FrmArtuklu

FrmArtuklu

Kaliteli Paylaşımın Adresi


Go Back   FrmArtuklu > (¯`·.(¯`·.Eğitim Portalı ·´¯).·´¯) > Teknik Bİlgiler > Diğer Mesleki Bilgiler



Sponsorlu Bağlantılar
   

Gravite Nedir Gravite Yöntemi nasıl Olur

Diğer Mesleki Bilgiler icinde Gravite Nedir Gravite Yöntemi nasıl Olur konusu , Gravite Nedir Gravite Yöntemi nasıl Olur 1. GRAVİTE YÖNTEMİNİN TEMELİ Gravite yöntemi , temel jeofizik yöntemlerinden biridir. Yeraltnın homojen olmaması ve değişik yoğunlukta kayaçlann bulunması nedeniyle yerkürenin yerçekimi ivmesi "g" ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 03-10-2008   #1 (permalink)
Standart Gravite Nedir Gravite Yöntemi nasıl Olur

Sponsorlu Bağlantılar


Gravite Nedir Gravite Yöntemi nasıl Olur

1. GRAVİTE YÖNTEMİNİN TEMELİ
Gravite yöntemi , temel jeofizik yöntemlerinden biridir. Yeraltnın homojen olmaması ve değişik yoğunlukta kayaçlann bulunması nedeniyle yerkürenin yerçekimi ivmesi "g" de küçük değişmeler meydana meydana gelir. Bu değişmelerin , yeryüzünde , özel aletlerler ölçülmesi ve bu değerlerin kıymetlendirilmesi, gravite yönteminin teşkil etmektedir. Demekki gravite yöntemi kısaca , yeraltındaki değişikyoğunluklardan oluşan yerçekimi ivmesi " g" tün küçük değişmelerini ölçmek ve bu ölçü değerlerini kıymetlendirerek yeraltında aranan cisim veya jeolojik yapı hakkında bilgi edinmektir.
Bir maden yatağıyla yatağın etrafındaki kayacın yoğunlukları arasında fark yoksa , böyle bir maden yatağı gravite yöntemiyle bulunamaz . Ayrıca yeraltının hep yatay tabakalardan ibaret olması halinde de, bu durum gravite yöntemiyle saptanamaz.
Gravite yönteminin Türkiye'deki uygulamasında ilk olarak M.T.A Enstitüsünde başlanmıştır.Çoğunlukla petrol aramalarında uygulanmıştır . Bugün de bütün petrol aramalarında bir ön etüt olarak gravite yöntemi uygulanmaktadır.
Türkiye 'de gravite yönteminin maden aramalarındaki uygulanışı yine M.T.A Enstitüsünde olmuştur. K. Ergin 'in 1947 deki Dudaş antimon aramaları ilk uygulamalardandır.
(M.T.A arşivi ) 1951'de S. Yüngül tarafından Guleman'da krom aramalarında uygulanan gravite yöntemiyle olumlu sonuçlar alınmıştır. 1959 yılından sonra M.T.A Enstitüsünde demir aramalarında da gravite yöntemi uygulanmaya başlanmıştır. (M.T.A arşivi ) gravite yönteminin , maden aramalarında daha çok , yoğunluk farkı büyük olan madenlerle rezervi büyük olan madenlere uygulanması gerekir. Gravite anomalileri yer altı jeolojisindeki yoğunluk farkından ileri geldiğinden , gravite haritasındaki her anomali aranan cevhere ait olmaya bilir. Yer altı jeolojisinin ve yoğunluk farklarının iyi bilinmesi değerlendirmede önemli rol oynar.
Petrol aramalarında , petrolle ilgili yapıyı, fay ve tuz damlandı ortaya çıkarmak , sismik etütlere yardımcı olmak amacıyla gravite yöntemi uygulanmaktadır. Ayrıca , muhtelif tektonik üniteleri tetkik etmek , büyük fay sistemlerini ortaya çıkarmak , genç tabakalar tarafından örtülmüş havzalarda mağmatik kütle sınırını
araştırmak , yerkabuğunun kalınlık ve strüktürlerini incelemek amacıyla gravite yönteminden yararlanılmaktadır.
Bugün gerek karada ve gerekse denizlerde hem ekonomi , hem de bilimsel amaçlar için gravite etütleri yapılmakta olup , gün geçtikçe gravite yönteminin uygulanması önem kazanmakta ve gelişmektedir.
1.1. Gravite Anomalilerinin Kaynağı
Yeryüzünde ölçülen bütün gravite anomalileri kayaçlann yatay yoğunluk değişimlerinden ve düşey yoğunluk sınırlarının yatay olmamasından ileri gelirler. Eğer yeri oluşturan malzemeler yatay homojen yoğunluklu tabakalar olsaydı, yoğunluk düşey olarak değişse dahi hiçbir gravite anomalisi vermeyecekti. Eğer tabakalar farklı yoğunluklu kütlelerin bir araya gelmesiyle oluşmuşlarsa, yeryüzündeki bir noktadaki gravite değeri bu kütlelerin her birinin ayrı-ayrı gravite etkileri toplamından kaynaklanmaktadır.
Genel olarak aşağıdaki jeolojik faktörler gravite anomalisine sebep olmaktadırlar:
Tortul kayaç tabakalarının yapısı ve yoğunluk sınırları. Yatay bozulmalar ve
yatay yönde görülen yoğunluk değişimleri.
Kristalin temelin yüzey topografyası. Kristalin temel, tortul kayaçlarda daha
yoğun olduğundan dolayı bu daha çok etkinliğe sahiptir.
Kristalin temelin iç yapısı. Kristalin temeli oluşturan kayaçlann yoğunluğu
önemli biçimde farklılık göstermektedir ve bu nedenle de temelin iç yapısı
çoğunlukla şiddetli gravite anomalileri oluştururlar. Petrografik ve yoğunluk
etkisi temel derinliği büyük olmadığı hallerde etkili olmaktadır.
Yer kabuğunun derinlik yapısı. Yer kabuğunun heterojen yapısının gravite etkisi
jeosenklinal bölgelerde daha fazla görülmektedir.
Bu faktörlerin her birinin gravite etkinliği incelenen arazinin genel jeolojik şartlarına bağlıdır.




1.2. Rejyonal ve Rezidüel Gravite Anomalileri
Gravite ölçülerinden elde edilen gravite değerlerinin jeolojik yorumunun yapılabilmesi için gravite anomalilerinin ayrılması ve gravite alanı dönüşümleri geniş bir şekilde kullanılmaktadır. Bu konu üzerine yapılmış pek çok çalışma vardır (Andreev,1938; Fisher, 1942; Hughes, 1942; Skeels, 1942;Kogbetliantz, 1944, 1945;Griffm, 1949;Peters, 1949; Agogs, 1951; Oldham ve Sutherland 1955; Grant, 1957; Pick vd, 1973; Blakely, 1995).
Bu işlemin yapılmasını zorunlu kılan, gözlem gravite alanının çok sayıda jeolojik nedenlerin etkisini göstermesidir. Bunlardan en önemli olanları tortul birikimlerin yapısal özellikleri, bileşenlerinin yoğunluğu, kalınlığı, kristalin temelin petrografik heterojenliği, yüzey topografyası, ve kısmen de asidik ve bazik intrüziv cisimlerin olması ve yer kabuğunun derinlik yapısı olmaktadır.
Süperpozisyon prensibine bağlı olarak değişik jeolojik yapıların gravite etkileri toplanarak tek bir gravite alanı doğurmaktadır. Toplam alanın yorumu için bu toplam anomalilerin bileşenlerine ayrılması gerekmektedir.
Genel olarak yeryüzündeki bir noktada ölçülentoplam gravite anomalisi,
rejyonal bileşen veezidüel bileşenlerine ayrılabilir. Bunlardan başka gravitenin uygulanmasında ve topografide ölçüm hatalarına bağlı bir kısım vardır. Bunlar gürültüler şeklinde görülmektedir. Bu gürültüler de ölçülerle üst üste binmiş durumdadır. Bütün bu etkiler hesaba katıldığında gravite alanını

şeklinde yazabiliriz. Yorumun doğru bir şekilde yapılabilmesi için ölçümlerde bulunan gürültülerin süzülerek atılması gerekir (Naidu, 1967). Rejyonal ve rezidüel anomaliler ise yeraltındaki farklı derinliklerde yer alan farklı yoğunluklu cisimlerin etkileridir. Rejyonal bileşen alçak frekanslı derin kütlelerin, rezidüel bileşen ise yüksek frekanslı sığ kütlelerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Bunların toplamı gravite alanını vermektedir. Rejyonal anomaliler Bouguer anomali haritasında yavaş bir değişim, rezidüel anomaliler ise daha hızlı bir değişim gösterir.
Bölgesel ve yerel anomalilerin ayrımı nispidir. Yani, rejyonal ve rezidüel anomaliler çalışma alanının büyüklüğüne göre tanımlanmaktadır. Küçük bir alanda rejyonal anomali gibi gözüken anomali, inceleme sahası büyüdükçe lokal anomali gibi davranmaktadır.


1.3. Gravite Anomalilerini Ayırma Yöntemleri
Gravite anomalilerinin yorumlanması için Bouguer anomali haritasında, derin etkilerden ileri gelen rejyonal anomalilerin sığ kütlelerin etkisinden oluşan rezidüel anomalilerden ayrılması gerekmektedir. Bu anomalilerin birbirlerinden ayrılması için temelde iki yöntem vardır:
Korelasyon-İstatistik yöntemler
Deterministik yöntemler
1.4 Korelasyon-İstatistik Yöntemler
Korelasyon-İstatistik yöntemler gravite anomalisiyle kesit arasında belirli bir ilişki olmadığı durumlarda kullanılmaktadır. Bu yöntem kullanılarak gravite anomalisinin belirli bir sınırın şeklinin değişmesini ortaya koymak mümkündür. Bu yöntemle örneğin gravite anomalisinin kristalin temel yapısına bağlı olduğu belirlenmiştir. Korelasyon yönteminin bu şekilde kullanımı günümüzde de yapılmaktadır. Detaylı gravite ölçümlerinin yapılmasıyla deterministik yöntemlerin ağırlığı artmış olmasına rağmen korelasyon-istatistik yöntemler hala basarı ile uygulanmaktadır. Korelasyon-İstatistik yöntemler sismik verilerle kullanıldığında çok etkili sonuçlar vermektedir.
Bu yöntem jeofizik alanların rasgele durağan ergodik fonksiyonlar şeklinde gösterilmesi esasına dayanır. İstatistik yöntemler gerekli sinyalin rasgele gürültüden ayrılması problemine özel istatistik işlemler yaparak çözmektedir. İstatistik yaklaşımın kullanılmayışı durağan rasgele fonksiyonların ergodik fonksiyon olması şartındandır. Bunun da gerçekleşmesi mutlaka başlangıç verilerinin çok büyük (hem de profillerin çok uzun) olmasına bağlıdır. Korelasyon-İstatistik yöntemlerin matematik temelinde dispersiyon D(x), oto korelasyon ve karşılıklı korelasyon " fonksiyonlarının tanımına dayanmaktadır (Serkerov, 1986).
Dispersiyon eğrisinin profil boyu sapmalarını belirtmektedir ve


(2)

denklemiyle verilmektedir. Burada N, profillerin nokta sayısını vermektedir. N, çok büyük olmadığından D(Ag) kayan pencere yöntemi ile hesaplanmaktadır. Böyle dispersiyona seçilmiş dispersiyon denilir ve bunun eğrisi lokal anomalileri ayırmada kullanılır. İki farklı fonksiyon (örneğin Ag(jc) anomalisi ve H yüksekliği) arasındaki korelasyon bağıntısı

(3)

olarak hesaplanır. Ag(x) değerini r kadar kaydırarak Ag(x + t) değerine bağlı olması oto korelasyon fonksiyon ile belirlenir.

-(4)

İki farklı fonksiyonun birinin diğerine bağlı olması (örneğin iki komşu profildeki Ag değerlerinin)


(5)
denklemiyle ifade edilir, r kayması ^(V/nun maksimum olduğu değerde bulunur.
Genelde korelasyon yöntemler gravite anomalisini doğuran sınırın ortaya konulması problemlerine, istatistik yöntemler ise petrol-gaz aramalarına uygulanmaktadır.
1.5 Deterministik Yöntemler
İstatistik yaklaşımdan farklı olarak gravite alanının bazı özelliklerini dikkate almaktadır. Örneğin sinyalin potansiyel fonksiyon olarak kabul edilmesine karşın, gürültü bazı durumlarda potansiyel fonksiyon, bazı durumlarda rasgele fonksiyon, bazen da bunların karışımı olduğu kabul edilir. Sinyalin gürültüden ayrılmasına imkan sağlayan önemli şart bunların spektrumlarındaki fark olmaktadır. Deterministik yöntemlere gravite alanının dönüşüm yöntemleri, süzgeç operatör yöntemi, interpolasyon, extrapolasyon, yaklaştırma yöntemleri, integral denklemlerin çözüm yöntemleri dahil edilmektedir ve
eğrileri yuvarlatma yöntemi
ortalama değer yöntemi
profil yöntemi
türev yöntemi
analitik uzanım yöntemleri
süzgeçleme yöntemi
polinomal yaklaştırma yöntemi
Andreev Griffin yöntemi
Saxov-Nygaard Yöntemi
Tam Gradyan yöntemi
olarak sıralanabilir.

Rezidüel anomalinin ayrılması için yöntem seçimini etkileyen pek çok etken vardır. Bu etkenlerin başında yapılacak işin miktarı, gravite haritasının karmaşıklığı, istasyonların sıklığı ve dağılımı, verilerin kalitesi gibi etkenler gelir. Çok fazla veri ve karmaşık gravite haritaları bulunduğu zaman analitik yöntemlerin seçilmesi en uygundur. Az veri ve basit bölgesel etkiler olduğu zaman grafik yöntemler tercih edilmelidir.
Gravite anomalileri incelendiğinde bilinen jeolojik yapıların anomalilerinin çıkarılması gerekir. Tortul tabakasında bu kütleler sığ kısımlardaki yoğunluk heterojenliği bölgeleri olmaktadır. Bu kısmın yapısı elektrik ve sismik yöntemlerle çok kolay elde edilebilmektedir. Kristalin temelin üst kısımlarının etkisi kuyu ve jeofizik yöntemlerden hazırlanan kesitler kullanılarak belirlenmektedir.
Bu şekilde ayrıca birimlerin gravite etkilerini çıkartmakla elde edilen anomaliye artık anomali denilir. Artık anomalilerin bulunması da jeolojik yorumlamanın bir aşamasıdır.
Ayrıca faktörlerin gravite etkilerinin dikkate alınması yöntemi incelenen probleme bağlı olmaktadır. Çok zaman bu etki düzlem şekilli tabaka formülü ile yapılmaktadır. Yoğunluk bilgileri daha doğru bilindiğinde Parker yöntemi kullanılmaktadır (Parker, 1972).
Bu çalışmada, Andreev-Griffin ve Saxov-Nygaard yöntemleri ele alınmıştır

 

UquR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Sponsorlu Bağlantılar
Alt 18-11-2008   #2 (permalink)
Standart Cevap: Gravite Nedir Gravite Yöntemi nasıl Olur


ÇEVRE JEOFİZİĞİNDE GRAVİTE UYGULAMALARI



1 GİRİŞ



Günümüzde jeolojik problemlerin çözümünde mekanik ve diğer yöntemlerin kullanılması birçok güçlüğün yanında ekonomik bir yükü de beraberinde getirmektedir Bu ve birçok amaç için geliştirilmiş olan jeofizik yöntemlerden bir veya birkaçı, sorunların özüne ve kapsamına bağlı olarak seçilerek uygulanırlar

Bu yöntemlerden biri olan gravite yöntemi, çevresel problemlerin çözümünde nadiren de olsa kullanılmaktadır



2 ÇEVRE SORUNLARI



İnsan yaratılışından bu yana, doğada yararlanmış, doğayı işlemiş bilgi birikimine ve teknik ilerlemeye koşut olarak doğaya egemen olmaya çalışmıştır

İnsanın hava, su, toprak olmaksızın yaşamını sürdürmesi olanaksızdır ve ilginç olanı doğanın yanı sıra kendisi gibi yaşamını bu temel öğelere borçlu olan diğer canlı türlerini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasıdır

İnsan faaliyetleri sonucunda çevreye verilen zararlar, doğanın kendini yenileyebilme yeteneği sayesinde başlangıçta fark edilmemiş hatta çevrenin zamanla bu kirliliği yok edeceği düşünülse de, zaman içinde sanılanın tersine, çevreye bırakılan kirliliğin nicel ve nitel olarak artması, çevrenin kendini yenileyebilme yeteneğinin çok üstüne çıkmış, çevre hızla bozulmaya başlamıştır



3 GRAVİTE



Gravite ölçümleri nadiren çevresel problemlerin çözümünde kullanılır Bunun nedeni sadece oldukça pahalı olması değil ayrıca gömülü çöpler gibi küçük maddeleri tanımadaki zorluklardır

Şekil 355, Şekil 350’nin riskli çöp alanının gravite ölçümleriniDeğerlendirme serbest hava ve Bouguer düzeltmeleriyle kuşatılmıştır Serbest hava düzeltmelerinden sonra woste deposit (çöp birikintisi = çöp alanı) hala zayıf negatif bir anomali olarak görünür Fakat başvurulan Bouguer düzeltmelerinden sonra bu tamamen düşürülmüştür göstermektedir İstasyonlar 200 m7lik gravite profili boyunca 10 m aralıklarla yerleştirilmiştir

Bundan dolayı, ham gravite verilerini serbest hava ve Bouguer düzeltmelerine başvurarak düzeltmek zorunludur Aksi halde yanlış yorumlar ortaya çıkar Geomanyetik ölçümü (3-8) Hindistan ve USA’daki toprak dolgu bir gravite çalışması ile araştırılmıştır Birbirine komşu 8 hat üzerinde 5-1/ m aralıklı 200 gravite istasyonundan dolguya kadar olan tam Bouguer konturunu da bu şekilde görüyoruz (356) ayrıca bu şekilde (356) buzlu tortul ve kayaların litolojik yüzeylerindeki değişikliğe rağmen bölgesel varyasyonları da görüyoruz Bu eğilim aslında şu şekildeki (357) gravite düşey çizgilerini meydana çıkarmak için Bouguer anomalilerinden yararlanılarak yapılmıştır

Yeraltındaki toprak dolgunun şekli 2 katlıdır

1 Buzlu tortul ve kayaların arasındaki sürekli bir 053 gr/cm3’lük yoğunluğa sahip olan modeldir Bunu şu şekilde görebiliyoruz (358)

2 Toprak dolgunun (landfill) asıl boyutları hakkındaki bilgileri kullanarak, rezidüol gravite alanındaki değişim, bölgeler arasındaki (kısımlar) yoğunluk farkından ileri gelir

Bu iyi sonuçlardan başka atılmış materyallerin daha fazla fiziksel özellikleri gravite verilerinden çıkartılır Toprak dolgunun kuzeyden güneye olan hesaplanmış yoğunluktaki artış incelenmiştir Bu, daha yaşlı olan kuzey kısmındaki kuvvetli sıkıştırma ve dolu materyallerdeki değişiklikten kaynaklanır

Kuzeyde baskın olarak yüksek yoğunluklu evsel atıklar güneyde düşük yoğunluklu inşaat atıkları çoğunlukla bulunmaktadır Ayrıca %20 su doyumu ve $43’ten $48’e uzanan gözenekli yapı hesaplanan yoğunluklardan beklenir

Sonuçta gravite yöntemi bütün waste (çöp) alanları için uygun olmayabilir Yalnız burada gravite ölçümü uygun olur Çünkü homojen buzul tortul ve dolguların arasındaki yoğunluk farkına dayanır

31 Geotermy



Jeotermal araştırmalar ise riskli waste (çöp) alanlarının (birikinti) yüzeyindeki kuvvetli sıcaklık akıntılarına bağlıdır Ne yazık ki bu özel ısı sıklıkla güneş ışınlarının meydana getirdiği sıcaklıktan daha küçüktür Yağmur ve diğer meteorolojik etkenler güneş ile rekabet halindedir Ve tayin edilmesi zor olan sıcaklık akıntıları meydana getirir

32 Case Hıstory Ve Uygulamaları



MORS TUZ DOMLARI

Bouguer Anomalisinin Mors tuz domları hakkındaki orijinal yorumu Kuzey Jutland’da 1974’te yapılmıştır

Beş yıl öncesine kadar herhangi bir sismik sonuç bilinmiyordu Araştırma tuz domlarındaki radyoaktif çöplerin güvenli düzeni hakkındaki uygulanabilir çalışması ile ilgiliydi Fakat hidrokarbonlar için yapılan çalışmayla yöntem aynıdır Tuz domları bir küreye yaklaştırılmıştır Δgmax x 15 mgal ‘in değeri ve yarı uzunluğu 3,7 km’dir, (238A) profilde görüyoruz Kütle merkezinin derinliğinin araştırılmasında kullanılmıştır Kürenin derinliğini hesaplamak için materyal ile sarılı tuzun yoğunluğundan yararlanılmıştır Kürenin yoğunluğu δﻡ = 0,2 μg/m3, yarıçap 4,1 km ve derinlik 0,7 kmdir Bununla sonradan sismik sonuçlarla uyumun olduğu bulunmuştur

Eğer tuz domları uzunluğu 5300 m, derinliği 700 m, yarıçap 4400 m ve yoğunluğu –0,2 μg/m3 olan dikey bir silindire yaklaştırılsaydı beklenen Δgmax x 19 m Gal civarın da olurdu

Yoğunluklardaki şüphe yorumlarda en büyük problemdir Sonuçta, şu her zaman akla gelmelidir ki herhangi bir jeolojik model sadece çok karışık jeolojik olaylar için yapılan ham () yaklaştırmalardır

Bu gördüğümüz şekilde ise (239) dikey bir silindir modelinin nasıl tuz domlarını tanımlamada iyi olduğunu gösteriyor

Açıkça iyi bir jeolojik detay jeolojik veri yorumları ile çözümlenmeyebilir

4 MİKROGRAVİMETRE İLE YAPI ZEMİN ETÜDLERİNDE YER ALTI BOŞLUKLARININ TESPİT EDİLMESİ



Son yıllarda şu soru sık sık sorulmaktadır Yeraltındaki boşluklar jeofizik yollarla keşfedilebilir mi (birkaç metre çapında ve satıhtan en fazla 10 m derideki)? Bu soruya olumlu bir cevap alındıktan sonra da sıra şu sorunun cevaplanmasına geliyor Bu durumda hangi jeofizik yöntemi en ucuz ve aynı zamanda en güvenilir olanıdır?

Hannover’de toplanan son Mühendislik Jeolojisi Kongresi’nde öğleden önceki tüm oturum süresi yeraltındaki boşlukların bulunması konusuna ayrılmıştır Bu toplantıda, bu problemin çözümünde gravite yöntemlerine öncelik vermenin önemi vurgulanmıştır Ayrıca son yıllarda bu konudaki en son yayınlar incelendiğinde çoğunlukla başlıca gravitasyon yöntemlerinin tanımlandığı ve tartışıldığı görülür

Bunun nedeni şu gerçekte yatmaktadır En küçük göreli yoğunluk farkı bile (burada boşluk) nispeten büyük derinlikte ölçülebilen bir gravite etkisi verir Burada incelenen boşluk ile bu boşluğu çeviren kaya arasındaki yoğunluk farkının büyük ve çok iyi bir şekilde bilinir olmasının şüphesiz büyük önemi vardır

Bundan 7-8 yıl öncesine kadar hiçbir jeofizikçi gravite yöntemiyle yeraltında boşluk aramaya kalkışmadı 2-10 metre derinliğinde ve 1-3 metre çapındaki bir boşluğun vereceği düşünülen gravite etkisi miligolin binde birkaçı ile yüzde birkaçı arasında değişir

Jeofizik araştırmalarda kullanılan gravimetreler genellikle tek ölçülerde yüzde 2-3 miligollik hassaslık sınırına sahiptirler Böyle bir gravimetre ile hassas sonuçlar almak ve hata sınırını küçük anomalileri bile yakalayacak sınırda tutmak için çok sayıda tekrar ölçü yapmak gerekir Bu takdirde bu araştırmanın ekonomik olmayacağı söz konusudur

Ancak mikrogravimetrelerin geliştirilmesiyle en küçük anomalilerin bile saptanabildiği limite erişilebilmiştir Mikrogravimetreler 0,005 miligal = 5 mikrogallik bir hassasiyet garanti etmektedirler

Son zamanlarda PRAKLASEISMOS MİKROGRAVİMETRİK araştırma alanında pratik deneyim kazanma hususunda önemli bir fırsat elde etti Şirketin bir müşterisi, bir inşaat kompleksinin temel çalışmalarında, yer altı boşluklarının olup olmadığını gravimetrik yoldan araştırılmasını talep etti Aslında bu inşaatın altında bir yer altı boşluk sisteminin var olduğu biliniyordu Zira daha önce burada yapı malzemesi temini amacıyla büyük boşluklar ve tüneller oluşturulmuştur İnceleme alanında, tünel sisteminin bir kısmına yüzeyden erişmek mümkündü Tünelin bu bölümü, birbirine dik, 10’ar metre aralıklı ve 2x3 metre boyutundaki galeri ağzından oluşmaktaydı

Galeri ağı yüzeyden 8 m yeraltında bulunuyordu CLAUSTAL ÜNİVERSİTESİ Jeofizik Enstitüsü LA COSTE VE ROMBERG D modeli gravimetre kullanmaktadır İşbirliği ile iki sahada bir pilot çalışma yapılmıştır Bu pilot sahalardan bir tanesi bilinen boşluk sistemi üzerinde seçilmiştir Test sahalarında 5x5 metrelik ölçüm ağı uygulanmıştır Her ne kadar bu denemede kullanılan mikrogravimetrenin (Drift’i) olmayacağı tahmin edildi ise de, araştırma süresince 5 mikrogal/h’i aşmayan drift saptanmıştır Bu dirft uygun bir yöntemle gerçeğe uygun olarak saptanmış ve yorum sırasında hesaba katılmıştır Burada şüphesiz tekrar belirtmeye gerek yok; Gravimetre istasyonlarının kotları bir milimetre hassasiyetle saptanmalıdır Mikrogravimetre sonuçlarının hassasiyetini bozmamak için gelgit düzeltmelerinin kesin olarak saptanması gerekmektedir

Bu yöntemle elde edilen anomalilerin tek bir boşluğun etkisi mi yoksa, boşlukların grup etkisi mi olduğuna karar vermek pek tabii olarak mümkün değildir ancak bu denemeden çıkarılan sonuç şudur;

Mikrogravimetre araştırmalarının büyük bir değeri olduğu ispatlanmış olup, kalitatif yorumlarda bulunmak mümkündür*

5 HEYELANALANLARININ JEOFİZİK YÖNTEMLERLE ARAŞTIRILMASI VE MÜHENDİSLİK AÇISINDAN ÖNEMİ





Toprak, taş veya bunların karışımından oluşan, belli bir şevi olan taneli malzemelerin ya da zeminin yerçekimi etkisi ile bir yüzey üzerinde ani bir kırılma ile birdenbire yada yavaş olarak aşağı ve dışa doğru hareket etmesine "Heyelan" denir Bir çok ülkede doğal olarak meydana gelen heyelanlar mala, mülke hasar vermesi ve ölümlere neden olması bakımından dolaylı, taşıma (ulaşım) ve iletişim ağının bozulması nedeniyle dolaysız olarak hem parasal hem de insan değerleri bakımından başlıca sorundur

Bu türden etkinlikler projenin tamamlanmasının gecikmesine neden olan ve proje maliyetini arttıran heyelanların başlamasına neden olur Bugün dünyada bir çok ülke tarım alanlarını, karayolu, demiryolu ve benzeri tüm mühendislik yapılarını heyelanlardan korumak için çalışmalar yapmaktadır, örneğin, Japonya'da 1958 yılında çıkartılan" Heyelan Önleme Yasası" ve 1969 yılında çıkartılan "Dik Yamaçlardaki Çökmelerin Neden Olduğu Afetlerden Korunma Yasası" ile korunma çalışmaları kurallara bağlanmıştır Ülkemizdeki "Afetler Yasası"nın yeterliliği ise bugün için tartışmalıdır

Heyelanların oluşum mekanizmalarını ve oluşumunu etkileyen etmenlerin kavranabilmesi, olumsuz etkilerinin azaltılması yada tümüyle engellenmesi mühendislik jeolojisi, mühendislik jeofiziği ve inşaat mühendisliği çalışmaları ile , sağlanabilir Doğal afet olarak tanımlanan ve büyük ölçüde arazi ve can kaybına neden olan bu olaylarda, üzerinde yaşadığımız yerküredeki (madencilik, baraj, demiryolu, karayolu, konut ve endüstriyel yapıların yapımı gibi) ekonomik yetkinliklerde büyük önem taşımaktadır

Heyelanlar dağ yamaçlarında olduğu kadar denizlerin, göllerin, nehirlerin, havzaların kıyılarında da meydana gelebilir Heyelanlar sık sık mühendislik yapılarını ve ekonomik gelişme bakımından değerli alanları büyük ölçüde etkiler Yamaç aşağı kaymanın olduğu bir heyelanın şematik gösterimi Şekil 1 'de görülmektedir

Kayan yamacın duraylılığının kestirimi için yerel yer kaymalarının tarihçesine, çevrede yaşayan insanların ekonomik etkinliğine, bölgenin iklimsel ve hidrolojik koşullarına dayanan yeraltı suyu rejimi verilerine ilişkin araştırmaların sonuçlarına da bakılmalıdır Jeofizik yöntemler uygulanarak mühendislik jeolojisi edilebileceği görülmüştür Yer kaymalarının araştırılmasında elektromanyetik yöntemin kullanıldığı Conon vadisinde Glen Uig yer kaymasındaki iletkenlik araştırması iyi bir örnektir

51 Heyelanlarda Gravite Yöntemi



Heyelan alanlarında tek ölçümlerle veya zamana göre sistematik olarak yapılan gözlemlerle gravite değişimlerinin incelenmesi amacıyla uygulanan yöntemdir Heyelan alanlarındaki gravite değişimi ortalama değerden 1-3 gu sapma gösterir Ancak bazı durumlarda, gözlemler sırasındaki heyelan alanının etkinliğine, gözlem noktalarının bulunduğu yerlerdeki jeolojik özelliklere ve diğer bazı etmenlere bağlı olarak gravite değişimindeki sapmalar 4-8 gu olabilir Zamana göre gravite değişimi heyelan gelişimi nedeniyle oluşan yoğunluk değişimi ile heyelan kütlesini oluşturan kayaçların düşey yöndeki mikro düzeyde hareketleriyle ilişkili olarak oluşan ivme olmak üzere iki etmene bağlıdır İvmeye, heyelanın etkinliği, mikrosismik titreşimler ve atmosfer başmandaki değişimlerin yarattığı heyelan alanının yüzeyini etkileyen yüklerdeki değişimler neden olabilir

Mühendislik jeofiziği çalışmalarında birbirinden farklı seriler halinde zamana bağlı, sistemli gravite ölçümleri sırasında aynı nokta için elde edilen Bouguer anomalileri kullanılmaktadır Heyelan alanının dış sığırlarının elektrik, sismik gibi alışılmış jeofizik yöntemlerle belirlenemediği durumlarda duyarlı gravite çalışmaları vara/lı sonuçlar verebilir Atmosferik basınç farkının en yüksek olduğu günlerde yapılacak 3-5 adet periyodik ölçümler ve gravite değerinin büyüklüğünde gözlenecek büyük değişimler araştırma alanınca özellikleri yansıtabilir

Heyelan alanlarının etkinliğinin araştırılmasında gravite yöntemi uygulamaları, çekim kuvvetinin zamanla değişiminin heyelanın gelişme ritmi ve kayaçların "konum ve özelliklerinin zamana bağlı değişimlerini yansıtması" gerçeğine dayanmakladır Örneğin gravite ölçümünün yapıldığı yerdeki kütlelerin gerilme deformasyonundan etkilendiği düşünülürse, o zaman kayaç yoğunluğu da azalacaktır Sıkışma deformasyonû durumunda ise gravite kuvveti azalacaktır Böylece devamlı yapılacak gözlemlerle kayan kütlenin ne zaman hangi tip deformasyona uğradığı saptanabilir

Heyelan alanının kayma hızı en yüksek hıza eriştiği dönemlerin gravite kuvvetinin göreceli olarak azaldığı dönemlere rastladığı kanıtlanmıştır Gravite kuvvetinin en büyük olduğu dönemler ise genellikle alanın kaymasından bir kaç gün öncesine rastlar Bu nedenle, manyetik ve gravite gözlemleri heyelanların önceden kestirilmeleri- için büyük önem taşır Heyelan araştırmalarında yüksek duyarlı gravite ölçümlerinde profiller arası uzaklık 20-100 m gözlem noktaları arası uzaklık ise 2-10 m olmalıdır

6 MİNERAL ARAŞTIRMASI (KEŞFİ)



Graviteye dayanan araştırmalar minerallerin keşfinde 2 görev yerine getirirler

Cevher kitlesinin aranması ve keşfi
Cevher kitlesinin büyüklüğünün tespit edilmesi ve cevherin tonajının saptanması
61 Yukon’daki Faro Kurşun-Çinko Maden Yatağının Keşfi



Gravite incelemesinin ayrılmaz bir parçası olduğu entegre bir hava ve yer jeofizik keşif programı Kuzey Kanada’daki Yukon’da bulunan Kurşun-Çinko maden yatağının keşfini sağladı (Brock, 1973) Gravitenin cevher kitlesinin büyüklüğünü tespit etmek için en iyi jeofizik yöntemi olduğu saptandı (Şekil 241) Bu yöntem aynı zamanda tonajın yaklaşık miktarını elde etmek için de kullanıldı (44,7 milyon ton) ve elde edilen sonuç kazılarak saptanan, tonaj miktarına (46,7 milyon ton) çok yakın bir sonuç verdi (Tanner and Gibb, 1979) Buna karşılık, dikey manyetik haritalama sığ gradyanların kullanılmasını gerektiren bir anomali ortaya çıkarmıştır (Şekil 241)

62 Piramid Cevher Kitlesi, Kuzey Batı Bölgesi



Kanada’nın Kuzey Batı Bölgesinde bulunan Pine Point’deki piramid Kurşun-Çinko cevher kitlesi “indüklenmiş polarizasyon” (IP) yöntemi kullanılarak keşfedilmiştir (Seigel, 1968) IP’nin diğer özellikleri için 9 bölümü okuyun Gravite anomalilerinin, cevher kitlesindeki mineralleşme dağılımıyla çok büyük bir ikili uyum içinde olması nedeniyle, gravite yöntemi geliştirme kazısının optimizasyonunu sağlamak için kullanılmıştır (Şekil 242) Buna ek olarak, yerçekimi yöntemi verileri toplam cevher tonajını saptamak üzere başarılı bir şekilde kullanılmıştır Elektriksel direnç (7 bölüme bakınız) cevher kitlesinin konumuyla büyük bir bağlantısı olan küçük genlikli anomaliler oluşturmuştur ve bir TURAM elektromanyetik incelemesi (10 ve 11 bölümlere bakınız) tek başına yetersiz olmuştur ve nerdeyse hiçbir anomali ortaya koymamıştır İndüklenmiş polarizasyon yüklenebilirliği çok önemli bir anomali ortaya koymuştur

63 Sourton Tors, Dartmoor, SV England



Bu gravite yönteminin, bilinen bir mineralleşmenin varlığı durumunda (Şekil 243) sonuç vermediğini gösteren bir örnektir Buna karşılık elektriksel, elektromanyetik ve manyetik yöntemler önemli anomalilere neden olmuşlardır (Beer ve Fennig, 1976; Reynolds, 1988) Burada yerçekimi yönteminin başarısızlığı 2 nedenden kaynaklanmaktadır:

1 Mineralleşen arterlerin katmanlaşma miktarını gösteren mineralleşme ölçeği sadece birkaç metre genişliğindeydi

2 Gravimetrenin hassasiyeti, sülfid mineralleşmesiyle çevre kayalıkları arasındaki küçük yoğunluk kontrastını çözmek için yeterli değildi

Gravimetrenin mgal’in onlu katları derecesindeki anomalileri ölçebilme yeteneğine sahip olması ve istasyon aralığının yeterince küçük olması durumunda, mineralleşme bölgesi saptanabilirdi Araştırma sırasında (1969), bu kadar hassas gravimetreler günümüzde olduğu kadar kolay temin edilemiyordu

64 Buzul Kalınlığının Belirlenmesi



Antartika ve Grönland gibi bölgelerde, bölgesel bir yer çekimi incelemesinin tamamlanması için, buz katmanları ve vadi buzulları üzerinde ölçümler yapılması gereklidir Çok sık olarak, bu bölgelerdeki buz derinliği veya buz hacmi üzerindeki bilgiler yetersizdir Buz (0,92 mg/m3) ve tahmin edilen ortalama kaya yoğunluğu (2,67 mg/m3) arasındaki büyük yoğunluk farkı, kolaylıkla ölçülen gravite anomalilerinin gözlenebileceği ve buz kitlesinin dip profilinin (buzul altı topografisi) hesaplanabileceğini ortaya koyar

Bunun bir örneği Grant ve West tarafından (1965) İngiliz Kolombiya’sındaki (Şekil 244) Salmon Buzulu için verilmiştir

Burada, yanından bir yol tüneli kazılmadan önce, buzulun taban profilini tespit etmek için bir gravite incelemesi yapılmıştır Buzul boyunca min 40mgal büyüklüğünde bir artık yerçekimi anomalisi saptanmıştır Arazi düzeltmesinde kaba tahminler yapılması nedeniyle 72 mgal doğrulukla bölgesel kaya yoğunluğunun başlangıçtaki tahmini değeri 2,6 mg/m3 idi ve buzul boyunca elde edilen derinlik profilinin kazıyla elde edilen derinliklere kıyasla %10 daha derin olduğu ortaya koyulmuştur

Hesaplardaki yaklaşıklar değerlendirilirse, uyuşmanın doğru olduğu düşünüldü Buna ek olarak, komşu kayaçların ortalama yoğunluğunun biraz daha az olduğu saptanmıştır (2,55 mg/m3) Bu buzulun tabanı ile kaya tabanı arasında, büyük kalınlıktaki düşük yoğunluklu buzul tortullarının varlığını gösteriyor olabilirdi Ancak, arazi için tamamen düzeltilen veriler üzerinde daha detaylı bir modelleme yapılmış olsaydı, aradaki fark azaltılabilirdi

Buz kalınlık ölçümleri, sismik yansıma incelemeler elektromanyetik VLF ölçümleri ve radyo yanlı sondajları tarafından gittikçe artan bir şekilde yapılmaktadır

Farklı jeofizik yöntemleri arasındaki karşılaştırmalar, buz kalınlığının %10 doğrulukla kolayca elde edilebileceğini göstermektedir Büyük buz katmanları üzerindeki gravide ölçümlerinin (Renner 1985; Herrod ve Garrett, 1986) standart incelemelerden daha az doğruluğa sahip olmasının 3 nedeni olabilir

1 En büyük hatalar yüzey yükseltilerinin belirlenmesindeki yetersizlikler değerlendirilmelidir

Günümüzdeki 5-10 m doğrultulu yükseltiler belirlenmektedir

2 Radyo yanlı–sondaj kontrolünün yapılamadığı bölgelerde, buz altı topografisine ilişkin düzeltmeler 100 metreler seviyesindedir Buz kalınlığı/ kaya yatağı derinliğindeki 100 mlik bir hata ±74 gu’luk bir hataya neden olabilir

3 Tüm gravite incelemelerinde olduğu gibi, Bouguer düzeltme yoğunluğunun düzeltmesinin tahmini değeri çok önemlidir

Büyük buz katmanları bölgesel kayaları ve buz altı jeolojisini tüm bölgelerde olmamakla beraber bazı yerlerde belirsiz kılarlar ve buna bağlı yoğunluklar çok farklı olabilir

Gravite yönteminin buzul bilimine başlıca bir uygulaması da, Antartika’daki yüzen buz katmanlarının dikey hareketleriyle okyanustaki gel-git titreşimler için bir gravimetre aracılığıyla ölçülmesidir (Thiel 1960; Stephenson, 1984) Elde edilen gel-git titreşim düzeni, farklı gel-git bileşenlerine ayrıştırılabilir ve böylece buz katmanının mekanik davranışının okyanustaki gel-git hareketleriyle ilişkisini ortaya koyabilir Gel-git titreşimlerinin belirli bir yerlerde bulunmaması buz katmanının tabana çöktüğünü gösterebilir

Terazimetreler, gerilme ölçerler ve radyo yanlı sondajla yapılan bağımsız ölçmeler böyle bir sonuç doğrulamak için kullanılmalıdır (Stephenson ve Doake, 1982)

65 Mühendislik Uygulamaları



Mühendislik arazi incelemelerinde genellikle çok sığ (50 mden küçük) veya küçük ölçekli (birkaç yüz metre kare) jeolojik problemler hedeflenir Bunun bir sonucu olarak gravite ölçümleri için hedeflenen doğruluk mgal mertebesindedir Yerçekimi kullanılmasının ana nedeni, özellikle çok yüksek seviyelerdeki elektriksel veya akustik gürültü nedeniyle veya büyük sayıdaki kamu yer altı hizmetlerinin başarılı olamayacağı yerlerdeki dengesiz toprak miktarını belirlemektir (Kick, 1985) Buna ek olarak gravite permofrost buz mercekleri veya yer altı, başlıklarının büyüklüğü gibi anomali gösteren toprağın hacmini hesaplamada kullanılır Genellikle eski ocak açma veya maden kazılarının nerede yapıldığını gösteren kayıtlar yoktur ve bunların neden olduğu boşluklar insanlara ve mülkiyete önemli zarar verebilir

Daha yüksek enlemlerin artan bir şekilde gelişmesi beraberinde mühendislik problemlerin ide getirir ve bu bölgelerdeki arazi incelemelerinde gravite araştırması uygulanan diğer jeofizik yöntemleri arasında daha büyük ve daha önemli bir görev üstlenmektedir Bunda jeofizik yöntemlerin artan kullanımıyla jeolojik olayların daha iyi etüt edileceği ve anlaşıldığını söylemek de doğru olur

66 Doldurulmuş Taş Ocaklarının Saptanması



Aşağıdaki örneğin de gösterdiği gibi dolgu malzemesi ile çevreleyen kaya arasındaki yoğunluk kontrastının yetersiz olduğu durumlarda, küçük ölçekli incelemeler doldurulan taş ocaklarını saptamada başarıyla kullanılabilir (Poster ve Cope, 1975)

İngiltere, Newcastle – upon – Tyne’de kurulması önerilen yeni bir teren yolu bölümü, doldurulmuş bir araziden geçiyordu ve bu arazi, daha sonradan doldurulmuş olan ve 19yüzyılın sonlarından kalan kumtaşı ocaklarını içeriyordu Demiryolu bölümünün tasarımı, kazılıp daha sonra örtülecek bir de tünel içeriyordu ve eski taş ocağı yüzeylerinin konumunun yerini büyük bir doğrulukla belirlemek çok önemliydi Dolgu malzemesinin sık olmayan doğası (yoğunluk 1,63 μg/m3) bölgedeki kumtaşının (yoğunluk 2,1 μg/m3) fiziksel özellikleriyle büyük bir zıtlık içindeydi ve bazı jeofizik yöntemleri uygulanabilirdi Ancak arazi boyunca uzanan bazı büyük yer altı boru ve kabloları mevcuttu ve yüzey malzemesi, elektriksel, elektromanyetik veya manyetik yöntemlerin kullanılmasına izin vermeyen, büyük miktarda hurda metal içeriyordu Çalışma saatlerindeki büyük trafik nedeniyle oluşan yüksek seviyelerdeki akustik gürültü ve yaygın bina örtüsü nedeniyle boş alan bulunmaması, sismik yöntemlerin kullanılmasına olanak vermiyordu Bunun sonucu olarak gravite yöntemi seçildi Gece yarısı ve sabah bu yöntem uygulandı Böylece ağır sanayi tesisleri ve trafik nedeniyle oluşan titreşim problemleri engellendi ve park eden araç sayısındaki azalmayla daha kolay bir ulaşım sağlandı

Dolgu malzemesiyle bölgedeki kumtaşı (0,5 μg/m3) arasındaki yoğunluk farkı 0,7 μg mertebesinde küçük ama ölçülebilen kalıcı gravite anomalileri oluşturdu Gravite verileri azaltıldı ve bir kazı çalışması ile bir ön arkeoloji araştırmasının verileri yardımıyla değerlendirildi Kalıcı gravite anomalilerinin (Şekil 245) bir haritası iki taş ocağının da yüzeyinin konumlarını açıkça ortaya koymaktadır

67 Permafrost Arazideki Kitlesel Buz Kitlesinin Saptanması



Büyük buz kitlesinin erimesi ve buna ilişkin buz bakımından zengin bir permafrost ciddi mühendislik ve çevre problemleri yaratabilir Bu nedenle bu tür yer olaylarının belirlenmesi ve tanımlanması çok önemlidir

Kawasaki (1983), Alaska, Fairbanks’de Engineer Creek’de bulunan bir permafrost arazide, önerilen bir yol yapımının yol güzergahı boyunca kitlesel buzun varlığını ve hacmini tespit etmek için gravite incelemesinin bir örneğini vermişlerdir Büyük hacimli kitlesel buzun, pingolarda olduğu gibi önemli gravite, anomalilerine neden olduğu iyi bilinmektedir (Mackay 1960; Rampton ve Walcott 1974)

Katı buz yoğunluğuna (0,88 – 0,9 μg/m3) ve Alaska toprağı yoğunluğuna (1,35 – 1,70 μg/m3) kıyasla ayrı ayrı bölümlenmiş buz ihtiva etmeyen permafrostun yoğunluğu 1,6 μg/m3’tür ve yeterince hassas bir gravimetreyle ölçülmesi durumunda ölçülebilir bir kalıcı gravite anomalisi oluşturmalıdır

Kawasaki ve arkadaşları, kitlesel buzun, şekil 246’da gösterilen profil boyunca yerçekiminin sahip olduğu minimum değerlerle olan ilişkisi aracılığıyla tespit edilmesi mümkün olmakla beraber, ölçümler şist yatağındaki yoğunluk değişimlerine karşı da duyarlıydı

7 YERALTI BOŞLUKLARININ KEŞFİ



Yüzeye yakın gizli boşluklar eğer kazılar sırasındaki çalışmada bulunursa ya da yüzeye çıkması ile açıkça belli olursa ciddi tehlike olabilir

Yerçekimi metodunu kullanarak; bir çok mühendislik ve hidrojeolojik araştırmalarda şüpheli boşlukların keşfedilmesini başardılar (örneğin; Coller, 1963)

71 Doğal Gizli Boşluklar



Yer altı boşluklarını keşfetmek için micro-gravimetry uygulamasının örneği Fajklewicz (1986) tarafından verildi Yıllarca boşluklarda yerçekimi etkisini araştırdı

Yerçekimi alanında dikey yükselmenin hesaplanması üzerine kesit veya kesif metodu gelişmesine yardım etti Fajklewicz, yer çekiminin genişliğinin tahmininden daha büyük olduğunu keşfetti (Figür 248) sebepte hala net değil

Micro-gravity araştırması anhidrid, kireçtaşı, alçıtaşı ve kalsiyumun bulunduğu 40 m derinlikteki karst mağaraları olan Polonya’da Inowroclaw kasabasında gerçekleştirildi Boşluklar yeryüzeyine doğru gelişti ve şehirde en az 40 binanın yıkılması ve tahrip olması ile sonuçlandı Boşluk ile Figure 248A ve 248B zıt yoğunluk; çevreleyen materyal arasındaki yoğunluk tezatı, boşluğun içinde bulunan broş tarafından dolayı nispeten daha azdır

Çekim alanı tamamen dipte gözüken küresel boşluk okumasından dolayı Fajklewicz’in figür 248B’de gösterdiği boşluk gözlenememiş olması gerekirdi Gözlemlenmiş sapmalar oldukça belli iken dikey (düşey) yerçekimi eğiliminden teorik sapmaları boşluğun varlığını göstermek için çok geneldir (Benzer yaklaşım yerçekiminin sapmaları maksimum ya da minimum seviyeye ulaştığı noktalardaki yatay yerçekimi eğimlerinde de kullanılabilir, meyil sıfıra doğru gider, bu nokta sapmaya sebep olan kısmın merkezine doğru ilerler (Butler, 1984)

Buna bir örnek Costen ve Grom (1989) tarafından (pompa odasının üzerinden sağ açıdan geçen) derin kömür madeninde ölçülen yerçekimi datalarını test etmek için verildi (figüre 249)

Blizkovsky (1979) kazı çalışmasının sonucunda, olduğu sonradan kanıtlanan St Venceslas Kilisesinin (Tovacov, Czechoslovakia içinde olduğu şüphelenilen yer altı kemerinin varlığının ortaya çıkmasında dikkatli bir micro gravity araştırmasının olduğunu gösterir

72 Hidrojeolojikal Uygulamalar



Yerçekimi metodu elektriksel metot kadar hidrojeolojide kullanılan bir metottur (Camichoel ve Henry, 1977) Gömülmüş kaya vadilerindeki gibi onların daha çok normal kullanımlarının düşük yoğunluktaki kayaların olduğu düşünüldü Güney Soskatchewon nehri ile birleştirilen ve temel kaya (bedroc) veya buzuldolgu (glonialfill) olarak ikiye ayrılan gizli gömülü vadiler yerçekimi etkisi olarak tanımlandı

Çağdaş nehir vadileri boyunca Bouguer sapmaları günümüz vadilerinde asgari derecede geçiştir (Figure 252) bu düşük yoğunluktaki materyalin varlığını gösterir Sonuçta kazı ile; alüvyon ve kum bulundu

Bouguer sapmalar olarak yorumlamaktan çok, yer altı su seviyesindeki değişikliğin etkisini gözlemlemek için gravimeter kullanmak mümkündür Örneğin bir taştaki %33 gözeneklilik ve %20 özel alıkoyma, su seviyesindeki 30 mlik bir değişim yerçekiminde g of 170 mikrogol bir değişim üretebilir Böylelikle g de belirlenen bir bölgede gravimeter kullanarak küçük değişiklikleri gözlemek mümkündür Akıntı aleti için ve yüzeyi toparladıktan sonra yerçekimindeki tek değişiklik taştaki çatlaklardaki su miktarıdır

Sonuçta bilinen şeklin akiferi için yerçekimindeki ölçülü değişiklik küçük miktardaki kuyularda sınırlı sayıda su seviyesinin gözlenmesi ile birlikte akiferin özel sonucuna çevirebilir Aynı şekilde tekrarlanmış yerçekimi ölçüleri buhar bölgesinin derecesini (volume of drawdown) tahmin içinde kullanılır (Allis ve Hunt, 1986) ve Yeni Zelanda’daki North Island’da bulunan Wairakei jeotermal alanın tekrar dolum derecesini ölçmek içinde kullanılır (Hunt, 1977)

73 Volkanik Tehlike – Kaza



Sonraki patlamayı tahmin etmek üzere aktif volkanların yanlarındaki tepelerdeki küçük değişiklikleri izlemek tam doğru ve gelişmiş araştırma ekipleri ve metotları ile izlemek mümkündür Bu tür çalışmalar genelde depremle ilgili gözlemlerde yürütülür (örneğin Cosentino, 1989) Sonderson (1980 Ağustos ile 1981 Ağustos’a kadar Sicilya’daki Etna dağında yerçekimi gözlemleme ve düzeyini programlamasını gerçekleştirdi Bu zaman içinde 17-23 Mart 1981’de bir lavın Randazzo kasabasını neredeyse vuracağı bir yan patlama oldu Figwe 253’te 3 yarık patlaması safhasını açıkça göstermek için bir şematik diyagramlar serisi gösterildi

1,5 km derinliğindeki hendeklerdeki zorlananlar boyunca tepelerin yükselmesine bağlı olarak yerçekimindeki değişikliklerindeki yeni magmanın injeksiyonundan dolayı olduğu şeklinde yorumlandı (Figure 253A) materyaldeki azalmadan dolayı patlama olduğunda yerçekiminde azalmalar gözlendi (Figure 253C)

Yerçekimi değişikliklerinin büyüklüğü (≈2-25 mikrogal) yükseklikte bilinen değişikliklerle ikiye katlanması (<≈ 20cm) volkanın püskürttüğü yeni malzemenin sütunundaki kabarık daireleri ve Costarika’daki Poas Volcano için magma gövdesinin açılarında radikal değişikliklerin arayüz magmanın dikey hareketlerinden sonuçlanan küçük yerçekimi etkilerini özetledi (Figure 254) Bu volkandaki tek dahili metot – süreç volkan yanında ve üzerindeki ölçülmüş yerçekimi etkisinin oranının kullanarak açıkça ayırt edilebilir Ancak her yan arazi hareketleri deprem işaretlerini çağrıştırmaz

Gerçekten Rymer 1993’te Haziran 1990 – Haziran 1991 arasında Etna dağında yerçekiminde bir yükselme rapor etti ve depremle ilgili (sismik) bir hareket yoktu Yerçekimindeki büyük değişiklikler, zirvenin etrafındaki kraterlerin etrafında ve 1989’da önceki patlamanın yarattığı kırık hattını takiben uzanan bölgede gözlendi (Figure 255) 1990 ve 1991 yılları arasında dış yüzey yükselmelerindeki değişiklikler 3 cmden daha azdı

Hacimde (kütlede) bazı yan yüzeylerde yükselme olması gerektiği önerilen yerçekimi değişiklikleri yükseklik değişiklerinin temelinde beklenilenden daha geniş düzeyde idi Bu 107 mg düzeninde olması hesaplandı ve 1989 patlamasının bıraktığı yarıklar içinde magmanın oraya girmesi ile sebep oldu Magma önceden oluşan yarıklar için bir şekilde göç etti ki depremsel faaliyet ile ilgili bir şeye rastlanmadı Sonuçta yüksekliklerin araştırılması ile beraber küçük yerçekiminin ölçmeleri patlamanın eli kulağında olduğunun kanıtlanmasını üretti

Etna dağındaki patlama 1991’den 1993’e 16 ay sürdü Bu süreçte 10 m3/s oranında delikten lavlar fırladı 300 yıldır en geniş patlama idi

Sismik faaliyetlerin frekansının belirgin örnekleri ile küçük micro gravitenin volkanik patlamaların çok detaylı modelini sağlamaya başlıyor Birçok volkanlarda (günümüzde) yerçekimi, sismik ve termal araştırmalarında faydalanılan aktif monitering programı kullanılır

8 KAYNAKLAR


An introduction to applied and environmental geophysics
Jeofizik Bülteni (Eylül – Temmuz, 1993)
Doç Dr Coşkun SARI, Ders Notları, DEÜ Jeofizik Müh)
Yrd Doç Dr M Ali KAYA, Ders Notları
Environmet Geophysical
UquR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Hızlı Cevap
Yeni Konu aç  Cevapla

Sayfayı Paylaş

Etiketler
gravite, nasil, nasıl, nedir, olur, yontemi, yöntemi

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Sorunun cevabını alttaki kutucuğa yazınız. (Gerekli)

Mesajınız:

Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Cığ nedir- tanımı -nasıl olur UquR Diğer Mesleki Bilgiler 2 08-01-2013 20:26
İşitme Nasıl Olur - İştme Olayı Nasıl Olur Mavi_Sema Konu Dışı Başlıklar 0 19-02-2011 16:12
Köy Yönetimi Nedir .Nasıl OLur UquR Diğer Mesleki Bilgiler 2 09-10-2008 11:03
İsa İlizyonu Nedir Nasıl Olur UquR İlginç Resimler 1 05-10-2008 10:27
Saç tipleri Nasıl OLur Sarısın Uzun Duz Saclar Nasıl Olur UquR Güzellik & Bakım 0 01-09-2008 21:07


Saat: 06:06.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.
Frmartuklu.Net ©2008 - 2014