba göstermenin iyi örneklerin ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 07-11-2010   #1 (permalink)
Standart Olimpizm Nedir - Olimpizm Felsefesi - Olimpizm Tarihçesi

Sponsorlu Bağlantılar


Olimpizm Nedir ?,
olimpizm felsefesi,

Olimpizm bir yaşam felsefesidir. Bedene iradeye ve zihne özgü nitelikleri yücelterek dengeli bir biçimde bütünleştirir. Olimpizm sporu kültür ve eğitimle kaynaştırarak çaba göstermenin iyi örneklerin eğitsel değerinin ve evrensel temel ahlak ilkelerine saygının verdiği mutluluğa dayalı bir yaşan biçimi yaratmayı amaçlar. Olimpizmin amacı, sporun heryerde uyumlu insan gelişmesine hizmet etmesine sağlamak bu yolla insan saygınlığını titizlikle koruyan barışçıl bir toplumun yaratılmasında özendirici rol oynamaktadır. IOC’nin önderlik ettiği olimpik hareket çağdaş olimpizm düşüncesinden kaynaklanır. Olimpik hareketin amacı dünya barışına ve daha iyi bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunmak üzere gençliği hiçbir ayırım gözetmeden ve birbirini anlamaya dostluk dayanışma ve FAİR-PLAY anlayışına gerektiren olimpiyat ruhu içinde spor ile eğitmektir. iç içe geçmiş 5 halka ile simgelenen olimpik hareketin etkinliği evrensel ve kalıcıdır. 5 kıtayı kucaklar bütün dünyadan sporcuları büyük spor şöleni olan olimpik oyunlarda bir araya getirerek doruk noktasına ulaştırır. Olimpizmin ve sporun katkılarını anlatarak çocuk ve gençlerin spora katılımına teşvik etmek, olimpiyat oyunlarının dünyada barış kardeşlik ve mükemmellik kavramlarını nasıl geliştirdiğini göstermek ve olimpiyat oyunları organize etmenin ülke gençliğine ve kalkınmaya ne gibi katkılarda bulunduğunu anlatmak TMOK ( Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi) ‘nin görevidir.

Tarihçe

Olimpiyat oyunları , antik çağda dört yılda bir düzenleniyordu. M.Ö. 776 yılından beri Yunan şehirlerinde düzenlenen olimpiyat oyunları, 393′te Roma Imparatoru Theodosius tarafından yasaklandı. Antik olimpiyatlarda kadınlar yarışa katılamadığı gibi, seyirci olarak stadyumlara girmelerine de izin verilmezdi. İlk olimpiyatlarda sürat yarışları yapılır, atletler zeytin dalından bir taçla ödüllendirilirdi. Daha sonra ödülün biçimi ve değeri değişti, arttı. Yarış programına boks ve güreş de katildi.

Modern olimpiyatların ve olimpizm düşüncesinin babası Fransız Baron de Coubertin oldu. Dünya gençliğinin ortak bir idealle barışa hizmetini amaçlayan Coubertin, 1892 yılında olimpizmin ilkelerini açıkladı ve olimpiyatların yeniden düzenlenmesi için çaba göstermeye başla di.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (CIO) 1894 yılında Coubertin’in çabalarıyla kuruldu ve ilk olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan Yunanistan’in temsilcisi Dimitrius Vekelas, kurulusun ilk başkanı oldu. Vekelas’in görevi 1896′da bitti. 1896-1925 yılları arasında Coubertin CIO baskanligi yaptı ve olimpik hareketin kökleşmesini sağladı. Coubertin’in ölümünden sonraki CIO başkanları şunlardır:

Kont Henri de Baillet - Latour (Belçika/1925-1942), M.J.Sigfrid Edström (Isveç/1946-1952), Avery Brundage (ABD/1952-1972), Lord Killanin (K.Irlanda/1972-1980), S.E.M. Juan Antonio Samaranch (Ispanya/1980-…)

Olimpiyat oyunlarını düzenleme onuru bir kente verilir. Kent seçim hakki sadece Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne aittir. Komite, oyunların düzenleneceği yıldan 7 yıl önce toplanarak resmi adaylık başvurusunu alır, raporları inceler ve kent seçimini yapar.

MODERN OLİMPİATLARIN KURUCUSU

Modern Olimpiyat fikrinin özünü Modern Olimpiyatlarin kurucusu Baron De Coubertin’in çesitli kitap , yazili beyan ,deklarasyon ve diğer yazili belgelerinde bulmak mümkündür.

Olimpizm , beden gücü ve becerisi ile birlikte insan aklinin gelismesini hedef alan ve böylece insanin tüm niteliklerini simetrik bir biçimde ve bir uyum içinde gelisimini hedef alan bir felsefedir.

Amaçlarindan diger birisi de , insani egitmek ,karakterini ve ahlakini kuvvetlendirmek, eskilerin ideali olan " KALOS KAGATHOS" insani yaratmaktir.

Olimpizm , tam manasi ile egitsel ve pedagojik amaçlar güder.Olimpizm ne bir din , ne bir sosyal doktrin,ne de bir sosyal,ekonomik sistemdir.Olimpizm bir ruh halidir , hayat tarzidir,insanlik görüsüdür.Asalet ve tertemiz ahlak okuludur. Bir " çikarsiz ideal " inancidir.

Çagimizin en önde gelen sosyal olaylarindan olan Olimpizm,ayirtetmeden tüm dünyayi kucaklar,karsilikli saygiyi;isbirligini ve tüm insanlar arasinda arkadasligi , karsilikli anlayisi amaçlar. Esit kosullar altinda dürüst ve esit rekabeti hedefler. Baska sosyal sahalarda birbirleriyle rekabet eden insanlara elle tutulur örnekler verir. Uluslar , irklar , renkler , politik sistem ve siniflar arasinda hiç bir ayirim kabul etmez. Bu felsefe ile Ulusrararasi baris ve anlayisin gelismesine yardim eder. Gençlere hürriyet fikrinin dogru manasini ögretir ve böylece sosyal çevrede birlikte yasamanin ideal kosullarini yaratir.

Dört yilda bir tekrarlanan Olimpiyat Oyunlari , oyunlar sirasinda tüm katilanlarin birlikte Olimpiyat Köyünde Müsterek kurallar altinda ortak yasamalari, Olimpiyat ruh ve prensiplerine uygun olarak dünyanin en seçkin sporculari ile yarismak ve bu yarismalari idare eden tarafsiz hakemlerin kararlarina mutlak iteati temin etmek suretiyle Olimpizm bu konuda büyük hizmet görmektedir. Olimpizm uluslararasi bir kurumdur,tam manasi ile müstakildir. ve her türlü milli ,siyasi,ekonomik veya diger kisitlamalardan uzaktir. Bu özerk tutum çok önemlidir. Olimpik felsefenin hadef ve amaçlarina erisilmesini temin eder.

Olimpiyat’in babasi Istanbul’da


Modern Olimpiyat Oyunlari’nin kurucusu Baron Pierre de Coubertin, Uluslar arasi Olimpiyat Komitesi’ne üye olacak yeni ülkeler bulmak üzere 1907 yilinda dünya turuna çikti. Bu uzun gezisinde gitmeyi planladigi ülkelerde önceden kendisine yardimci olacak kimseler bulmak istedi. Bunlar arasinda Osmanli Devleti de vardi. Taht sehri Istanbul’da bulunan Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) edebiyat ögretmenligi yapan Monsieur Juery’ye mektup yazip, kendisini bir Türk spor adamiyla tanistirmasini istedi. .

M.Juery’nin aklina gelen ilk isim; Mühendishane-i Hümayun’da (Istanbul Teknik Üniversitesi) cimnastik ve eskrim ögretmenligi yapan Selim Sirri bey oldu. Her hafta Büyükada’da birlikte idman yaptiklari bir spor ögretmeni ve spor asigiydi Selim Sirri bey. Istanbul’a gelen Baron Pierre de Coubertin’i Beyoglu’ndaki ünlü Tokatliyan Oteli’nde Selim Sirri bey ile bir aksam yemegi sofrasinda bulusturdu. Baron bu bulusma sirasinda hiç zaman kaybetmeden hemen konuya girdi:

-“Dostum M.Juery sizin spor meraklisi oldugunuzu bana söyledi. Ben de çocuklugumdan beri spora asik bir insanim. Fransa ve Ingiltere’de üniversite ögrenimimi tamamladiktan sonra kendimi, bütün servetimle birlikte spora vakfettim. Bir çok eserler yazdim, konferanslar verdim. Asirlardan beri unutulmus olan Olimpiyat Oyunlari’ni yeniden canlandirmak için girisimde bulundum. Oldukça büyük bir servetim var. Bunu bu idealimin gerçeklesmesi yolunda harcamaktayim. 1896’dan beri bu yolda büyük çaba göstermekteyim. Avrupa’nin bir çok ülkesine giderek, oranin saygin kisilerinden kendime temsilciler seçtim. Onlar benim, kendi ülkelerindeki elçilerimdir. Bu elçiler kendi olimpiyat komitelerini kurarak her dört yilda bir Avrupa veya Amerika sehirlerinden birinde yapilacak Olimpiyat Oyunlari’na, amatör gençlere lisans vererek göndereceklerdi. Lütfen uygun görürseniz, Osmanli Devleti’ndeki elçiligi kabul etmenizi rica edecegim.”

Baron Pierre de Coubertin’in konusmasini hayranlikla dinleyen Selim Sirri bey, kendisine yapilan teklif karsisinda çok duygulandii. Ancak, koyu bir baski rejiminin hüküm sürdügü ülkede degil bir cemiyet kurmak, iki kisinin bas basa verip konusmasi dahi mümkün degildi. Böyle bir cemiyet kurma yolunda yapilacak en küçük bir girisim dahi insanin basina pek büyük isler açabilirdi. Selim Sirri Bey derin bir üzüntü ve utanç duydu. Fakat yine de gerçegi anlatmaktan kendini alamadi. Ömür boyunca türlü engellerle karsilasmis ve büyük mücadeleler vermis olan Baron Pierre de Coubertin, ona hak verdi.

Fakat ayrilirlarken;

-“Siz yine de benim temsilcim olunuz Selim Sirri bey” dedi ve sözlerini söyle tamamladi:

-“Ileride bir gün hükümetiniz cemiyet kurulmasina izin verirse, siz de Milli Olimpiyat Komitenizi kurarsiniz…”

Ve dostça bir hava içinde ayrildilar…

Tokatliyan Oteli’ndeki bu konusmanin üzerinden bir yil geçmeden ülkemizde Mesrutiyet ilan edildi. Selim Sirri bey, vatandaslara dernek kurma serbestisi taniyan Mesrutiyetin ilanini Baron Pierre de Coubertin’e bir mektupla müjdelerken, Milli Olimpiyat Komitesi’ni kurma girisimine geçtigini de bildirdi. Nitekim çok geçmeden, Osmanli Olimpiyat Cemiyeti adi altinda gelecegin Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kuruldu. Artik Türkiye, dünyanin bu en büyük spor söleninde sporculari tarafindan temsil edilebilecekti. Bu önemli olay, Türk spor tarihinde bir dönüm noktasiydi.

Olimpizm öldü, Samaranchizm büyüdü

Modern olimpiyatlarin kurucusu Coubertin’in felsefesiyle, tam 21 yil IOC’nin patronlugunu yapan Samaranch’in felsefesi arasinda daglar kadar fark var. Ilk yillarda amatörlük, katilim ve yarisma önemliydi. 80′li yillardan itibaren ise bu durum tersine döndü. Olimpiyatlar; para, profesyonellik, doping, ticaret, siyaset, reyting ve ünlü markalarla birlikte anilir oldu

Temeli M.Ö. 6. asra kadar uzanan olimpiyat oyunlarinda birinci olan sporcuya, barisi sembolize eden zeytin dali veriliyordu. Fransiz Coubertin’in modern olimpiyatlari 1896 yilinda kurmasindan sonra sampiyon sporcuya altin madalya verilmeye baslandi; fakat bu, dünyanin en büyük spor organizasyonunun tek maddi tarafiydi. Daha önceki olimpiyatlarda oldugu gibi modern olimpiyatlarda da önemli olan amatörlük, katilim ve yarismaydi. Temel felsefe, ‘Daha güçlü, daha hizli, daha yüksege’ sloganini tabii kuvvetle gerçeklestirmeye çalismakti. Profesyonellige kesinlikle yer yoktu ve üzerinde herhangi bir marka bulunan sporcu yarismalara alinmiyordu. Mesela, 1948 Londra Olimpiyatlari’nda altin madalya kazandigi için kendisine ödül olarak ev verilen ünlü güresçimiz Yasar Dogu, artik profesyonel sayildigi için 1952 Helsinki Olimpiyatlari’na katilamamisti.

Samaranch geldi, olimpiyat ticarilesti

Amatörlük ön planda oldugu ve olimpiyatlar henüz sektör haline gelmedigi için bu büyük organizasyona ülkeler fazla talip olmuyordu. Bu nedenle olimpiyatlari Amerika Birlesik Devletleri, Sovyetler Birligi, Ingiltere, Fransa, Italya ve Almanya gibi ülkeler güç gösterisinde bulunmak için düzenliyorlardi. Esasinda bir sanayici olan fakat politik yönünün de kuvvetli olmasi nedeniyle uzun yillar Moskova Büyükelçiligi görevinde bulunan Ispanyol Antonio Samaranch’in 1980 Moskova Olimpiyatlari sirasinda IOC Baskani olmasiyla olimpizm felsefesi degisime ugramaya basladi. Artik olimpiyat oyunlari her geçen gün daha da ticarilesiyor ve bütün ülkelerin talip oldugu bir sektör haline geliyordu. Bunda televizyonun da çok büyük etkisi oluyordu tabii.

Doping, para, rekor…

Samaranch’tan sonra önemli olan katilmak degil, kazanmak olunca olimpiyat oyunlarinda televizyonlarin, sponsorlarin ve dopingin etkinligi hizli bir sekilde artmaya basladi. Herkes kazanmak, daha çok kazanmak istiyordu. Büyük sermaye gruplari sponsor olabilmek için, sporcular sampiyon olabilmek için, televizyonlar reyting için, ülkeler de bayragini göndere çektirebilmek için mücadele ediyordu. IOC ise bir sporcunun baska bir ülke adina yarismasina izin veriyor, dopingle mücadele konusunda da geç kaliyordu. Ve maalesef ki rekorlarin bir kismi dopingli sporcular tarafindan kiriliyor ve yine maalesef ki bu rekorlar tescil ediliyordu. Simdilerde IOC çevrelerinde, dopingle gerektigi gibi mücadele edilmedigi o dönemdeki rekorlarin iptal edilmesi tartisiliyor.

Ticari açidan zarar etmeyen ilk olimpiyat da Samaranch dönemine denk geldi. 1984 Los Angeles Olimpiyatlari, televizyon ve reklam girdilerinden dolayi gelir— gider dengesini kuran ilk organizasyon oldu. Artik bu büyük organizasyona talip olan kent sayisi artiyordu. Antonio Samaranch, göreve geldikten sonraki ilk olimpiyat oylamasinda memleketi lehine lobi çalismalari yapti ve 1992 Olimpiyatlari Barcelona’ya verildi. 1988 Seul Olimpiyatlari kâra geçen ilk organizasyon olmustu ama Barcelona Seul’ü solladi. Sebep, profesyonel sporculara ilk kez izin verilmesiydi. Mesela, daha önceki olimpiyatlara katilmalarina kesinlikle izin verilmeyen NBA yildizlari, ilk kez Barcelona’da yarismalara katildilar. Bunca olandan sonra garip olan bir örnek var. Bütün branslarda profesyonel sporcular olimpiyatlara katilirken, boks istisna tutuluyor. Mesela, dünya sampiyonu boksörümüz Sinan Samil Sam, 1999 Dünya Sampiyonasi’ndan sonra profesyonel olup Almanya’nin yolunu tuttugu için Sydney 2000 Olimpiyatlari’na katilamadi.

Rüsvet ve skandal diz boyu

Olimpiyatlar ticari bir boyut kazaninca talip olan kentlerin sayisi da, IOC üyelerine verilen rüsvetler de hizla artti. Dört yil öncesine kadar aday kentlerin lobicilik faaliyeti adi altinda IOC üyelerine rüsvet teklif ettikleri biliniyordu ancak hemen her kent bu tür girisimlerde bulundugu için ‘Kral çiplak’ diyen çikmiyordu. Samaranch dönemindeki yolsuzluklarin iplik yumagi gibi sökülmesini, 2002 Kis Olimpiyatlari’ni Salt Lake’in kazanmasini saglayan ABD Olimpiyat Komitesi Baskan Yardimcisi Dave Johnson’un yasak iliskide bulundugu ve sonra da terk ettigi bir kadin sagladi. IOC eski Asbaskani Isviçreli Marc Hodler’in, Salt Lake’in üyelere 100′er bin dolar ve çocuklarina 400 bin dolar burs verdigini dogrulayarak isin içine Atlanta 96, Nagano 98 ve Sydney 2000′i dahil etmesi olimpizmi temelden sarsti ve aday kentlerin kaz gelecek yerden tavugu esirgemedikleri ortaya çikti.

Bu açiklamalardan sonra Salt Lake’den rüsvet aldiklari belirlenen Malili Maline Keita, Ekvatorlu Agustin Arroyo, Kenyali Charles Mukora, Sudanli Abdel Gadir, Silili Sergio Santander ve Kongolu Jean Claude Ganga’nin üyelikten ihraç edilmeleri kararlastirildi. Salt Lake’den 2 bin dolar degerinde tabanca (150 dolardan pahali hediye almak ve vermek yasak) aldigi söylenen IOC Baskani Samaranch da söylentileri dogruladi ancak tabancanin rüsvet degil, hediye oldugunu belirterek istifa etmedi.

Samaranch Sydney’e ses çikarmadi

Salt Lake’deki yolsuzluklarin benzeri, 1998 Kis Olimpiyatlari’ni organize edecek olan Japonya’nin Nagano kentinde de patlak verdi. Bazi üyelere rüsvet verildigi ve geysa sunuldugu iddia edildi. Ardindan Sydney 2000′deki yolsuzluklar da ortaya saçildi. 1997 yilinda Monte Carlo’da yapilan oylamada Pekin’e karsi 45—43 üstünlük saglayan Sydney’in, oylamadan bir gün önce Kenyali ve Ugandali iki üyeye toplam 70 bin dolar rüsvet verdigi iddia edildi. Avustralya Olimpiyat Komitesi Baskani John Coetes, bu iddialari dogrulayarak ‘Ancak bu sadece her iki ülkede sporu finanse etmek içindi. Bu para rüsvet niteligi tasimiyordu’ dedikten sonra ‘Sadece biz vermedik. Diger adaylar belki de bizden daha fazla verdi’ diyerek yolsuzluklara yeni bir boyut kazandirdi. John Coetes, ‘Atlanta 96 adaylik komitesi de oy satin almak için seferberlik baslatmisti, fakat hep hasir alti edildi. 1992 Barcelona ve 1988 Seul Olimpiyatlari’nda da öyle. Rüsvet simdiye kadar gelenek haline gelmisti. Herkes simdi uyandi’ seklinde konusarak suçlarini azaltmaya çalisti. Bu itiraflara ragmen 2000 Olimpiyatlari’na az bir süre kaldigi için Sydney’in evsahipligi iptal edilmedi.

Son skandal: Pekin 2008

1980 yilinda Moskova’da bayragi devralan ve yine Moskova’daki IOC Genel Kurulu’nda baskanligi birakan Antonio Samaranch’in son icraati ise 2008 Olimpiyat Oyunlari’nin Pekin’e verilmesi oldu. Oysa Çin, insan haklari ihlalleriyle sürekli dünya gündeminde idi. Çin aleyhtari Tibetliler’in sürekli gösteri yapmasina ragmen bu ihlaller IOC’nin gündemine kesinlikle gelmedi. Çünkü, 1 milyar 250 milyonluk nüfusuyla Çin, dünyanin en büyük pazariydi. Üstelik aç olan bir pazardi. Olimpiyatlari finanse eden Coca— Cola ve McDonalds gibi büyük sermaye gruplari, evsahipliginin israrla Pekin’e verilmesini istiyorlardi. Sonuçta istenen oldu ve geçtigimiz hafta yapilan oylamada 2008 Olimpiyatlari Pekin’e verildi. Pekin, rakipleri Paris, Toronto, Istanbul ve Osaka’ya çok büyük fark atti. Bu sonuçla Çin’in globallesme süreci de hizlanmis oldu.

Rogge: Bayragi daha ileriye götürecegim

Olimpizm ruhunu öldürücü icraatlara imza atan Samaranch’in Moskova’daki IOC Genel Kurulu’nda 21 yillik görevini birakmasindan sonra yeni baskan belli oldu. Samaranch’a yakinligiyla bilinen Belçikali Jacques Rogge, bes adayin arasindan siyrilarak IOC’nin koltuguna oturdu. Görevini eski baskandan devraldiktan sonra kisa bir tesekkür konusmasi yapan Rogge, ‘Bana bu görevi veren herkese tesekkür ederim. Hedefim, Samaranch’tan aldigim bayragi daha da ileriye götürmek’ dedi.

Fair-Play


21 yüzyıl da dünya sporunda fair-play kelimesi ön sırayı almıştır. Kısaca sporda centilmenlik diyebiliriz. Sportif yarışmalarda bireyin kendi egoizmalarını aşarak, özveriyle doğrudan ödün verme becerisidir. Sporu yapanlarda seyredenlerde hareketlerini ahlak kurallarına ve olimpizm felsefesine uygun oalrak düzenlemelidirler. Bunu için küçük yaştan itibaren fair-play davranışını benimsemeli, olimpizm felsefesini kavramalıdırlar.

Gunumuzde SPOR yasamimizin fevkalade onemli bir unsuru haline gelmistir. Agir kosullar altinda yasam mucadelesi veren bireyler, ekonomik sorunlarin yarattigi bunalimlari berteraf etmek, medeni aletlerin yarattigi ataleti, statik yasami bir olcude harekete donusturmek ve en onemlisi kentlerin ve sanayinin yarattigi sagliga zararli ortamdan kurtulup dogayla kucaklasabilmek icin bireyler SPOR yapma aliskanligini benimsemeye baslamislardir. Bu durum ayni zamanda insanlarin Sportif yarismalara ilgisini arttirmistir, Bu durumda onemli olan SPOR’un tam anlamile bilinmesi, taninmasi geregidir. Bilimsel olarak hazirlanmis kurallar dahilinde yapilan ve insan saligina yararli her turlu beden hareketine SPOR diyoruz. Bu aktivite bireysel olarak yapilabildigi gibi, yarismalar selinde de gerceklestirilebilinir. Spor yapmak bir sevgi isidir ve bir yasam bicimidir ve bu boyle oldugu muddetce bireye ve yasadigimiz ortama yararlidir. Evet cagimizda insanlar SPOR’u sevmektedirler, imkanlarin el verdigi sekilde spor yapmaktadirlar ve yarisma biciminde gerceklestirilen sportif aktiviteleri yakindan takip etmektedirler. Ancak cocukluk cagindan itibaren hakiki anlamda SPOR’un egitimini yaptirmadigimiz icin, bunun ulvi anlamindan zaman zaman uzaklasilmaktadir. Spor egitiminde kullanilacak en onemli dusunce tarzi muhakkak ki OLIMPIZM’dir. Modern Olimpiyatlarin babasi addedilen BARON PIERRE DE COUBERTIN bakin 1894 yilinda bu organizasyonu baslatmak isterken ne diyor, olimpizm felsefesini nasil izah ediyor:

INSANLARIN BIRBIRLERINI SEVMELERINI ISTEMEK UTOPIK BIR DUSUNCE
OLABILIR. ANCAK GENCLERIMIZI DORT YILDA BIR, BIR ARAYA GETIREBILIRSEK, BIRBIRLERINI SAYMALARINI SAGLIYABILIRIZ. BU SEKILDE ARZU EDILEN BARIS ICINDE YASAYAN BIR DUNYAYA KAVUSURUZ.

Bu ifadeden anlasilacagi uzere Spor insan sagligina yararli olmasi kadar, bu fani dunyada "BARIS KARDESLIK VE DOSTLUK" ortamini yaratmak icin bir arac olarak kullanilmasinin onemli oldugudur. Nitekim birlesmis milletler, Olimpizmin yuzuncu yildonumu olan 1994 yilini tum ulkeler icin DOTLUK, KARDESLIK, BARIS VE OLIMPIK DUSUNCE SENESI ilan etmis ve ihtiyacimiz olan bu ortami saglamaya calismistir. Bu da saglikli yasam icin fevkalade onemli bir faktordur, peki gunumuz insani Sporu boyle algilayabiliyor ve bilhassa Spor sevgisini, sportif yarismalari takip ederken veya fiilen katilirken Olimpizm felsefesini uygulayabiliyor mu? Maalesef buna tam manasile EVET diyemiyoruz. Asiri sevgi ve tutku gunumuz insaninin hislerini frenleyememesine neden oluyor ve FANATIK yapiyor. Bu durumda spor arac olmaktan cikiyor, amac oluyor. Her nepahasina olursa olsun kazanmak, galip gelmek arzusu cesitli uzucu olaylarin meydana gelmesine sebep oluyor. Her konuda oldugu gibi asiri tutku yasami tehdit ediyor. Bu konuda cesitli ornekler verebiliriz. Bu durum Sporun kendisinden kaynaklanmamaktadir. Gunumuz ekonomik kosullarinin agirligi, turlu politik ve sosyal baskilarin yeni hastaligi "STRES" bireyleri spor yaparken veya sportif organizasyonlari izlerken SIDDET olaylarina kalkismasina neden olmaktadir. Bir de buna fanatik bicimde taraf tutma eklenince, ozellikle futbolda musahade ettigimiz, ne yazik ki baska sporlarda intikal eden uzucu olaylar meydana gelmektedir. Tekrar ediyorum; OLIMPIZM irk, din, dil, renk ayricaliklarini rededer ve sporu amac olarak degil, arac olarak insanlarin mutlulugu icin kullanir.

FANATIZM’i ve SIDDET OLAYLARINI yok etmek istiyorsak Spor sevgisini bu cerceve dahilinde kucuk yastan bireylere asilamali, ogretmeliyiz. Bu bir egitimdir ve en buyuk yardimcimiz da yazili ve goruntulu basin olacaktir. Ne var ki, bilhassa ulkemizde onlarin da bu konuda egitilmeleri gerekmektedir.

Atatürk’ün katkisi büyük

Osmanli Milli Olimpiyat Komitesi, savas yillarinda çok zorlu dönemler geçirmistir. Almanlar’in 1. Dünya Harbi’ni çikarmalari ve Osmanli’nin da savasta onlarin yaninda yer almasi ile Osmanli Milli Olimpiyat Komitesi de askiya alinmistir. 1921 yilinda yeni bir yapilanmaya gidildi ve yeniden uluslararasi komite tarafindan kabul edildi. Ancak bu kez ismi Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi olarak tescil edildi. Bu dönemlerde en büyük destegi veren kisi Atatürk olmustur. O’nun o günlerde yaptiklarini ve söylediklerini biz bugün yapamiyoruz. Bunu da belirtmeliyim. Bugünkü gençlerin pek bilmedigi bir konuyu da belirtmekte yarar var. Kurtulus Savasi’ndan sonra ülkemiz sifirdan varolma mücadelesine girismisti. Böylesine zorlu bir dönemde Atatürk, örtülü ödenekten 17 bin lira vererek 1924 Paris Olimpiyatlari’na katilmamizi saglamisti. Böylece ülkemiz daha önce kisisel katilimlarla temsil edilse bile ilk defa resmi olarak olimpiyat oyunlarina katilma olanagi bulmustu. O tarihten bu yana Moskova 80 haricinde tüm oyunlara katildik.

Büyük savaslardan çikmis; isgale ugramis, yanmis yikilmis bir ülkede “Milli Mücadele”yi “Büyük Zafer”le sonuçlandirip tarihe yeni bir Türk Devleti armagan etmisti. Ülke perisan,

devlet fakirdi. Cumhuriyet henüz bir yasini bile doldurmamisti. Fakat. O, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin spor dünyasinin en büyük gösterisi olan 1924 Paris Olimpiyat Oyunlari’nda temsil edilmesini yürekten arzuluyordu. Baskanlik ettigi hükümet toplantisinda Olimpiyat Oyunlari’na katilmak için tahsisat çikartti, altina ilk imzayi kendisi atti.

Çünkü O, “Olimpiyat” ve “Olimpizm” kavramlarini da en iyi bilendi. Bugün bütün spor dünyasi “Fair Play” üzerinde önemle durmaya basladi. Oysa O, daha 1930’lu yillarda diyordu ki: “Ben sporcunun zeki, çevik ayni zamanda ahlaklisini severim.”

alıntı

 

Mavi_inci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Alt 29-11-2012   #2 (permalink)
Kayıtsız Üye mç
Exclamation Cevap: Olimpizm Nedir - Olimpizm Felsefesi - Olimpizm Tarihçesi


ama olimpizm felsefesini bulunmuyor
  Hızlı Cevap
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Spor Felsefesi Nedir - Spor Felsefesi Hakkında Bilgi Mavi_inci Diğer Spor Dalları 0 22-02-2012 22:55
Doğa felsefesi Nedir,Doğa felsefesi Ne Demek Mavi_Sema Konu Dışı Başlıklar 0 29-05-2011 16:03
Değerler Felsefesi Nedir? - Değerler Felsefesi Hakkında Bilgi Mavi_Sema FrmArtuklu TatLı SöZLük 0 27-05-2011 19:48
Bilgi Felsefesi Nedir - Bilgi Felsefesi Hakkında Bilgi SeLeN Açık Öğretim AÖF 0 07-03-2011 22:57
Bilim Felsefesi Nedir - Bilim Felsefesi Hakkında Bilgi Mavi_inci Konu Dışı Başlıklar 0 13-12-2010 22:59


Saat: 11:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014