FrmArtuklu

FrmArtuklu

Kaliteli Paylaşımın Adresi


Go Back   FrmArtuklu > (¯`·.(¯`·.Eğitim Portalı ·´¯).·´¯) > Teknik Bİlgiler > Diğer Mesleki Bilgiler



Sponsorlu Bağlantılar
   

Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri

Diğer Mesleki Bilgiler icinde Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri konusu , Simya Ve Ünlü Simyacılar Simya ( alşimi ), hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Simya; kimya, metalurji, fizik, tıp, ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 16-10-2008   #1 (permalink)
Thumbs up Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri

Sponsorlu Bağlantılar


Simya Ve Ünlü Simyacılar

Simya (alşimi), hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Simya; kimya, metalurji, fizik, tıp, astroloji, semiotik, mistisizm, spiritüalizm ve sanatı bünyesinde barındırırdı.
Simya ile en az 2500 yıldır uğraşıldığı bilinmektedir. Simya ile ilk olarak Mezopotamya, Eski Mısır, İran, Hindistan ve Çin'de uğraşılmıştır. Klasik Yunan döneminde Yunanistan'da, Roma İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü coğrafyada, önemli İslam başkentlerinde ve daha sonra 19. yüzyıla kadar Avrupa'da simyaya ilgi duyulmuştur.
Batı simyası her zaman, kökleri ünlü simyacı Hermes Trismegistus'a uzanan ve bir felsefi-spiritüel sistem olan Hermetizm'le yakından bağlantılı olmuştur. Bu iki disiplin (simya ve Hermetizm) 17. yüzyılın önemli bir ezoterik ekolü olan Gül-haçlılar 'ın doğuşunda etkili olmuştur. Erken modern dönemde, simya kimyaya dönüşmeye başlarken simyanın mistik ve Hermetik dalları modern spiritüel simyanın odak noktası olmaya başlamıştır.
Günümüzde, simya mistik, ezoterik ve sanatsal yönleri nedeniyle bilim tarihçileri ile filozofların ilgi alanına girmektedir. Simya, modern bilimin temelini atan disiplinlerden biridir ve günümüz kimya ve metalürji endüstrilerinde kullanılan birçok madde ve işlem eski dönem simyacılarının keşfidir.
Simyanın birçok yönü bulunmasına karşın günümüz popüler kültüründe (sinema ve edebiyattaki simya/simyacı imgelemlerinin de etkisiyle) simya denince akla madenleri altına çevirmeyi deneme işlemi gelmektedir.


Doğanın araştırılması ve simya


Simyacılar hakkındaki genel görüş onların sözde bilimadamı (pseudo-scientist), hatta kaçık ya da şarlatan oldukları yönündedir. Bunun nedeni simyacıların kurşunu altına çevirmeye çalışmaları, evrenin dört elementten (toprak, hava, su ve ateş) oluştuğuna inanmaları ve zamanlarının büyük çoğunluğunu mucize ilaçlar, zehirler ve sihirli iksirler harzılamaya harcamalarıdır.
Bazı simyagerler gerçekten kaçık veya şarlatan olsa da, çoğu entelektüel akademisyenler ve önemli bilim adamlarıdır. Mesela, Isaac Newton ve Robert Boyle'un simyacı olduğu bilinmektedir. Bu gibi yenilikçi kişiler kimyasal maddelerin doğasını ve işleyişini araştırmayı denemişlerdir. Bu gibi simyagerler fiziki evrenin sırlarını açıklama girişimleri sırasında deney yapmaya, geleneksel bilgi ve bilgi kalıplarına, Thumb Yasaları'na ve şüpheci yaklaşıma dayanmak zorundaydılar.
Aynı zamanda, simyagerler kimyasal süreçlerde, fiziki durum ve görünüşün büyük ölçüde değiştiği durumlarda dahi, "bir şeyin" mufaza edildiğini kabul ederler. Bu "bir şey" ya da "öz" maddelerin bazı temel prensiplere sahip olduğu, prensiplerin birçok dış görünüş altında gizli halde bulunabileceği ve bu prensiplerin uygun işlemler sonucu ortaya çıkartılabileceği görüşü ile ilintilidir.
Simyacılar tarihlerinde bir düzen ve mantık arayışı içinde olmuşlardır.


Simyanın hedefleri


  • Metallerin altın ve gümüşe dönüştürülmesi
  • Ölümsüzlük iksiri yaratılması
  • İnsan hayatının dönüştürülmesi
  • Tüm hastalıklara çare bulunması

Felsefi ve ruhani bir disiplin olarak simya

Simyagerlerin en çok bilinen iki hedefi madenlerin altına dönüştürülmesi ve bütün hastalıkları iyileştirecek ve hayatı sonsuz biçimde uzatacak "pancea" (ölümsüzlük iksiri) yaratılmasıdır. Ortaçağ'dan itibaren Avrupalı simyagerler hem madenleri altına çevirecek hem de ölümsüzlük iksiri yaratılmasında kullanılacak efsanevi bir madde olan "felsefe taşı"nın (philosopher's stone) bulunması için büyük çaba sarfettiler. Simyagerler, yüzyıllar boyunca büyük saygınlık gördüler ve destek aldılar. Bu saygınlık ve desteğin nedeni ne hedefleri (altın ve pancea) ne de yazınlarına hakim olan mistik ve felsefi görüşlerdi. Saygınlık ve desteğin nedeni zamanlarının kimya endüstrisine yaptıkları katkılardı. Bu katkılar arasında barutun keşfi, madenlerin test ve rafine edilmesi, metaller üzerindeki çalışmalar, mürekkep, kozmetik, boya üretimi, deri boyanması, seramik ve cam üretimi, likör ve esans üretimi vb. sayılabilir. (Avrupalı simyagerler arasında "aqua vitae" (hayat suyu,ab-ı hayat) üretiminin de popüler bir deney olduğu düşünülmektedir.)


Diğer taraftan, simyacılar hiçbir zaman sanatlarının fiziksel (kimyasal) boyutlarını metafizik yorumlamalardan ayırma eğilimi göstermediler. Hatta, antikiteden Modern Çağa uzanan dönemde "metafizikten yoksun fizik", "fiziksel tezahürden yoksun metafizik" gibi tatmin edici kabul edilmeyecektir. Kimyevi konseptler ve süreçler için ortak terminoloji eksikliği ve de gizliliğe duyulan ihtiyaç simyacıları hıristiyan ve pagan mitolojisi, astroloji, kabala ile diğer mistik ve izoterik alanlarda kullanılan terim ve sembolleri kullanmaya itmiştir. Bu nedenle en basit kimyasal tarif bile çapraşık büyülü sözler gibi gözükmüştür. Ayrıca, simyacılar düzensiz deneysel verileri bu mistik ve ezoterik alanları kullanarak teorik bir çerçeveye oturtmaya çalışmışlardır.
Ortaçağ'dan itibaren bazı simyacılar, giderek, bu metafizik boyutları simyanın gerçek temelleri olarak ve kimyasal maddeler, fiziki haller ve materyal süreçleri ise sipiritüel varlık, durum ve tranformasyonların tek metaforu olarak kabul etmeye başladılar. Ayrıca, hem adi metallerin altına çevrilmesi hem de pancea mükemmel olmayan, hastalıklı, ahlaksız ve kısa ömürlülükten mükemmel, sağlıklı, ahlaklı ve ölümüzlüğe doğru bir evrimi sembolize eder ve bu noktada felsefe taşı ise bu evrimi mümkün kılan mistik bir anahtardır. Simyacının kendisine uygulandığında bu çifte amaç, onun cehaletten aydınlanmaya doğru evriminini sembolize eder; simyager açısından bu noktada felsefe taşı, bu evrimin gerçekleşmesini sağlayacak bazı gizli sipiritüel gerçekleri ve güçleri ortaya çıkarmak için bir araçtır. Bu görüşe uygun olarak yazılan metinlerde, kriptolu simya sembolleri, şemaları ve metne ait imgeler çok anlamlı, alegorilerle dolu ve kriptolu başka çalışmalara göndermeler yapacak biçimde kullanılmıştır ve bunların gerçek anlamlarının anlaşılması amacıyla "deşifre" edilmeleri gerekmektedir.



Bazı insancıl (hümanist) bilginler, ruhani ve tabiat üstü alegorileri(metafizik yorumların şekillerle ifadesi)simyanın en doğru ve değerli açısı (ifadesi, görünüşü) olarak görürler ve kimyanın simya'nın bir uzantısı olarak gelişmesi, orjinal Hermetic geleneğinin bir bozulmuşu (yozlaşmışı)olduğunu iddia etmektedir. Bu spiritüel simya'nın çağdaş uygulayıcıları tarafından kabul görmüş bir görüştür. Çoğu bilimadamı, diğer bir yandan, tend to take quite the opposite view: to them, the path from the material side of alchemy to modern chemistry was the "straight road" in the evolution of the discipline, while the metaphysically oriented brand of alchemy was a "wrong turn" that led to nowhere. In either view, however, the naïve interpretations of some practitioners or the fraudulent hopes fostered by others should not diminish the contribution of the more sincere alchemists.


İç (Ezoterik) simya


Okültizm'in dallarından biri ya da kapsadığı alanlardan biri olarak görülen simya kimi kaynaklarda iç (ezoterik) simya ve dış (egzoterik) simya olarak ikiye ayrılmaktadır. Dış simyadaki bütün kavramlar Hermes-Thot inisiyasyonundaki ezoterik bilgilerin anlaşılamamış sembollerinden ibarettir. Örneğin, dış simyada madenlerin birbirine dönüşümünü sağlamak anlamına gelen “büyük eser” (magnus opum), iç simyada, inisiyatik bir eğitimin sonunda elde edilen spiritüel “aydınlanma”yı ifade eder. İç simyada inisiyasyonlardaki küçük misterlere ve büyük misterlere vakıf olma “küçük eser” ve “büyük eser” diye adlandırılmıştır. “Büyük eser”i gerçekleştiren kişinin “büyük sanat”ın sonunda “felsefe taşı”nı elde etmiş, “ölümsüzlük içkisi”ni içmiş olması, inisiyatik süreç sonunda aydınlanmış olmasını simgelerdi. “İlk madde”yi (materia prima) elde etmek ise, tüm madenlerin türediği madde cevherini elde etmek değil, ruhsal varlığın ilk halini, yani maddi dünyada doğmadan önceki saf hali, saf şuur halini elde etmek anlamına geliyordu. Metalin altına dönüşmesi sembolizminde simgelenen bir anlam da ‘aura’nın arınması, altın parlaklığını gösterecek bir saflığa ulaşmasıdır. Hermes-Thot’a dayanan ezoterik sembollerin, o sembolleri anlayabilecek inisiyatik eğitimden geçmemiş olanların eline geçmesi dış simyayı doğurmuştur. Bu bakımdan kimi yazarlar dış simyayı okültizm kapsamında, iç simyayı ezoterizm kapsamında ele alırlar.




Paulo Coelho


Paulo Coelho (d. 24 Ağustos 1947, Rio de Janerio-Brezilya). Yazar.
Paulo Coelho gençliğinde bir hippiydi. Yazarlığa başlamadan önce ülkesinde tanınan bir şarkı sözü yazarıydı. Bir süre gazetecilik de yapan Paulo Coelho, 1986 yılında Hıristiyanların Batı Avrupa'dan başlayıp İspanya'da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu yaptı. Bu deneyimini Hac (özgün adı: "The Pilgrimage") adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayınlanan romanı Simyacı, Coelho'yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. 42 ülkede yayınlanan, 26 dile çevrilen Simyacı, benzersiz bir başarıya ulaştı ve bu kitap sayesinde Gabriel Garcia Marquez'den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar oldu. Paulo Coelho'nun kurduğu Paulo Coelho Enstitüsü, ülkesindeki yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmektedir. Coelho, UNESCO'nun Kültürlerarası Diyaloglar programında danışman olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nu düzenleyen Schwab Vakfı'nın yönetim kurulundadır. Paulo Coelho pek çok saygın ödülün sahibi oldu; bunlar arasında Dünya Ekonomik Forumu'nun verdiği Crystal Award ve Fransız Légion d'Honneur nişanı da vardır. Yazar 2002 yılında Brezilya Edebiyat Akademisi'ne kabul edildi. Coelho, ayrıca pek çok saygın basın kuruluşu için haftalık köşe yazıları yazmaktadır. Paulo Coelho Rio de Janerio'da yaşamaktadır.


Türkçeye çevrilmiş eserleri


  • Beşinci Dağ, ISBN 975-510-829-7
  • Işığın Savaşçısının Elkitabı, ISBN 975-07-0262-X
  • On Bir Dakika, ISBN 975-07-0370-7
  • Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum ve Ağladım, ISBN 975-510-097-0
  • Simyacı, ISBN 975-510-682-0
  • Şeytan ve Genç Kadın, ISBN 975-07-0108-9
  • Veronika Ölmek İstiyor, ISBN 975-510-990-0
  • Zahir, ISBN 975-07-0579-3
  • Hac, ISBN 975-07-0650-1
  • Portobello Cadısı,ISBN 975-510-682-0

Simyacının Karısı (oyun)


Yazar Mehmet Murat İldan’ın bir tiyatro oyunudur.
1625 yılında, Londra'da bir kilisede, Henry Cornelius isimli bir rahip, Emily Hesketh adındaki bir kadın tarafından günah çıkartma odasında baştan çıkarılmaya çalışılır. Rahip, kadını çekici bulmakla birlikte kafası karışmıştır.
Kadın gittikten sonra Cavendish isimli bir simyacı günah çıkartma odasına girer ve kadının kocası olduğunu söyler. Simyacı, karısının şehvet düşkünü bir kadın olduğunu ve bir rahibi kandırmaya çalışarak Tanrı'ya kafa tutmak, Tanrı'yı alt etmek istediğini söylese de rahip Cornelius bunlara inanmaz...
Simyacı Cavendish, William Shakespeare'in bir oyununa gitmesi için rahibe tavsiyede bulunur, bu oyunun onu ikna edeceğini söyler. Rahip, Shakespeare tarafından yazılmış ancak daha önce hiç bilinmeyen bu yeni keşfedilmiş oyunu seyretmeye gider. Oyunun ismi Bir Yaz Gecesi Kabusu'dur; 1595 yılında, Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndan sonra yazılmıştır. Shakespeare'in bu 40. oyunu Emily Hesketh'in kaderini belirleyecektir...




Isaac Newton


Isaac Newton, (d. 25 Aralık 1642 – ö. 31 Mart 1727). İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacıdır. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm'in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.
Sir Isaac Newton (1642-1727)
Bir Çiftci olan babası o doğmadan üç ay önce ölmüştü. Oniki yaşında Grantham'da king's School'a yazılan Newton bu okulu 1661'de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Universite'sindeki Trinity Kolleje girdi. Nisan 1665 'te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlıyacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.
Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667'de Trinity Kolleje öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış,beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı.Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayımlamıştır.Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669'da henüz 27 yaşındayken Cambridge Universite'sinde matematik profesörlüğüne getirildi.1671'de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society'ye sunduğu renk olgusuna ilişkin bidirisinin eleştirilere hedef olması , özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyle ilişkisini kesti. 1675'de sunduğu gene optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu ,Newton'un bunlara sahip çıktığını öne sürdü.Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678'de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom matematikçi Edmond Halley'in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.
Cambridge Universite'sinde katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689'da üniversitenin parlamento daki temsilciliğine seçildi. 1693'de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel pepys ve John locke ile arası bozuldu.Iki yıl süren bir inziva döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysada bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı.Daha sonra 1699'da Fransız Bilimler Akademi'sinin yabancı üyeliğine 1703'de Royal Society'nin başkanlığına seçildi.
Gelmiş geçmiş bilim adamlarının en büyüklerinden biri olarak kabul edilen Newton matematik ve fizikte çok önemli buluşlar gerçekleştirdi. Matematikte (a+b)ª ifadesinin üstel seriye açınımını veren genel ikiterimli teoremini buldu. Newton'un bilime en büyük katkısı mekanik alanındadır. Merkezkaç kuvvet yasası ile Kepler yasalarını birlikte ele alarak kütleçekim yasasını ortaya koydu. Newton hareket yasaları olarak bilinen eylemsizlik ilkesi, kuvvetin kütleyle ivmenin çarpımına eşit olduğunu ifade eden yasa ve etki ile tepkinin eşitliği fiziğin en önemli yasalarındandır.
Yayımladığı kitaplardan bazıları Philosophiae naturalis principia mathematica, principia,opticks sayılabilir.


Başlıca eserleri


  • Method
  • De Motu Corporum in Gyrum (1684)
  • Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (1687)
  • Opticks (1704)
  • Arithmetica Universalis (1707)
  • An Historical Account of Two Notable Corruptions of Scripture(1754)

Edgar Cayce


Edgar Cayce, (18 Mart 1877 – 3 Ocak 1945) Amerikalı ünlü medyum.
1877'de Kentucky'de doğan, 1945'de Virginia Beach'de hayata gözlerini yuman Edgar Cayce hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan "okumalar"la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur.
Cayce hipnoz uykusundan uyanınca hiçbir şey hatırlamıyordu. Uykudayken bu işi nasıl başardığı sorulduğunda, yaşayan herhangi bir insan beyni ile ilişki kurabildiğini, bu beyin veya beyinlerdeki bilgilerden, kendisine gelen hastaları teşhis edebildiğini, ilaçlar verebildiğini söylüyordu. Belki de bu anlarda Cayce'de bambaşka bir akıl canlanıyor ve insanlıkta dolaşan bütün bilgilerden, tıpkı bir kitaplıktan olduğu gibi yararlanıyordu. Bu işlem ışık hızıyla oluyordu. Fakat Edgar Cayce'nin durumunu bugün için açıklama imkanı yoktur.
Medyumluk yeteneği ve psişik güçleri çok küçük yaşlarda ortaya çıktı. Edgar Cayce küçükken hastalanmış komaya girmişti. Köyündeki doktor tüm çabalarına rağmen onu komadan çıkaramamış, bu haldeyken Cayce konuşmaya başlamış: "Enseme bir beyzbol topu çarptı. Özel bir yakı yapın ve enseme kuvvetlice basın. Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var" demişti. Sonra yapılacak yakının formülünü vermişti. Ailesi başka çare olmadığı için denilenleri uygular ve akşama doğru ateşi düşen Edgar, ertesi gün ayağa kalkar. Fakat komadayken söylediklerini hatırlamıyordu ve formül için isimlerini verdiği bitkilerin çoğunu tanımıyordu.
Amcasının çiftliğinde çalışmaya başlamış daha sonra Hopkinsville kitaplığında hademelik yapmıştı. Sahip olduğu yeteneği kullanmak istemeyen Cayce küçük bir fotoğrafçı dükkanı açmıştı. Çocukluk arkadaşı Al Layne felçliydi ve ayağını sürüyerek yürüyordu. Çocukluk arkadaşının yalvarmasına dayanamayan Cayce hipnoz uykusuna yatmaya razı oldu. Bu uyku sırasında arkadaşının hastalığının nedenlerini yazdırdı. Uyanınca arkadaşına yazdırdıklarının ne olduğunu dahi anlamadığını, bunun büyücülük olduğunu, ilaçları alıp kullanmamasını tavsiye eder. Ama sekiz gün sonra Al layne'in iyileştiği bütün kasabada konuşulmaya başlanınca insanlar kendisine başvurmaya başlamıştır. Önceleri "uyurken konuşuyorum diye insanları tedaviye kalkamam" diyerek direnen Cayce, sonunda bazı şartlar ile bu seanslara razı olur. Hastaları görmeyecek, para almayacak ve uyku seanslarında bir doktor hazır bulunacaktı.
Hipnoz uykusu sırasında hastalara koyduğu teşhisler o kadar isabetliydi ki buna hayret eden doktorlar aslında kendisininde doktor olduğunu fakat bu yola saptığını söylüyorlardı.
James Andrews adında bir demiryolu şirketi sahibi Cayce'a gelmişti. Seans sırasında birkaç ilaç ve bir tür adaçayı suyu kullanılması söylenmişti, formülü bulmak imkansızdı. Gazetelere verilen ilanlardan bir sonuç çıkmayınca tekrar edilen seansların birinde Cayce, ilacın çok karmaşık formülünü yazdırdı. Bu arada şirket sahibi Andrews'e Paris'li genç bir doktordan mektup geldi. Mektubunda ilanda söz edilen adaçayı suyunu yine doktor olan babasının bulduğunu fakat elli yıldan beri yapmadığını yazıyordu. Formülü Cayce'ın yazdırdığı formül ile aynıydı.
Hekimler sendikası mahalli sekreteri John Blackburn bir komite ile bütün seansları izler ve sonunda Edgar Cayce'a resmi konsultasyon yapma izni verilir.
Cayce'ın sekiz yaşındaki oğlu oynarken bir magnezyum patlamasına sebep olur ve doktorlar bir gözünü kurtarmak için diğerini çıkarmayı önerirler. Bunu kabul etmeyen Cayce, hipnoz sırasında gözlere 15 gün süreyle tannik asit pansumanı uygulanmasını söyler. Doktorlar bunun çılgınlık olduğunu söylemesine rağmen 15 gün sonra çocuğun gözleri iyileşir.
Bir uyku seansında 4 reçete yazdırmıştı ve bunların kime uygulanacağı bilinmiyordu. Sonradan kendisine başvuracak dört hastanın reçetesini 48 saat önce yazdırmıştı.
Bir seans sırasında da "Codiron" adında bir ilaç yazdırmıştı ve ilacı yapan firmanın adresini vermişti. Telefon edildiğinde ilaç firması şaşırmıştı, "nereden duydunuz? formülü yeni bitirdik ve ismini yeni koyduk" diyorlardı.
Cayce öleceği günü ve saatini önceden haber vermişti. Çaresiz bir hastalığa tutulduğunu anlamıştı. "Akşam 5'te tamamen kurtulacağım" diyordu. Hastalığı "başka bir şey olmak"tı. Cayce öldüğü zaman ardında, 43 yıl içinde yazılan 14.000 adet ayrıntılı "steno kaydı"nı bırakmıştı. Bunların içinde onun, geleceğe yönelik bazı kehanetleri de yer almaktadır.
Günümüzde Edgar Cayce takipçisi bir çok organizasyon ve kuruluş vardır.


Nicholas Flamel


Arnaldus de Villa Nova


Arnaldus de Villa Nova ya da Arnaldus de Villanueva, Arnaldus Villanovanus, Arnaud de Ville-Neuve, Arnau de Vilanova, (~ 1235 Valencia–1313), Katalonyalı bir aileden geldiği düşünülen simyacı, gök bilimci ve fizikçidir. Bu bilim dallarının yanında kimya, tıp ve Arap felsefesi de okumuştur. Bir süre Aragon'da yaşadıktan sonra Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. Savunduğu tezler nedeniyle kilisenin şiddetli baskısına maruz kaldı ve bulunduğu yerden kaçmak zorunda kaldı, Sicilya'ya sığındı. 1313 yılında Papa V. Clement'in durumunu duyması üzerine, Papa tarafından Avignon'a davet edildi. Ancak gidiş yolunda hastalanarak yaşamını yitirdi.
Thesaurus Thesaurorum ya da Rosarius Philosophorum, Novum Lumen ve Flos Florum gibi simya ile ilgili kitapların onun yazdığı düşünülmektedir. Ancak bu konuda kesin bir kanıt yoktur. Bilim dünyasına en bilinen katkısı ise korbonmonoksit ve saf alkolü bulmasıdır. Şarap üretimi, korunması ve bozulmaya başlayan şarapları kurtarmaya yönelik yardımcı bilgiler verdiği kitabı üzerine Liber de Vinis o dönemde büyük ilgi görmüştür.


Cabir bin Hayyan

Cabir bin Hayyan (Arapça: جابر بن حيان Jābir ibn Hayyān; ابو موسی جابربن حیان Abū Mūsā Jābir ibn Hayyān, Latince: Geber ya da Geberus; d. 721 ya da 722 Horasan - ö. 808 ya da 815 Kufa), Abbasi döneminde yaşamış ve İslam bilimi'nin temelini atan efsanevî âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur.

Kimyager ve Eczacı olan babasının oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufa'ya giderek Abbasi halifesi Harun Reşid'e saray âlimi olarak hizmet etmiştir.

Kimya dışında Eczacılık, Metalürji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır. Bazı eserlerinin aslında öğrencileri tarafından yazıldığı anlaşılmıştır.

Nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'in rafine ve kristalize yöntemlerini bulduğu Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik asid'i keşfetiği düşünülmektedir. İnbik ( الأنبيق al-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Kendisi o yüzyıldan atomun parçalayacağını görmüş büyük bir bilim adamıdır.Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.
Agathodaemon, Hermes-Thot, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Şia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir.

Eserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.


El-Razi


El-Razi (tam adı: Ebu Bekir Muhammed ibn Zekeriye el-Razi, Arapça: أبو بكر محمد بن زكريا الرازي Abū Bakr Muhammad ibn Zakarīya al-Rāzi; Farsça: زكريای رازی Zakarīya-ye Rāzi; Latince: Rhazesa ya da Rasis; d. 865 Rey - ö. 925), Fars simyacı, kimyager, hekim, filozoftur.



Başlıca yapıtları

  • el-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)
  • Kitabul-Mansur, 920,

Thomas Norton

Thomas Norton (d.1433 -ö.1513) İngiliz şair ve simyacıdır.300 mısradan oluşan Simya'nın Ordinali (Ordinall of Alchemy) (1477) isimli simya esinli şiir kitabı ile tanınır.Jonathan Hughes'un Arthuryen Mitler ve Simya isimli kitabına göre Norton, Colne-Wiltshire'da dünyaya gelmiş, 1450'lerde bir simyacı olmuş ve IV.Edward İngiltere'sinde yaşayan bir saray mensubu idi.
"Ordinall", Michael Maier'in kitabı latinceye (Tripus Aureus olarak) çevirmesi ile büyük bir şöhret sahibi olmuştur.

kaynak:wikipedia

simyacı isimleri
simyacı çalışmaları
simyacıların hayatı
simyacıların isimleri
simyacıların çalışmaları
simyacının hayatı
simyacının çalışmaları
simyadan kimyaya
simyadan kimyaya geçiş
simyadan kimyaya geçiş nasıl olmuştur
tanınmış bir simyacı
tanınmış bir simyacı ve çalışmaları
tanınmış bir simyacı çalışmaları
tanınmış bir simyacının araştırmaları
tanınmış bir simyacının hayatı
tanınmış bir simyacının çalışmaları
tanınmış bir simyacının çalışması
tanınmış simyacı
tanınmış simyacılar
tanınmış simyacıların çalışmaları
tanınmış simyacının çalışmaları
türk simyacılar
önemli simyacılar
ünlü bir simyacı
ünlü bir simyacının hayatı
ünlü bir simyacının çalışmaları
ünlü simyacı
ünlü simyacılar
ünlü simyacılar ve çalışmaları
ünlü simyacıların hayatı
ünlü simyacıların isimleri

 

_Mr.PaNiK_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Alt 02-12-2008   #2 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


Çok sayıda hermetik disiplin gibi simya da iki farklı perspektifin açılımlarına maruz kalmıştır. Her zaman ve her mekanda, bu uğraşların güç, para, tatmin yahut başarı gibi dünyevi amaçlarla anlamlanan tarafı, Hermetik felsefenin gizlici yüzüne karşıt bir yapı oluşturmuştur. Hermesçi uğraşının bu anlamlı yüzü daima ve her yerde "bütüncül" olana kavuşmakla ilintilidir. Simya'nın, yüzyıllar boyunca "adi madenleri altına çevirme" yeteneği olarak sunuluşu, kuşkusuz Hermetik felsefenin sadık savunucularından çok dönemin koşullarını kendi lehine çevirmek isteyen düzenbazların ve çaresizlerin trajedisini yansıtır. Gerçek bir simyacının amacı asla çok zengin olmak, madenleri altına çevirmek veya bu yolla dünyayı ele geçirmek değildir. Bir simyacının felsefi kaygısı, bütünün işleyişini anlamak ve bu bütüne müdahale etme yetkinliğine ulaşmaktır. Modern dünyanın simyayı arsız bir servet anlayışı olarak görmesi en iyi ihtimalle parayı en yüksek değeri yapmış bir zamanın çapsızlığının işareti olabilir.

Günümüzde modern bilimin, bazı madenleri uygun laboratuar koşullarında altına dönüştürebilme olanağı vardır. Ancak örneğin kurşunu, bu tip koşullarda altına dönüştüren bir bilim adamını, bir simyacı olarak nitelememizin önündeki engel tam da Hermetik felsefenin söz konusu içeriği ve anlayışıdır. Modern dünyanın bilim adamı bir simyacının felsefi donanımından yoksundur ve laboratuar düzlemindeki başarı, kendinden ayrı bir madde üzerinde ulaştığı başarıdır. Katı maddenin yasalarını anlamaya çalışan ve onları anladığı oranda değiştirmeyi başaran bir modern bilim uygulayıcısının, özne-nesne arasında koyduğu temel ayrımın simyacı için anlamı yoktur. Madde üzerinde yaşanan değişim, uygulayıcının benliği üzerinde dönüştürücü ve geliştirici bir etki sağlamıyorsa, simyacı, modern kimyacının aksine, kendisini başarılı saymayacaktır. Öyleyse başlangıç olarak belirtmeliyiz ki bir simyacı için adi maddenin altına dönüşümü sadece araçtır. Evrenin bütünlüğünü kurmuş bir simyacı için doğadaki herhangi bir dönüşüme katılım mümkündür ve bu dönüşüm onun kendi dönüşümüdür. Kurşun altına dönüştükçe, simyacının ruhu da değerli bir aşama kat etmiş olur. Doğal olaylara müdahaledeki bu cüret aslında Hermetik çok sayıda uğraşı, semavi dinler bağlamındaki "olumsuz" yargılamanın kökenine götürür. Bir simyacı ölümsüzlük, bilgi ve güç gibi konularda uğraşırken kendisine örnek olarak TANRI'yı alır. Tanrı gibi olmak, ya da onunla bir olmak hiç kuşkusuz modern bir bilim adamının sınırlarını aşan felsefi bir dizgenin parçasıdır. "Büyük Eser" tanımının anlamı budur.

Kökeni simyaya dayanan pozitif bir bilim olarak kimyada da, birkaç temel bileşenin etkileşerek ikincil bir katman üretme eğilimi kabul edilir. Element tabloları bu durumu ayrıntılı olarak gösterir. Bununla birlikte bu ilkesel benzerlik ayrıntılardaki farklılıklarla sarsılır. Modern kimyanın yüzün üzerindeki elementine karşılık, simyacının elinde, hava, toprak, su ve ateşten oluşan dört element vardır. Hiç kuşkusuz bu elementleri cevherler olarak adlandırmak yerinde olur. Çünkü onlar ilkesel ve ideal oluşları bağlamında soyut unsurlardır. Bir diğer ifadeyle bunların hiç biri gerçek hayatta, soyut düzlemde olduğu gibi saf halde değildir. Kendisine katışmış diğer öğelerle anlamlıdır. Bunları "yaşamın kökeni" olarak adlandırır bir simyacı. Simya, bu elementlerin yönetimini içerir. Evrendeki her varlığın kökeninde, değişik oranlardaki bu dört elementsel sentez bulunuyorsa, bunların yönetimi varlıkların yönetimi anlamına gelir nitekim. Simyacı, sahip olduğu bu bilgiyle, doğanın işleyişine yardımcı olur ve en yüce olasılıkların zamanlamasında belirleyici bir rol oynar. Bu kutsal amaç hiç kuşkusuz sistemli ve hummalı bir çalışmayı içerir. Tüm Hermetik disiplinler gibi simya da, katışıksız ve zorunlu bir çileli çabayı gerektirir. Deney ve modern anlamda laboratuar çalışması olarak tanımlayabileceğimiz aşama, söz konusu ideal açısından gerekli bir araçtır.

Simya, temel amacı doğrultusunda metaller üzerindeki deneysel çabadan yararlanır. Tüm metaller, kükürt, cıva ve tuzdan oluşur. Tıpkı ana ilkeler gibi bu ilkeler de sentez halinde metallerde bulunur. Cıva, pasif ilke olarak ruh 'u simgelerken, tuz ise maddenin sembolüdür. Kükürt ise ortaya çıkan bütünlükteki enerjiyi, hareket ilkesini temsil eder. Her maddede geçerli olan denge sabiti, bize Altın Oran'ı vereceğinden, cıva, kükürt ve tuzun uygun oranı da altını verecektir bir simyacıya göre.

Altın yukarıda da değindiğimiz gibi, sistemli ve güçlü bir semboldür. Simyacı için altına ulaşım, maddi ilkeden çok, bağıntılı olduğu ruhsal dönüşümle ilgilidir. Altın üzerine geliştirilen felsefe dizgenin kökeni Mısır'a dek takip edilebilir. Altının, göz alıcı güzelliği, şekil verilebilir ve paslanmaz niteliklerini, değişim ve mübadele aracı olarak değerini çok sayıda uygarlık gibi anlayan Mısırlılar aynı zamanda, Güneş'in özdeşimini yaparken inanç sistematiğinden yararlanmışlardı. Altın içinde hiç bitmeyen bir ışığa sahiptir. Ateşli elemenin sıradışı yükseklikteki oranı metafiziksel çağrışımları kaçınılmaz olarak besleyecektir. Süreç içinde Yunan'da özellikle Platon ve Aristo sistematiğinde, ateşe biçilen değerle ilişkili hale geldi. Onlara göre, ateş, yerküresel bir element olmasına rağmen, göksel bir gerçekliğe en çok yaklaşan elementti. Bu nedenle içinde hiç sönmeyen bir ateş barındıran altının göksel kürelerin en muhteşemi güneş ile özdeşimi kaçınılmazdı.

Altının içerdiği ateş, herşeyi canlı bilen Mısırlının düşünsel dizgesinde büyük bir can buldu. Yerkürenin rahminde büyüyen metaller, yavaş ama kesintisiz bir biçimde, her varlık gibi mükemmelliğe doğru yol almaktaydı. M. Eliade, Türkçe'ye Babil Simyası olarak çevrilen kitapçığında, simyacının uğraşını, toprağın doğurganlığına bir müdahale olarak tanımlarken tam da bu noktaya parmak basmaktaydı:

"İnsan, doğa ile işbirliği yapabileceğini, toprağın derinlerinde meydana gelen büyüme süreçlerine yardım edebileceğini hisseder, yeraltında gerçekleşen bu yavaş olgunlaşmanın ritmini sarsar ve hızlandırır. Hakları insana ait olmayan bir alana, Toprak Ana'nın derinliklerinde yavaşça yoluna devam eden mineral gebeliğin gizemleriyle birlikte yeraltı dünyasına gitmeyi göze aldıklarını hisseder..."

Böylece simyacı, bir din adamı gibi kutsal bir çabayı üstlenir. İlksel yaşam enerjilerinin idaresiyle dünyayı dürterek, sonu çabuklaştırır. Bir metalin mükemmelliği ulaşımı sürecini hızlandırmak, kaçınılmaz olarak kişinin kendi ruhsal mükemmelliğiyle ilişkilendirilebilir. Çünkü doğal kusurlar, rahatsızlıklar, bir metalin temel amacına ulaşmasını nasıl engelliyorken simyacı ona yol gösteriyorsa, dünyevi bir batakta sarsılan ruhu için de aynı kurtuluş mümkündür. Metal, simyacının laboratuarında mükemmelliğe ulaşırken, simyacının ruhu yaşamıyla bu mükemmelliğin takipçisidir. Her ikisi de sonu gelmez ateşlerde yanmak zorundadır mükemmellik için.

Altının göksel bir küreyle özdeşleşimi kuşkusuz diğer elementler için de geçerlilik taşımaktadır. Astroloji ve simyayı birbirine bağlayan bu yapıda, güneş altın'ı, ay gümüş'ü simgelerken, göklerdeki diğer 5 gezegenle birlikte, ortaya 7 metal 7 yıldız simetrisi çıkar. Makro-micro kozmos ilişkisini oluşturan bu dizgeye göre en hızlı gezegen Merkür, cıva ile, Venüs bakır ile, Mars demir ile, Jüpiter kalay ile, Satürn ise kurşun ile ilişkilendirilir. Bunlardan Jüpiter ve Venüs benzeşiminin neden olduğu bilinmese bile bilinen, elementlerin gelişiminin hamisi olunan göksel küre tarafından yönlendirildiği bilinmektedir. Her gezegen kendi ayırt edici erdemini ortaya koymaktadır.

Simyanın felsefi bir dizge olarak geniş çizgileri kendisini en belirgin şekliyle Felsefe Taşı kavramında gösterir. Oldukça yoğun ve soyut anlatımlara sahiptir ki felsefe taşı... Örneğin 16. yüzyıldan kalma bir metin felsefe taşını şu şekilde anlatır:

"Genç ya da yaşlı, tüm insanlara tanıdık gelir, Tanrı'nın yarattığı her şeyde bulunur, ama hepsi tarafından hor görülür. Zengin fakir herkesin elinden her gün geçer. Hizmetçiler tarafından sokağa silkelenir. Oysa kimse değerini bilmez. İnsan ruhundan sonra, yeryüzündeki en güzel ve krallarla prensleri alaşağı etme gücüne sahiptir..." Büyü, Gizem Bilim. sf 102)

Simyacı için temel amaç, mükemmelliğe ulaşmaksa, temel araç ise felsefe taşıydı. Felsefe Taşı, İsa'nın Graal'i gibiydi. Altın değildi ama Tanrı'nın dokunuşu gibi, değdiği her şeyi iyileştirirdi. Kusurları gideren bu güç, cennet çağının habercisiydi. Kaya veya taş ile oldukça az anlatımlarda özdeşleştirilir. Kimi metinlerde "kırmızı bir toz" şeklinde tanımlanırken, kimi anlatılarda "nüfuz edici su" olduğu gözükür. Bazen ilaç, bazen ölümsüzlük besini olarak tanımlanan felsefe taşı, bazı ilginç simgelerle de ifade edilir: "Bir şişenin içinde kalmış, kırmızı renkte bir Kral" olarak. M. Maier'in verdiği örnek ise çok daha ilginçtir:

"Bir erkek ve kadından önce bir çember, sonra bir kare, sonra bir üçgen, son olarak da bir çember yaparsan Felsefe taşını elde edersin..." (Büyü, Gizem Bilim sf 102)

Simyacının dilindeki kapalılık ve simgesellik şaşırtıcı değildir aslında. Ortalama anlayışın eleştirisi bir tarafa, gereklidir. Modern bilim adamının, kesin konuşan tarzı yerine simyacı, olasılıkları hesaba katar. Hakikatin ikinci elden anlaşılamazlığını savunurdu. Gerçeklik istense bile asla anlatılamazdı. Kitlelere, hatta yolun başındaki ustalara dahi bu bilgelik götürülemezdi. Açık ifadelerde gözleri kamaştırır, büyük yıkımlar getirir, hazırlıksız kişilere zarar verebilirdi. Simya, tüm Hermetik disiplinler gibi çeşitli kaygılarla gizli bir disiplin haline geldi. Çok sayıda üstad, araştırma sonuçlarını birbirlerine büyük bir gizlilikle götürdü.

Simyacı için yolun başı kuşkusuz önemli bir ayrıştırmadan geçer. Laboratuarında onun yola çıkış noktası "ilk maddedir. İlk maddeye ilişkin tasavvurların farklı oluşu, işleme geçmeden önce, nereden başlanması gerektiği konusunda çok sayıda farklı tutuma yol açar. Çok sayıdaki girişimdeki başarısızlık ise, genellikle İlk Madde'nin bulunamayışıyla açıklanır. Dışkı, çamur, tükürük ya da toz gibi çok sayıda madde kullanılmıştır. Aristoteles'in kimi çıkarımları, özellikle biçimden yoksun madde çok sayıda simyacıyı etkilemiş olmalıdır. Ona göre, ilk maddenin herhangi bir özelliği yoktur. Özelliksizliği saptanmış bir maddenin ilk aşamada öldürülmesi gerekir. Siyah aşama, ya da maddenin öldürülmesi aşaması Nigredo olarak adlandırılır. Maddenin ölümü, bir sonraki aşamada maddenin diriltilmesi olarak da bilinen beyaz aşama, yani Albedo ya, oradan da Kırmızı aşama, yani maddenin beslenmesi, Rubedo aşamasına geçecektir. Hıristiyan felsefesindeki yaşamın ölümden doğma diyalektiği, simyacıların çoğunu, İsa örneğinden hareketle etkilemiş olmalıdır. Maddenin ölümü, yani tüm özelliklerinden arındırılması onun içindeki ilahi kıvılcımı, ilk koşullandırıcıyı, ya da ilkten öncekinin açığa çıkmasını sağlayacaktı. Serbest kalan ilahi kıvılcım, simyacının avuçlarına düşecekti.

Bir maddenin öldüğünden emin olmanın çeşitli yöntemleri vardır. Madde yakıldıktan, toz haline getirildikten, cıva ile karıştırıldıktan sonra, kara bir madde yumrusu olarak karşımıza çıktığından, ceset gibi kokar. Kurt tarafından kemirilen ölü kral, çarmıha gerilen yılan, ya da parçalanmış ceset gibi çok sayıda simgesi bulunmaktadır. Madde öldürüldükten sonra, yeniden doğum aşaması gelir. İlk madde, bir sıvı solüsyona batırılır. Doğru yapılmışsa işlem, kara yumruyu beyaz bir taşa dönüştürürdü. (Vahiy kitabında üstüne yeni bir isim yazılmış beyaz taş olarak görülebilir)Lekesi veya karası olmayan gerçek kristal taş diye adlandırır Michael Maier. (Simgesi ay altında yıkanan insan) Simya bu aşama içinde bizzat yer alır, bu kez mistik diriliş ve yeniden doğuşa geçerdi. Son aşama, beyaz taşın altına, yani felsefe taşına dönüştürüldüğü aşamaydı. Rubedo aşaması. ... Kurban kanı ve olgunlaşmayı akla getirir. Beyaz taşın simyacı tarafından beslenmesiyle oluşurdu. Beslenme sırasında bal veya insan kanı gibi şeylerle karıştırılabiliri. Anlaşılan taşın, uzun süren işlemler sırasında güce ihtiyacı vardı. Bu nedenle beslenmekteydi taş. Beyaz taş sonunda felsefe taşı ile ilişkilendirilen kırmızı bir toza dönüşürdü.

Simyacının ulaştığı ölümsüzlük aşamasının temel maddesi olan felsefe taşı, çileli bir yolculuğun sonucudur. Simyacı için asla bir ayrıcalık değildir, ölümle kesilmemiş bir yaşam bütünlüğü simyacı için daha sistematik bir bilgi olanağına açılan bir kapıdır. Bu anlamda, kişisel hayatını zengin ve muhteşem kılacak "felsefe taşı formülüne" sahip olmasına karşın, gerekli gördüğü haller dışında onu, adi madenleri altına dönüştürme yolunda kullanmaz. Simyacı için felsefe taşı, maddi bedenin engellerinin aşılması yolunda kullanılır. Bunun en önemli aşaması ise, yaşlanmayı ve çürümeyi engelleyen ab-ı hayat iksiri kullanımıdır.

Sahip olduğu bilgi, simyacıyı yeraltına iter. Gölgede kalmak, evrenin sırlarını isteyenin ayrıcalığıdır, ona göre. Popüler olmamaya özen gösterir, sıradan, herkes gibi bir hayat oluşturarak dikkat çekmemeye çalışır. Paracelsus, St. Germain Kontu gibi yarı mistik şahsiyetlerin yanı sıra, Locke, Newton gibi, bilim ve felsefe dünyasının popüler isimlerinin de yer aldığı "simyacı" listeleri inandırıcılıktan uzaktır. Çok sayıda hermetik disiplin gibi, simya da, öğretmen öğrenci ilişkisi temelindeki gizlici ve dışa kapalı bir yöntem olarak, kuşaktan kuşağa aktarılır.
UquR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 08-03-2009   #3 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri
_NewsMan_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 26-03-2009   #4 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


Guzel konu. Tesekkurler
Red-Devil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 01-04-2009   #5 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


Ünlü Simyacılar,
Ünlü Simyacıların isimleri,
Ünlü Simyacılar kimlerdir?



Isaac Newton

Isaac Newton (Gregoryen takvimi d. 4 Ocak 1643 – ö. 31 Mart 1727)(Jülyen takvimi için: 25 Aralık 1642-20 Mart 1726), İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm'in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

Başlıca eserleri
Method
De Motu Corporum in Gyrum (1684)
Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (1687)
Opticks (1704)
Arithmetica Universalis (1707)
The System of the World, Optical Lectures, The Chronology of Ancient Kingdoms, (Amended) and De mundi systemate (published posthumously in 1728)
An Historical Account of Two Notable Corruptions of Scripture(1754)

Robert Boyle

25 Ocak 1627 yılında dünyaya gelmiş, 1691 yılı 30 Aralık günü hayata gözlerini yummuştur. İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi, kâşif ve bir bilimadamıydı. En çok matematik ve fen alanında yaptığı çalışmalarla hatırlanmaktadır. Araştırmalarının ve de kişisel düşüncelerinin açık bir şekilde simyacılıkla bağlantısı olsa da, genellikle, ilk modern kimyager olarak görülür ve simyanın çöküşe geçmesine neden olan kişi olarak tanınır. Çalışmalarının arasından en ünlüsü, The Sceptical Chymist (Kuşkucu Kimyager), kimya alanında bir dönüm noktası olarak görülür.


Paracelsus

1493 yılında dünyaya gelmiş, dönemin en önemli simyaacılarından birisidir. Maceralı bir hayat yaşadıktan sonra 1541 yılında hayata gözlerini yuman Paracelsus, kariyerine önce doktor olarak başlamış, birçok maceradan sonra şifacılığı ile ün kazanmıştır. Doktor olmasına rağmen, simyanın tıptan ayrılamayacağını söylemiş ve doğa ve insan üzerine çalışmıştır. Macrocosmos ve microcosmos üzerine düşünce sistemini kuran Paracelsus, tuz, kükürt, cıva ile ruh, can, beden ilişkisini de savunmuştur. Ezoterik düşüncenin ifadelerini iyi bir biçimde ortaya koyan Paracelsus , Rose-Croix örgütünü de büyük ölçüde etkilemiştir. On yedinci yüzyılda simya ile ilgili çalışmaların büyük bölümü Rose-Croix tarafından yapılmıştır. İngiltere'de de Robert Fludd bu düşünceyi sistematize etmiştir. On yedinci yüzyıl sonundan itibaren ise okült bilimlere olan ilgi yavaş yavaş azalmış, materyalizm ön plana geçmiştir. Eski öğretiyi savunan örgütlerin varlığını sürdürmesine rağmen simya artık popülerliğini yitirmiştir. Günümüzde simya artık mistik/ezoterik anlamı ile sürmektedir. Ezoterik düşünceler çağlara göre farklı şekillerde ortaya çıkabilir, simya da bunun özel bir türüdür. Zamanın doldurmuş ancak ezoterik içeriği ve sembolizmi ile yaşayan, tarihçilerin ilgisini çeken bir düşüncedir.

Nicholas Flamel

Nicolas Flamel , 15. yüzyılda yaşamış Fransız simyacı. Simyacıların iki büyük düşü olan ölümsüzlüğü ve felsefe taşı'nı bulduğu iddia edilir. Abraham adlı bir Yahudiden aldığı gizemli bir kitaptan bilgilerini elde ettiği söylenir. Harry Potter'dan ünlü manga/anime serisi fullmetal alchemist'e kadar pek çok eserde göndermeler yapılan Flamel'den Brown'un eserlerinde de "Sion Tarikatı'nın 8. Büyük Üstadı" olarak geçer.1410 yılında pariste ölmüştür.felsefe taşını yapan ilk kişidir.


Edgar Cayce

1877'de Kentucky'de doğan, 1945'de Virginia Beach'de hayata gözlerini yuman Edgar Cayce hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan "okumalar"la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur.


Arnaldus de Villa Nova

( 1235 Valencia–1313), Katalonyalı bir aileden geldiği düşünülen simyacı, gök bilimci ve fizikçidir. Bu bilim dallarının yanında kimya, tıp ve Arap felsefesi de okumuştur. Bir süre Aragon'da yaşadıktan sonra Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. Savunduğu tezler nedeniyle kilisenin şiddetli baskısına maruz kaldıbunun diğer ve bulunduğu yerden kaçmak zorunda kaldı, Sicilya'ya sığındı. 1313 yılında Papa V. Clement'in durumunu duyması üzerine, Papa tarafından Avignon'a davet edildi. Ancak gidiş yolunda hastalanarak yaşamını yitirdi.


Cabir bin Hayyan (Abu Abdullah Cabir ibn Hayyan)

Abbasi döneminde yaşamış ve İslam bilimi'nin temelini atan efsanevî Türk asıllı âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur. Günümüz dünyasında atomla ilgili ilk çalışmaların ingiliz fizikçi John Dalton (1766-1844) tarafından yapıldıgı, uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de Alman kimyacı Otto Hahn (1779-1868) tarafından ortaya atıldıgı fikri yaygındır.Halbuki onlardan 1000 yıl önce yaşamış ve dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi'nde rektörlük yapmış olan Câbir bin Hayyân, maddelerin atomik yapısını gösteren tespitler yaparak , tepkimelerde belirli kütlelerin belirli kütlelerle reaksiyona girdiğini söylemiştir. Atom hakkında, ancak asırlar sonra anlaşılabilecek şu sözleri söylemiştir: "Maddenin en küçük parçası olan "el-cüz'ü la yetecezza" da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu , Allahü Teala'ın kudret nişanıdır." Böylelikle görülmektedir ki, Hayyan,Dalton ve Hahn'dan yüzyıllar önce bu buluşları gerçekleştirmiştir.


El-Razi

Tam adı Ebu Bekir Muhammed ibn Zekeriye el-Razi, Arapça: أبو بكر محمد بن زكريا الرازي Abū Bakr Muhammad ibn Zakarīya al-Rāzi; Farsça: زكريای رازی Zakarīya-ye Rāzi; Latince: Rhazesa ya da Rasis; d. 865 Rey - ö. 925), Fars simyacı, kimyager, hekim, filozoftur.

Eserleri
el-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)
Kitabul-Mansur, 920

Thomas Norton

Thomas Norton (d.1433 -ö.1513) İngiliz şair ve simyacıdır. 300 mısradan oluşan Simya'nın Ordinali (Ordinall of Alchemy) (1477) isimli simya esinli şiir kitabı ile tanınır. Jonathan Hughes'un Arthuryen Mitler ve Simya isimli kitabına göre Norton, Colne-Wiltshire'da dünyaya gelmiş, 1450'lerde bir simyacı olmuştu ve IV.Edward İngiltere'sinde yaşayan bir saray mensubu idi.


Diğer ünlü simyacılar

Denis Zachaire
John Dee
Albert de Bollstaedt
Paulo Coelho
Henrig Brand


Konu SeLeN tarafından (02-11-2010 Saat 20:03 ) değiştirilmiştir.
Mavi_Sema isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 04-10-2009   #6 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


tşk ederim emeğinize sağlık
qripin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 20-01-2010   #7 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


Emeğine sağlık, paylaşım için teşekkürler...
Google isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 27-09-2010   #8 (permalink)
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


Teşekür ederim kimya ödevim vardı çok yardımcı oldu...
[TR]TURAN[TR] isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Alt 26-09-2012   #9 (permalink)
Kayıtsız Üye
Cool Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


teşekkür ederim emehe saglık dj ömer
  Hızlı Cevap
Alt 26-09-2012   #10 (permalink)
Kayıtsız Üye
Standart Cevap: Simyacı - Ünlü Simyacılar - Simyanın hedefleri


teşekkürler kimya ödevime yardımcı oldu.
  Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Etiketler
hedefleri, simyacilar, simyacı, simyacılar, simyanin, simyanın, unlu, ünlü

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Simya Nedir? - Simyacı Kimdir? - Simyanın Hedefleri Mavi_Sema Diğer Mesleki Bilgiler 4 02-01-2014 20:18
Tarihteki Ünlü Simyacılar Kimlerdir SeLeN Düşünürler-Filozoflar 5 05-12-2013 19:01
Ünlü simyacılar hangileridir? Kayıtsız Üye Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü 1 26-09-2012 16:58
Ünlü Simyacılar - Ünlü Simyacılar kimlerdir Mavi_Sema Düşünürler-Filozoflar 0 20-02-2011 00:33
Ünlü Simyacılar kimlerdir Mavi_Sema Diğer Mesleki Bilgiler 0 07-10-2010 17:17


Saat: 07:21.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014